Peace in the Valley

Peace in the Valley

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

Peace In The Valley 2022 1080p WEBRip x264 AAC5 1-[YTS MX]
കമന്ററി എഴുതിയത് Takaya
@TakayaSubs

ടാഗുകൾ

other
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2024-02-23
ഡൗൺലോഡുകൾ: 45
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

- Evet bakalım. - Kapıyı aç, kapıyı aç!

Bekle biraz.

Jess, arabalara dikkat!

- Nereye gidiyorsun? - Araba almaya!

İki parça şey için ne arabası!

Mağaza yarım saat sonra kapanıyor, ona göre.

Sen arabada bekle istersen, Çavuş Kaptan?

Kaptan Çavuş o. Ayrıca ikinizi başıboş bırakmaya gelmez.

Motorlu testerede adım yazılı benim.

Adın bu akşam başka nereye yazılı biliyor musun?

Ben sık sık terfi alayım o zaman.

Ve kalkışa hazır... Gidiyoruz!

Ben bekleyeyim o zaman arabada.

- Bu kapı gittikçe daha da yavaşlıyor. - Kapıya gelince biraz yavaşlasan?

- Tamam, millet. - Tüh.

- Yürü, yürü. - Hey, Jess.

Gıda boyası, karbonat. Başka?

Sirke.

- Dergilere bakabilir miyim? - Dergiyle yanardağ maketi yapamazsın.

- Kağıt hamuru olursa yaparım. - Bırakın şimdi salatası yapmayı.

Hayatım, okul projen bu senin. Sen git karbonatı bul.

- Biz de Çavuş Kaptan'la diğerlerini. - Kaptan Çavuş.

Kasaya ilk varan dondurmayı kapar!

- Ne? - Koşuyor!

Hep yumuşak olmak zorunda mısın?

Elimde değil. Sirke! Tabiatım böyle.

O tabiatın biraz da ağaç kesmeye yarasa.

Hayatım, o testere ne için sanıyorsun?

Bana atar yapma.

- Sus. - 30 saniye! - Koşma Jess!

- Annen hafta sonu geliyor mu? - Bilmiyorum.

- Bilirsin onu. - Açıp fal bakacak değilim.

Eğer geliyorsa et almak gerek. Çünkü mangal ister benden.

Etimiz var zaten.

- Dondurucuda vardı. - Yok.

Ben onu istasyona götürdüm, maalesef.

Neler varmış burada! İşte bu.

Annen gumbo sever. Şu etlerden alıp...

- Yere yatın! - Eyvah, John! Silah sesi!

- John, Jess! - Gel, gel, gel.

- Yürü! Yürü! - Jesse'yi bul!

Git! Arkadan dolan.

- Jesse! - Git! Çabuk! Yürü!

- Teşekkürler. - Teşekkürler. Sağ olun.

John da minnet duyardı.

Çok sağ olun.

Başınız sağ olsun.

Güçlü ol, Jesse. Baba bir kahraman.

- Teşekkürler. - Öyle.

Biliyorum.

Sağ olun.

- Sen bırak, ben yaparım. - Ben hallederim.

Bırak ben yapayım işte?

- Hayır, gerek yok. - İzin ver yardım edeyim işte.

Bırak kalsınlar. Yarın ben hallederim hepsini.

Anne! Ben hallediyorum.

Teşekkürler.

Tören çok güzeldi.

Hayatım.

Değil mi?

John'un kardeşi gelmedi.

Şaşırmamak lazım herhalde.

- Uğrarım demişti. - Konuştun mu sen?

Onu bilirim ben.

Babanın seveni çokmuş anlaşılan.

- İyi misin? - Evet.

Babamı özlüyorum sadece.

Evet. Ben de, evlat.

- Anne, gelsene. - Dur biraz, Jess!

- Anne, sonra yaparsın. Çabuk. - Tamam.

Amcana sarıldın mı?

- Evet, anne. Sarıldım! - Bir daha sarıl.

Pardon.

Amca, sana bir şey göstereceğim.

Gel!

Amca, bak şimdi.

- Süper! - Evet.

Dikkat geliyor!

Çakmağın var mı?

Yok.

Ash?

Hayatım.

Bir şey ister misin?

Hayır.

Ben biraz...

uzanacağım.

Tamam.

Teşekkürler.

Ben de yavaştan göndereyim misafirleri.

Kavga! Kavga! Kavga!

Hey!

Jesse! Yapma! Jesse! Jesse.

Hey! Jesse!

- Neyi var bunun? - Okuldan beni aradılar.

- Nasıl yani? Niye seni aradılar? - Bilmiyorum.

Bütün gün sana ulaşamamışlar. Acil durum kontağı da benim galiba.

Acil durum neymiş?

- Ufak bir kavgaya karışmış. - Kavgaya mı karışmış!

- Yok sadece... - Jesse!

Ashley, büyütülecek bir şey değil.

- Kahretsin ya! - Oğlanlar yapar öyle.

- O yapamaz öyle şey! - Ashley. Bak...

- Git başımdan! - Bırak, karışma.

Jesse, aç şu kapıyı hemen.

Jesse, kapıyı aç hemen!

Yemin ederim bir daha sormayacağım! Kapıyı aç!

Lütfen, git buradan.

Kapıyı aç.

Jesse, elimden geleni yapıyorum. Kapıyı aç lütfen.

Tamam, sen bilirsin. Ne halin varsa gör.

Hayatım, bırak ben halledeyim.

Gerek yok, anne. Ben hallederim, sağ ol.

Gördün mü? Hallettim.

Yardım ihtiyacın olması kötü bir şey değil.

- Ah, hayatım! - Ben iyiyim.

Evet.

Küçükken hep bunu yapardım, hatırlıyor musun?

Sen uykuya dalana kadar da böyle.

Baksana...

Bir arkadaşım...

geçen sene eşini kaybetmişti.

Kanserden.

Ve...

bir destek grubuna katıldı.

- Yok artık. Destek grubu mu? - Belki o tür bir şey.

Destek grubunun şu anda...

ihtiyaç duyduğum şey olduğunu sanmıyorum.

İstersen...

Jesse'yi ben alayım. Biraz da market alışverişi yaparım.

Size güzel bir yemek hazırlarım.

Sen de o arada belki biraz...

dışarı çıkarsın.

Hı? Belki iyi gelir.

- Sistemi nereye kurayım, müdür? - Şu tarafa.

Tam yeri, iyi olur.

Hey. Burada ses sistemi var ama doğru notaları sadece kendimi sistemimi kurunca buluyorum.

- Onlar doğru notalar mı, emin misin? - Evet, ben gayet eminim.

Seni tanıyorum ben, değil mi?

- Tavlama taktiğin bu mu? - Olabilir. İşe yarıyor mu?

- Hayır. Sık kullanır mısın? - Bazen, doğru kişilerde.

- Sık geliyor musun buraya? - Hayır, gelmiyorum.

- Burada sık çalar mısın? - Evet. Bazen çalıyorum.

Jackson Lisesi'ne mi gitmiştin?

Tanıdık geliyorsun. Seni bir yerden tanıyorum ben.

Bir dakika.

Şey...

Şeydi...

Geçen ay TV'de görmüştüm. Sendin o, değil mi?

Sendin, değil mi?

Tüh.

Çok üzgünüm.

- Fark edemedim. - Sorun değil.

Hıyar gibi hissettim kendimi. Kötü bir niyetim yoktu.

Sorun yok.

Çok zor olmalı senin için.

Neler yaşamışsındır.

Kocan o insanları kurtaran itfaiyeciydi, değil mi?

Gerçekten kocam hakkında mı konuşmak istiyorsun?

Kusura bakma.

Country müzik mi yapıyorsun?

Evet, bazen.

İyi midir?

Bir Charlie Daniels değil ama fena değildir.

- Ne söylememi istersin? - Hall & Oates şarkısı bilir misin?

- Evet, bildiklerim var. - Kesin biliyorsundur.

Bize birer tane daha verir misin?

- Siz de alır mısınız? - Olur, teşekkürler.

Bunlar benden.

Hayır.

Hayır, hayır, hayır.

Dur, dur, dur.

- Haydi ama! Yapma. - Dur. Hayır, hayır, hayır.

Lütfen. Hey. Dur. Siktir ya.

Evde çocuğum bekliyor.

Ne sikimse ya!

Ne yapıyorum ben...

Bana cana yakın geliyordu ama başkalarının yanında huysuzdu.

Bana davranışları...

Merhaba.

- Seans için mi geldin? - Evet. Ben...

Bitirmek üzereyiz ama buyur istersen. Gel katıl bize.

Geç otur şöyle. Dairemize katıl sen de.

Biraz yer açabilir miyiz?

Hemen şöyle.

Çok pardon.

- Pardon. - Hoş geldin.

Peki, Pam. Devam etmek ister misin?

Dediğim gibi...

Çok uzun süredir beraberdik. Yani neredeyse tüm hayatım boyunca.

Çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını kurdular.

Daha 60'ına yeni girmişti.

Çok ani oldu.

Çok erkendi.

Çok çok erken.

Çok özlüyorum onu.

Bir saniye.

Hey!

Hey. Özür dilerim, öyle çatkapı girmek istemezdim.

- Özür dilemene gerek yok. - Yok, çok geç geldim.

Kusura bakma. Saate hiç bakmadım. Pek ne yapacağımı da... Kusura bakma.

Peace in the Valley subtitles in other languages

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left