ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
ON BİN GÜN
Çeviri: nutuzar
Uzun bir yoldan geldin...
Bir içki al, Istvan.
Bir keresinde, Istvan Szeles...
alnında mutluluğu görsem yıldızları sayardım diye düşünmüştüm.
Onları sayman ne kadar sürer, Imre amca?
Bakalım, bugünden başlarsam...
sadece geceleri sayarsam ve...
Büyük Vuruş'u da eklersem...
yaklaşık yüz otuz iki gün sürer.
Emin misin, Imre Amca?
Sanırım bu doğru.
Mutlusun, Istvan Szeles.
Ben çalışıyorum.
Böyle şeyler için zamanım yok, Sandor amca.
Burada bana ihtiyaç var.
Yakında her şeyi unutacaksın.
Dün ben de deniz kenarındaydım.
Eteğimi biraz yukarı çektim ve suya girdim.
Yaz mıydı kış mıydı anlayamadım.
Orada başına her şey gelebilir. Biraz et suyu alsan iyi olur.
Nine...
Denizden babana yazmalısın.
Çiftçi kooperatifinde bir sorun olmalı.
Babam uykusunda yine bisiklete biniyor.
Çünkü bir süredir görüyorum ki bu ülkede yine boş vakti olan çok insan var.
Ve benim içim bir motor gibi titriyor.
Sabahtan akşama kadar oraya, buraya, her yere koşturup duruyorum.
Ve sen bana burada herkesin mutlu olacağını söyledin.
Ben sana böyle bir saçmalık söylemedim.
Gazetelerde okumuş olmalısın.
Senin sorumluluğun, bu kooperatifin üyelerine patatesle birlikte...
bir miktar para ve on kantar buğday verilmesini sağlamak.
Şu kadar buğday şu kadar patates...
şu kadar para...
ve adam...
Çünkü bana insanların...
bu şeylerden daha önemli olacağı bir dünyayı söylemiştiniz...
O dünya gelecek, göreceksin.
Yanımda dur.
- Son zamanlarda uzadın mı? - Hayır.
Bak, biz küçülüyoruz.
Şu boyda ya da bu boyda olmamızın ne önemi var?
Tabut 20 forint daha ucuz olacak, hepsi bu.
Lenin'in kendisi de küçük, kısa bir adamdı.
İnsanlar bana binlerce kez gelip bir şeyler istiyorlar.
Onlara ne söyleyebilirim ki?
Herkesin ilgisini kendi ilgimmiş gibi hissediyorum...
çapa yaparken bile bunun bir ölüm kalım meselesi olduğunu düşünme eğilimindeyim.
Bütün gençlerin köyü terk etmesinin beni ne kadar üzdüğünü bir bilseniz...
Bizimki atom çağı...
Bu duygu seni kırabilir...
şu ya da bu köylünün mısır çapalama biçimine kızabilirsin.
Ama kimin umurunda?
Önemli olan...
özel mülkiyeti kimseye zarar vermeden müzeye koymuş olmamız...
annenin yıkanacak bir tası bile yoktu...
oğlun yarın denize gidiyor.
Nehre daha hızlı ya da daha düzenli akmasını söylemenin bir faydası yok...
güneş de zirveye ulaştıktan sonra alçalmaya başlıyor.
Gerisini zaman halledecek, göreceksin.
Ama ne zaman?
Ben sadece bir köylüyüm.
Şu an yaşadığımız dünya için...
ne kadar bedel ödediğimizi düşünmeden edemiyorum.
Annen bunu sır olarak sakladı...
ama şimdi aklıma geldi.
Ben söyleyeyim:
Kendimi astım.
Yabancı değilsin, gerçeği bilmen daha iyi olur.
Olay olduğunda, bugünden daha hızlı ya da daha yavaş değildim.
"Yaşamak tek yol ve kaçış yoludur"
Ne istiyorsunuz?
On iki kilo pastırma...
yüz pengo para, altı kantar buğday...
ve yıkanmak için de her ay bir kalıp sabun.
Hep bu kadar sık mı yıkanırsın?
Şimdi burada bir ip parçası var, ona beş düğüm at.
Güzel. Ve şimdi onları çözebildiğin kadar hızlı çöz.
Tamam. Şalını çıkar.
Sana bir bakayım.
Hala bir deri bir kemiksin, canım.
Onu kendinle kıyaslama.
Hiç yattığın bir erkek oldu mu?
Karının hiç yattığı bir erkek oldu mu?
Kardeşim...
senin kurtuluşun için bir şapka dolusu bok bile vermem...
işte avansın.
Senin için iyi bir yer olacak.
Seni Paskalya'da görmek isterim.
Bana haber gönder.
Parayı toplamak için iki yaz çalışırım.
Annem de gördü, arkadaşım buldu.
Güzel bir çiftlik ve buradan çok uzakta değil.
Burada öyle bir kış geçirdik ki, yolunu kaybetmek çok kolaydı.
Seni eşim olarak alacağım.
Benimle şanssız olacaksın, çabuk yorulurum.
Atım da yok.
Sadece sana söylemek istedim.
Adın ne senin?
Çoğu insan bana Juli der.
Sadece bir arkadaşım ve annem var...
Juli, yanımda olman senin için iyi bir hayat olacak.
Evlen benimle yoksa ölürüm.
Bana inanıyor musun?
O zaman söyleyebileceğim çok az şey var.
Bir ineğin sesinden her şeyi anlayabilirsin.
Geviş getiren bir ineğin çanı bir saat gibi ses çıkarır.
İnek üzgün bir şekilde duruyorken seste müzik yoktur.
Ama bundan daha fazlası var.
Diğerlerinden farklı olmayan bir çana ihtiyacım var.
Sesi değiştirmek için bazılarının içine toprak koydum.
Yeni sesin sürüye uygun olup olmadığına karar vermek için...
çanı uzaktan dinlemen gerekir.
Her vuruş üç kez duyuluyor, bu da onu güzel kılıyor.
Hava sıcak olduğunda ve gökyüzünde birkaç güneş varken...
neredeyse hiçbir şey duyamazsın.
Patlamalar, cıvıltılar, homurtular... binlerce ses olmasına rağmen.
Sürü bana sadece gülerdi.
Ama yanımda köpeğim var. Siyah bir köpek.
Bir kuş kımıldasa hemen havlıyor.
Ben ona müzisyen diyorum.
Vaftiz babası olacaksın.
Gerçekten mi?
Eğer bebek doğarsa ve iki kulağı varsa, buzağı onun olur.
Bir zamanlar yıldızlar tanrılardı...
ve büyük kahramanlar doğup öldüklerinde, yükseldiler ve yıldız oldular.
Ve o zamandan beri her yıldız bir insan oldu.
Istvan, eleği ve tekneyi unuttuk.
Ve lahana toplama fıçısını.
Biliyor musun, Juli...
eğer bir oğlumuz olursa...
yoksulluk içinde yaşamasındansa onu boğmayı tercih ederim.
Sen doğduğunda, kalın beyaz bir kar vardı.
Seni yıkamadan önce, büyük annen koşup kancayı getirdi...
ve çalışkan bir adam olman için onunla koluna dokunmak istedi...
ama baban buna izin vermedi.
Onun aklında başka bir şey vardı.
İncil denilen tokalı büyük bir kitabımız vardı...
onu başının altına koydu.
Çünkü içinde toz taneleri kadar harf vardı.
Bir keresinde onu okudum ve gözlerimi ağrıttı.
Onları et suyuyla yıkamak zorunda kaldım.
Bir gece ahırın yanında uyurken uyandım.
Bir an için bunun savaş mı...
yoksa Mihaly Csere'nin horlaması mı olduğunu anlayamadım.
Acıktığımı hissettim.
Rayların arasında büyük sarı bir balkabağı vardı...
onu almak istedim ama elimde hareket ediyordu.
Aman Tanrım, diye düşündüm. Onu yere attım.
İçinde bir hamster vardı, arka ayakları üzerinde duruyordu...
ve bana Bayan Kigyos'un çocuğunun...
elinde bir şemsiye ve sopayla dünyaya geldiğini duyup duymadığımı sordu.
Şemsiyeyi açtı ve günaydın baba dedi.
Ona duyduğumu söyledim.
Zeki bir çocuk olmalı.
Ama şimdi tembellik etmeyi bırak.
Gözünü huniden ayırma anne.
Merhaba, Lali.
Sadece evet ya da hayır diye cevap ver. Anlaşıldı mı?
Anlaşıldı.
Dün gece ısınmak için hangi yakıtı kullandınız?
Evet. Yani saman.
Samanı nereden aldınız?
Arkadaşım Fulop Bano'dan aldım.
Şimdi bu tarafa gel!
Günaydın.
Istvan!
Mükemmel bir burnunuz var, Bay Balogh.
İzler onun evine kadar gidiyor ve o bunu inkar etmiyor.
Neyi inkar etmiyorum?
Gel buraya.
Zavallı şeyler.
Istvan, diz çökmeni istiyorum.
- Ne için? - Sebebini görmelisin.
Domuz yavruları donarak öldü.
Seni mahkemeye vermek istemiyorum, Istvan.
Senden sadece özür dilemeni istiyorum.
- Delirdin mi sen? - Defol git buradan!
Sana kızgın değilim. Istvan, hadi, hadi...
Defol buradan yoksa seni ayaklarımın altında çiğnerim.
Affet beni domuz, ateşe saman koyduk, yılbaşı gecesiydi...
odayı ısıtmak zorundaydık, böylece tüm yıl boyunca sıcak olacaktı ve müzik dinledik.
Istvan'ı duyuyor musun?! O affetti! Amin!
Kardeşlerim, bir domuzla insan gibi konuştuğunuzda...
ne kadar fark yarattığını görüyor musunuz...
çünkü o da bizim gibi Tanrı tarafından yaratılmış bir varlıktır.
Hepimizin barış içinde yaşaması Tanrı'nın isteğidir.
Bırak başkasınınkini, Tanrı'nın emriyle bile diz çökmeyi reddetmelisin!
Seni paçavra adam seni!
Ne cüretle bana saldırırsın?
Oh! Istvan! Mantıklı ol!
İkiniz de ömür boyu sakat kalacaksınız, onu öldürme!
- Bana vurmaya nasıl cüret edersin? - Seni vahşi!
Anne, git.
Anne, burada kal.
Çocuğu da al.
- Gitmemi ya da ölmemi isteseydin... - Biliyorum.
- Neden benimle evlendin? - Sen istedin.
No comments yet. Be the first to leave one.