A Foggy Tale

A Foggy Tale (大濛)

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ ഡൗൺലോഡ് ചെയ്യുക

റിലീസ് വിവരങ്ങൾ

[𝗖𝗼𝗳𝗳𝗲𝗲𝗣𝗿𝗶𝘀𝗼𝗻] 𝗔 𝗙𝗢𝗚𝗚𝗬 𝗧𝗔𝗟𝗘 (𝟮𝟬𝟮𝟱) 𝗡𝗙𝗫 𝗪𝗘𝗕
കമന്ററി എഴുതിയത് Coffee_Prison
𝘈𝘭𝘵 𝘺𝘢𝘻ı ç𝘦𝘷𝘪𝘳𝘮𝘦𝘯𝘪: 𝘚𝘦𝘻𝘦𝘳 Ö𝘳𝘯𝘦𝘬

ടാഗുകൾ

webdl
official_release
netflix_synced
പ്രസിദ്ധീകരിച്ചത്: 2026-05-27
ഡൗൺലോഡുകൾ: 66
ശ്രവണ വൈകല്യമുള്ളവർക്ക്: No
FPS: 25

Turkish സബ്ടൈറ്റിൽ പ്രിവ്യൂ

ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.

TAYVAN'IN 42'NCİ YILI SENE 1953

Yun.

Yun.

Yue.

Yue, buraya.

Gelip bir şeyler ye.

- Annem nasıl? Daha iyi mi? - Dün gece öksürüğü kesilmedi.

Doktor uğradı mı?

Doktora hâlâ çok borcumuz var.

Bu sabah iki adam gelip anneme senin dönüp dönmediğini sordu.

Yine mi? Kaç kez sormaları gerek?

Çizimin…

Bitirdin mi?

Adı ne?

Aklıma bir şey gelmiyor.

Bana yardımcı ol.

Tabii.

Wen-hsiung'dan haber var mı?

Geçen hafta yakalanmış diye duydum.

Endişelenme.

Ben yakalanmayacağım.

Ne kadar saklanacaksın?

Zaman akıp gider.

Bak, üç aydır burada saklanıyorum.

Bu saati al. Bana faydası yok.

İşler dayanılamayacak kadar zorlaşırsa böyle zamanı hızlandırabilirsin.

Önümüzdeki yılı düşün, sonraki yılı,

bundan beş ya da on yıl sonrasını…

O zaman geçip gider.

Her şey geçecek.

Al.

Şimdi 1953.

Şeker kamışı tarlasında saklanıyoruz.

İki yıl sonra ne yapıyor olacağız?

1955'te…

Okula dönmek istiyorum.

Peki ya 1960?

Daha hızlı ileri sar.

20 yaşında olacağım.

Evlenmiş olacaksın.

O kadar genç evlenmek istemiyorum.

Kimle evleneceğim?

Evlenmezsen ne yapacaksın?

Okumak istiyorum.

Güzel. Üniversiteye gitmene kesinlikle izin veririm.

Gerçekten mi?

O zaman

1970'te

öğretmen olacaksın.

İki çocuklu.

Kulağa çok hoş geliyor.

Peki sonra?

1980'de

büyükanne olacaksın.

O kadar hızlı değil.

Peki ya sen?

1980'de ne yapacaksın?

1980'de…

1980'de…

Bir ressam olacağım.

Çocuk kitapları için bir sürü resim çizeceğim.

O zamana kadar

dünya savaşsız, huzurlu bir yer olacak.

Herkes özgür ve eşit olacak.

Kimse zulüm görmeyecek, suistimal edilmeyecek.

O zaman 1980'in daha hızlı gelmesini istiyorum.

Evet.

O gün kesinlikle gelecek.

- Ne? - Sus.

Anneme ve kardeşimize bak.

Eve git. Hadi.

Kaçmayı bırak.

- Burada, çabuk. - Kaçmayı bırak!

Orada.

- Acele et! - Oraya girme.

Kaçmayı bırak!

Beni ısırdın!

Hâlâ kaçıyor musun?

Beni ısırdın!

Burada.

Kaçmayı bırak.

Hâlâ kaçıyor musun?

İleride!

Huang Yu-yun, kaçmayı bırak!

Uzaklaşamazsın!

BİR YIL SONRA

Baba, anne.

Sizi çok özlüyorum.

Yun'u da özlüyorum.

Acaba o nasıl?

Evimize amcam ve onun ailesi taşındı.

Amcam bize karşı nazik.

Ama yengem biraz…

Yue.

Gelip şunu itmeme yardım et.

DUR

Yine annene mi yakındın?

- Huo. - Amca.

Niye birden geri gittin?

Evet.

Abim ve eşi öldü.

İki küçük çocukları kendi başlarına nasıl yaşar?

- Anlıyorum. - Ben gidiyorum.

Evet.

Hey, koşmayın!

Bir saniye sabit duramaz mısınız? Düşerseniz sizi döverim.

Yue.

Git ve tatlı patates congee yap ve tatlı patates yapraklarını pişir.

Kardeşinle neredeydiniz? Sizi hiçbir yerde bulamadım.

Baba!

Çabuk ol. Hepimiz yemeği bekliyoruz.

Hadi, yiyin.

Artık daha fazla boğaz var. Yemek yetmeyebilir.

İki boğaz daha fazla beslemenin neyi var?

Bildiğimiz tatlı patates congee'si.

Senden bir parça domuz aldılar mı?

Yun'u kurtarmaya kalkıp o kadar paranı kaptırmasaydın

arada bir domuz yiyebilirdik.

Karşılık mı veriyorsun?

Onların evinde yaşıyoruz. Burası onların.

Yine de kötü müsün?

Kimin evi?

Senin ailenin evi de değil mi?

Yun'u kurtarmak için çok para harcadın.

Karşılığını evle ödemeleri adil değil mi?

Neden bahsediyorsun?

Konuşman bitti mi?

Akşam yemeği mi yiyorsunuz?

Kun amca.

Sen yedin mi? İstersen gelip bize katıl.

- Bir şey söylemeye geldim. - Nedir?

İnfaz mangası Yu-yun'u idam etti.

Nasıl öğrendin?

Bana bildiri gönderdiler.

Bir an önce Taipei'deki Cennet Cenazeevi'nden

naaşını alsan iyi olur.

Naaşı birkaç gün içinde alınmazsa

toplu bir mezara gömülecek

diye duydum.

- Cennet Cenazeevi. - Evet.

Çok para diye de duydum.

Ne kadar tutar?

Bilmiyorum. Bazıları 1.000 diyor, bazıları 600.

O kadar parayı nereden bulabilirim?

- Yue. - Yue.

Yue.

600 dolar…

Ailemize bir yıl boyunca bakmaya yeter.

Yun tutuklandığında…

Okuma yazmam olmamasına rağmen üç gün boyunca sorgulandım.

Anneniz…

Yun'u kurtarmak için

parası dolandırıldı.

Tüm birikimlerim bile gitti.

Hâlâ birkaç bin dolar borcum var.

Annen…

Yun'un çalışmalarına devam etmesine izin vermeseydi

belki bunların hiçbiri olmazdı.

BABAMIN CENAZESİ İÇİN GERİ DÖNEMEM.

BURADA BİRAZ PARA VAR. UMARIM FAYDASI OLUR.

HSIU-HSIA

ASKERÎ ADALET BİRİMİ

Efendim.

Acaba…

Taipei'ye gitmek için Chiayi'de tren mi değiştireyim?

Gerek yok. Nanjing'den ana hattaki trene binebilirsin.

Anladım.

Bu kuş çok uysal.

Doğru. Çok güzel.

Tünemesini istediğimde uçmaya kalkışmıyor.

Uçup gitti!

Kuş var!

Bir kuş.

O adam bir mahkûm.

O benim kuşum.

Ne yapıyorsun?

Polis.

Sessiz olun.

Sabah erken saatte.

Genç bir kız.

Sokakta yürüyor, elinde sepetle.

Karşılaşıyor bir askerle.

O da kötü bir adam.

Onu şeker kamışı tarlasına atan.

Hey madam…

Hey, önüne bak.

Bakınmayı bırak.

Gel ve erişte ye.

Efendim.

Cennet Cenazeevi'ne nasıl gidebilirim söyler misiniz?

Ne?

Cennet Cenazeevi.

Cennet Cenazeevi mi?

Oraya niye gidiyorsun?

Chiayi'den geldim.

Bir şey için oraya gitmeliyim.

Buradan çok uzak.

Şuna ne dersin?

Bu yolda yürümeye devam et, Zhongshan Kuzey Yolu'nu göreceksin.

Zhongshan Kuzey Yolu'na vardığında kuzeye dön.

അഭിപ്രായങ്ങൾ

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left