Muriel, or the Time of Return

Muriel, or the Time of Return

Muriel, ou le Temps d'un retour

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

Muriel or The Time of Return 1963 1080p CC Blu-ray REMUX AVC FLAC1 0-HDH
കമന്ററി എഴുതിയത് 1see0ne

ടാഗുകൾ

Blu-ray
blu-ray
1080
HD
Blu-Ray
REMUX
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2024-04-30
ഡൗൺലോഡുകൾ: 32
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

CNC'nin katkıda bulunduğu bu restorasyon orijinal 35 mm'lik negatifle,

Éclair Group (görüntü) ve L.E. Diapason tarafından 2015'te tamamlanmıştır.

ACI HATIRALAR

İhtiyacım olan şey çekmeceli bir dolap.

1 metre uzunluğunda, fazlasına gerek yok.

İki pencerenin arası için.

Bulamazsam eğer tik ağacından yapılmış bir İsveç masası alırım o zaman.

Dairem eski görünsün istemiyorum.

Hem benim hem de kocamın zevkine hitap etmek zorunda kalacaksınız.

Ne istediğimi biliyorsunuz. Size güveniyorum.

Çerçeve iyi durumda olsun. İyi geceler.

Biraz daha dikkatli olamaz mısın Raymond?

- Burada rahat hareket edemiyorum. - Lekeli bir masa satamam.

- Ne zaman gelecek? - Bir saatten az zamanımız var.

Çok kalacak mı peki?

Lütfen ona bunu söyleme. Bakarsın baban olur bir gün.

Ne olmuş yani?

Onu eleştirmeye çalışma.

- Hayat Alphonse için hiç de kolay olmadı. - Ben Muriel'i görmeye gidiyorum.

Akşam yemeğine gel ama. Bu onun ilk gecesi.

Kız arkadaşınla nerede tanıştığını bana hiç söylemedin.

İsmi buralarda tanıdık gelmiyor.

Şu an için iyi değil. Hayır, aslında iyi.

Şu salak dolaptan ne zaman kurtulacaksın?

Üç gün içinde alacaklar.

Normandie'nin bir köyünde ya da başka bir yerde...

...bir gün uyanırsam hiç şaşırmam doğrusu.

- Giden Paris treni miydi? - Evet, geciktiniz.

- Bir sonraki ne zaman acaba? - Yarın sabah saat 10'da.

Acaba tek başına bir adam gördünüz mü burada?

- Tereddüt eden... - Biletleri kontrol ediyordum.

Teşekkür ederim.

Bir sorun mu var?

Bilmiyorum.

Treni kaçırmak kolaydır.

Önceden bilmen gerekirdi.

Eldivenlerini unutma.

Gidip bakayım. Gecikmiş olabilir. Bak bakalım boş oda var mı?

Lavaboya gitmiştim.

- Valiz getirmedin mi? - Kafeye bıraktım.

- Yeğenim de benimle geldi. - Bir yeğeninin olduğunu bilmiyordum.

Benle gelmesini istedim. Uzaklaşmaya ihtiyacı vardı.

Ona sormakla iyi etmişsin.

- Çok kalacak mı? Bileyim de. - Sen ne kadar istersen.

Saçıma bakma. Yaptırmak istedim ama çok yoğun bir gündü.

- Dur sana bakayım. - Sonra.

Françoise, bizi davet etme nezaketini gösteren Hélene'le tanış.

- Öğrenci misin? - Oyuncuyum. Daha yeni başladım.

- Ne güzel bir iş! - Çok yorucu ama.

Gidelim mi?

Bozukluğun var mı hiç Françoise?

Ben hallederim.

Yürüyerek gideceğiz.

Arabamı bir arkadaşa sattım.

- Hava burada çok berbat. - Paris'te de aynı.

Geldik sayılır. Deniz çok uzakta değil.

- Duyabiliyor musunuz? - Sadece rüzgarlı olduğunda.

- Üşümüş görünüyorsun. - Temiz havadan olsa gerek.

Çok küçük bir kasaba olmamasına sevindim.

Gece vakti kasabayı tanımak pek mümkün değil.

- Sigaram bitti. - Karşıya geçince alabilirsin.

- Evde biraz olacaktı. - Sadece Bensons içiyorum.

- Pall Mall'la idare etmek zorundasın. - Gauloises'u tercih ederim.

Seviyorsan biraz var bende.

Yağmur başladı. Bir damla düştü.

Paris'ten çok çabuk geldik. Daha çok sürer sanmıştım.

Gördünüz mü? Çok da uzak değilmiş.

Burası savaştan sonra tekrar mı inşa edildi?

- Şehitler kasabası. - Evet, pek çok insan vuruldu.

Tam olarak kaç kişi hatırlamıyorum. 200, 3,000... Emin değilim şu anda.

Benim gibi sen de kıl payı kurtarmışsın.

Çok duygulandım. Bunu söylemek istedim.

İlk ben bineyim.

Affedersin Françoise.

Ver şimdi şunu.

- Ben yürürüm. - Beşinci kat.

ANTİKA MOBİLYALAR

İlk ben gireyim.

Evin hali için kusura bakma.

Neredeyse iki yıl oldu, hala yerleşmeye çalışıyorum.

Tüm bu eşyaları hatırlıyorum.

- Kendini evdeymiş gibi hisset. - Önce ısınmam gerek.

Kabanımı çıkarmadığım için kusuruma bakma.

Fransa'ya geri döndüğümden beri durmadan üşüyorum.

Bu geceyi otelde geçirebiliriz. Yarın bir şeyler bakarız.

Benim için sıkıntı olmaz. Herkese yetecek kadar oda var.

- İdare ederiz. - Saçını kestirmişsin.

Eskiden uzun tercih ederdin.

- Size içecek ne getireyim? - Neyin var?

- Schweppes var mı? - Yok.

- Bir kadeh misket şarabı? - Sırf bizim için şişeyi açma.

Buna değersiniz.

Banyoyu kullanmak istersiniz diye biraz yer açayım.

Sıkıntı vermek istemiyoruz. Odayı Françoise'yla paylaşabilirim.

Boş ver. Bu arada, size ne diye hitap edeyim?

Herkes bana Hélene der.

- Yardım edeyim mi? - Hayır, hayır. Ben alışığım.

Demek geldin?

Yanında biri var. Trenden toplamış olmalı.

Bernard geldi.

- Gir içeri. - Hiç mutlu olmuşa benzemiyorsun.

İçeri gir lütfen.

Bernard Aughain. Bay Noyard ve yeğeni Françoise.

- Çok yorgun olmalısınız. - Burayı sevdik.

Bernard askerliği Cezayir'de yaptı.

- Bir yıl önce oradaydım. - Belki karşılaşabilirdik bir yerde.

Kuzey Afrika'da 15 yıl kaldım.

- Hayatımın en güzel günleriydi. - Ben sadece 22 ay kaldım.

Güzel bir ülke. Her zaman güneşli, gökyüzü her zaman masmavi.

- Sana benziyor Hélene. - Çok garip, herkes aynı şeyi söylüyor.

- Hepimiz sevdiklerimize benzeriz. - Sağlığa ve geri dönüşüne içelim.

Bernard'ın Harki'lerle birlikte savaştığını düşünmekte zorlanıyorum!

Nerede kalıyordunuz?

Cezayir'in kuzeyindeki kenar mahallelerde.

Bir kafe işletiyordum, sen de bilirsin...

...sokağa çıkma yasağından dolayı kapalı tutmak zorundaydık.

- Açıkçası şu an bir tuhafiye dükkanı. - Adı neydi?

İsim sana çok bir şey ifade etmeyecek. Son derece münhasır bir yerdi.

Belli bir nüfuzum vardı.

- Nedir bu? - Sana neyi hatırlatıyor?

Sürprizlerini sonraya sakla.

Tümüyle zararsız. Uyuyor. Sadece sıcakta uyanıyor.

Kaldır şunu. Delirdin mi?

Ben de örümcekleri bacaklarından yakalıyorum.

- Yaşına göre davranıyor. - Şu an hiç de sırası değil.

- Son canavar. - Kuşlara bile dokunamam.

- Ben Akrep burcuyum. Ya sen? - Bilmiyorum. Belki bir istiridye.

Saat geç oldu. Acıkmışsınızdır.

İstediğiniz yere oturabilirsiniz.

Anahtarlarımı yine kaybettim.

Tam senlik bunlar Hélene.

Ben de kristal kadehlere bayılırım.

Bu yemek takımını tavsiye ederim.

İnce porselen. Dünden beri satışta.

Evyeye soğuması için şarap koydum. Alır mısın?

Hafif mantar soslu avcı usulü tavuk aldım. Umarım seversiniz.

Sosisi çok sever, özellikle de İtalyan salamını.

Senin gibi Hélene, ancak sen jambonu tercih edersin

Tam bir bohem davranışı!

Rezene ya da kırmızı lahanadan hiç almamışsınız.

Lütfen alın.

- Burada size iyi bakıyorlar. - Tedarikçilerimiz hep aynıdır.

- Düşünceli görünüyorsun Bernard. - Yeni Kaledonya'ya gidiyorum.

- İyi fikir. - Bu fikri sana kim verdi?

- Bu fikri sana kim verdi? - Kendim.

Biz de uzaklara gitmeye yeltenmiştik Hélene.

Etampes yakınlarına, koridordaki ayna yüzünden.

Yüzünü yeşil gösteriyordu.

Ne ilginç bir aile! Biz asla çekip gitmedik.

- Nereye gidiyorsun? - Yumurta kızartmaya. Tavuk sevmem.

Bir kere yesen çok mu yani!

Bernard yumurtaya bayılır.

Bernard, birkaç kaşık getirir misin?

Ben getiririm. Neredeler?

Çay kaşığı mı tatlı kaşığı mı? Sanırım bulamayacağım.

- Dışarıda yemeliydik. - Annenle bu şekilde konuşma.

- Annem değil o. - O halde kim peki?

Babamın ikinci eşi. Ben zaten buradaydım.

Anlıyorum.

- Babana ne oldu? - Öldü.

Dışarıda yemeliydik diyordum.

Yarın sizinle daha güzel ilgileneceğim.

İngiliz antika severler ve uzmanlarla işim başımdan aşkındı.

Sana yardım edeyim.

- Bulmaca sever misin? - Hayır, hiç sevmem.

Benim başımı ağrıtır. Alphonse bulmaca olmadan yapamaz.

Hatta kendine bir cep Larousse almak zorunda kaldı...

- Ben de bir tane... - Bu onun en sevdiği kek.

Alkolle ıslatılmış.

Yerinde hiç duramaz.

Adeta cennetteyiz!

Hayır, teşekkürler. Zaten iyice gerildim.

Mesela bir radyo oyunundayken söyleyeceklerimi unutuveriyorum.

Hafızam söz konusu olunca tam bir felaketim.

Hafızaları güçlü insanlara oldum olası imrenmişimdir.

Kekini bitir. Artıklardan nefret ediyorum.

Daha çok bal yemek gerekiyormuş.

Bu çok korkunç. Halimizi gören acelemiz var sanır.

Siz taşrada çok yiyorsunuz.

Benim işimde, insanların yemek yemesini görmekten...

...herkes gibi yemekten keyif alma alışkanlığını kaybedersin.

Sırf mideni doldurmaktır işin. İştahını kaybediyorsun.

- Bu harikaydı Hélene. - Amcamı daha önce hiç böyle görmedim.

Onu bambaşka biri yapmışsın. Genelde çok gergindir.

- Gergin mi? Saçma. - Saat kaç oldu?

Saçmalama Bernard!

Seninle geleyim, olur mu?

Boulogne'da hala yüzülebiliyor mu?

Çok mutlu görünmüyorsun.

- Ne iş yapıyorsun? - Daha önce söyledim ya!

- Cezayir'den yeni geldim. - Orada ne yapıyordun?

- Herkesin yaptığını. - Hepsi bu mu yani?

- Peki şu an? - Eve döndüm.

Burada her şey satılık.

- O satılık değil. - Yazık.

Güzel bir kâğıt bıçağı olurdu.

Elinde bir mesleğin var mı?

- Ne peki? - Arıyorum.

Neyi? İlgilendiğin bir şey var mı?

- Arıyorum. - Ne peki?

Muriel, or the Time of Return subtitles in other languages

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left