ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
Bu filmin büyük çoğunluğu 16mm diyapozitif filmle
ve bir kısmı da 35mm orijinal kamera negatifi ile 1960 yılında açekilmiştir.
Cineteca di Bologna tarafından Argos Film işbirliği ile gerçekleştirilen
restorasyon için elde bulunan en iyi materyallar kullanılmıştır.
Filmin 2K çözünürlüğündeki dijital restorasyonunda
1961 yılında 35mm’ye aktarılmış bir kopya baz alınmıştır.
Filmin kameramanlarından bir olan Michel Brault, görüntüyü, siyah ve beyazlar arasındaki
ton ve kontrastları ilgilendiren her türlü işlemin başında yer almıştır.
Filmin ses restorasyonda ise bir optik ses kaydı ve eksik bir 35mm manyetik kaydından
oluşturulmuş pozitif ses kaydı baz alınmıştır.
Tüm restorasyon işlemi 2011 yılında L'Immagine Ritrovata tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bu film bu yıl Cannes Film Festivali’nde
Uluslararası Eleştirmenler Ödülüne layık görülmüştür.
Geçmiş yıllarda bu ödül şu filmlere verilmiştir:
MILANO’DA MUCIZE Vittorio De Sica
BAY HULOT’NUN TATİLİ Jacques Tati
HİROŞİMA SEVGİLİM Alain Resnais
TATLI HAYAT Federico Fellini
GENÇ KIZ PINARI Ingmar Bergman
ROCCO VE KARDEŞLERİ Luchino Visconti
Bu filmde aktörler rol almamış,
Film, “Cinema vérité” adında yeni bir
sinema deneyine yaşamlarını dahil eden kadın ve erkekler tarafından
deneyimlenmiştir.
Şöyle ki Morin…
İnsanları bir masa etrafında toplamak çok iyi fikir.
Ama bunu yapabilir miyiz bilmiyorum.
Ortada kamera varken bir konuşmayı
nasıl normalmış gibi kaydedebiliriz ki?
Mesela Marceline rahatlayıp normal bir şekilde konuşabilecek mi?
Deneyebilir.
Ben epey zorlanacağımı düşünüyorum.
- Neden? - Kesin tedirgin hissedeceğim.
Sizi tedirgin hissettiren şeyler neler?
Tedirgin hissediyorum çünkü..
İnsanın kendini hazır hissetmesi gerek ama ben şu an pek hazır değilim.
- Şu an tedirgin değilsiniz ama. - Hayır, şu an değilim.
Madem şu an tedirgin değilsiniz…
Morin ve ben sizden yalnızca
bazı sorulara cevap vermenizi istiyoruz.
Hoşunuza gitmeyen bir şey söylerseniz
o kısmı her zaman kesebiliriz.
Gergin hissetmenize gerek yok yani.
Şu an öncesine göre daha az gerginim çünkü doğrudan üstüme gelmediniz.
Haydutluk yapan o!
Hadi, o zaman saldır bakalım Morin.
Pekâlâ, başlıyorum o halde.
Sana soracağımız soruları bilmiyorsun...
Biz de tam olarak ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Rouch’la aklımızdaki film
şu fikre dayanıyor:
İnsanlar nasıl yaşıyor?
Başlangıç noktamız ise senin nasıl yaşadığını öğrenmek.
Başka bir deyişle, hayatını nasıl sürdürüyorsun?
Senden başlıyoruz çünkü bu girişime,
yani filmimize katkın çok büyük.
Öyleyse başlayalım.
Günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
Mesela sabah kalktığınızda ne yapıyorsunuz?
- Genelde çalışıyorum. - Ne iş yapıyorsunuz?
Psikososyal anketler yapıyorum.
Psikososyal çalışmalar yapan bir şirket için.
İnsanlarla görüşmeler yapıyorum...
Görüşmeleri analiz edip onlardan bir sonuç çıkarıyorum.
Bu da epey zamanımı alıyor diyebilirim.
- Hoşunuza gidiyor mu? - Hayır, hem de hiç gitmiyor.
Sabah dışarı çıktığınızda o gün
neler yapacağınız belli oluyor mu?
Sabah dışarı çıktığım zaman,
yapmak zorunda olduğum şeyler oluyor. Ama onları her zaman da yapmıyorum.
Ertesi gün ne yapacağım hiç belli olmuyor.
Yarının neler getireceğini bilemeyeceğimiz düşüncesine göre yaşıyorum.
Benim için macera daima köşe başındadır.
Eğer sizden sokağa çıkıp tanımadığınız insanlara mutlu olup
olmadıklarını sormanızı istesek bunu yapar mıydınız?
Pardon beyefendi. Mutlu musunuz?
- Size ne bundan? - “Size ne bundan?” dedi.
- Pardon beyefendi... - Mutlu musunuz?
Korkmayın, kötü bir niyetimiz yok.
- Hanımefendi lütfen. - Çok meşgulüm, zamanım yok.
- Mutlu musunuz beyefendi? - Böyle şeyler sormayın bana!
- Pardon beyefendi. Mutlu musunuz? - Daima, tabii ki.
- Gerçekten mi? - Evet.
Boş verin şimdi bunu!
Mutluluktan ne kastettiğinize bağlı.
Mutlu bir evliliğim var, evet.
Lütfen…
Belli olmuyor mu?
- Yüzümden belli olmuyor mu? - Evet, yüzünüz ışıl ışıl parlıyor.
Evet, 60 yaşında olmama rağmen yaşamaktan çok mutluyum...
60 yaşında mısınız?
Evet. Ve her gün Paris’teki işime gitmek için 20 km yol gidiyorum.
Sağlığım yerinde ve nazik bir kocam var.
- Değişir… - Neye göre değişir?
Sahip olduğun paraya göre değişir. İnsan işçi olarak çalışıyorsa asla mutlu olamaz.
- Arada benim de dertlerim oluyor. - Öyle mi?
- Yine de mutsuz değilsiniz herhalde? - Kız kardeşim vefat etti.
44 yaşındaydı.
İnanın epey canım sıkkın.
Artık anlamaya çalışmıyorum bile.
Peki mutsuz musunuz?
Ne? Mutsuz mu? Neden ki?
- Mutlu musunuz mutsuz musunuz? - Nasıl bir felsefeniz olduğuna bağlı...
Yok, biz mutluluk üzerine bir çalışma yapıyoruz.
- Mutluluk mu? - Evet.
Referans verdiğiniz bir isim yok mu?
- Mesela Descartes gibi. - Hayır, felsefeyle alakası yok.
Şu sıralar bunu okuyorum ben.
- Mutlu musunuz? - Hayır.
Hayır mı? Neden?
Sivilde olsam cevap verirdim.
- Sosyolojik bir anket yapıyoruz. - Lojistik mi?
Hayır, sosyolojik.
- Cevap veremez misiniz? - Çalışırken hayır.
Sivil olsam cevap verirdim.
Mutluluk teması üzerine mi?
Mutlu da oldum, mutsuz da. Hayatta hepsinden biraz tattım.
Başka türlü de olamaz zaten, iki türlüsü de olacak.
- Neden mutsuzsunuz beyefendi? - Çünkü çok yaşlıyım.
- Öyle mi? - Evet, 79 yaşındayım.
- Hayır. - Yemin ederim ki öyleyim.
1882 doğumluyum.
- Peki sizce… - Korkmayın, mikrofon bu.
Peki sizce insan 79 yaşındayken mutsuz mu olur?
Eşimi kaybettim ben.
- Yalnızsınız yani? - Evet, yalnızım.
Ve her ay çok yüklü miktarda kira ödemek zorundayım.
Bir pansiyonda kalıyorum.
- Mutlu musunuz? - Evet mutluyum.
- Ya siz hanımefendi? - Elbette, ben de.
Genciz ve havalar çok güzel!
Bu konuyla ilgili yapacak pek bir şey yok.
Beyefendi, hanımefendi. İyi günler.
Beni Daniel gönderdi. Röportaj yapmayı kabul ettiğinizi söylemişti. - Evet.
Sizden tek bir soruya cevap vermenizi istiyorum.
Hayat şartlarınızdan memnun musunuz?
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Her şeye sahibiz. İstediğimiz şey ise…
yükselmek.
Hayır, bir şikâyetimiz yok.
Gerçekten, şikâyet etmemeliyiz.
Söylenecek bir şey yok.
Sonuçta…
İnsan hayatta bir yerlere gelmek istiyorsa çalışmak zorunda.
Evet...
Mesele sadece hayat şartları değil.
Eğer idare edebiliyorsak bu biraz da hile yaptığımız için.
Çünkü aslında yapmamamız gereken şeyleri yapıyoruz. - Evet…
Ama evet, doğru. Siz bana soru soruyorsunuz, ben de cevap veriyorum.
Eğer kişi yasalara uyuyorsa, bu şartlarda yaşaması
pratik olarak mümkün değil. Benim fikrim bu yönde.
Yani bütün müşterilerime fatura kessem, her şeyi yasal yoldan yapsam…
İşte o zaman yaşamımı sürdürmek imkânsız olurdu.
Siz mutlu musunuz?
Duruma ve şartlara göre değişir.
Genelde mutluyum.
Aslında Paris’in o kadar eğlenceli olduğu söylenemez.
Havası, yeterince güneşin olmayışı…
Ama en azından hayatımızı kazanıyoruz.
İnsanlar kafayı yemiş durumda.
Bütün hafta çalışıyorlar. Başka hiçbir şey yapmıyorlar.
Pazarları arabalarına zarar vermekten korktukları için yol kenarına çekiyor…
masalarını, sandalyelerini çıkarıyorlar
Arabaları zarar görmesin diye. Çünkü küçücük bir tümsek bile yeter.
Orada vakit geçiriyorlar. Beş litre benzinle dönmeleri üç saat sürüyor. Sizce bu normal mi?
- Peki siz daha farklı mı yaşıyorsunuz? - Deniyorum. Deniyoruz.
Sırf eğlenmek için hiçbir şey kazandırmayan gereksiz şeyler yapıyoruz.
Gereksiz şeyler derken neyi kastediyorsunuz?
En başta insanın arkadaşlarının olması mesela.
Hiçbir işe yaramayacak şeyler yapmakla vakit geçiriyoruz.
Hiçbir şey yapmadan zaman öldürerek…
- İyi günler. - İyi günler.
Size bahsettiğimiz anket için gelmiştik.
- Merhaba. - Merhaba.
İsimleriniz nedir?
- Ben Nadine. - Ben de Marceline.
- Ve siz de… - Madi.
Peki mutlu musunuz?
Bilmem, mutluluğun kendisi bir amaç değildir. Onu bir amaç olarak düşünmüyorum ben.
Elimden geldiğince…
normal, kendimle uyum içinde bir yaşam sürmeye çalışıyorum.
Artık iki kişi yaşıyoruz diye mutlulukla ilgili düşüncelerim değişmedi.
Eskiden tek başıma aradığım şeyi şimdi iki kişi beraber arıyoruz.
Önceden hayatınız nasıldı?
17 yaşında kadar ailemin yanında yaşadım.
Sonra da...
arkadaşlarımla beraber
kısa sürede zengin olmamızı sağlayacak bir iş kurmaya karar verdik.
Çünkü çok çalışmak hiç de ilgi çekici gelmiyordu.
Özellikle de para kazanmak açısından bir zaman kaybıydı.
Louis-Philippe döneminden kalma mobilyaların olduğu bir abanoz atölyemiz vardı.
Mobilyaları kesip parçalardık ve
16. Louis dönemi tarzında sandıklar yapardık.
Çünkü ahşaplar yüz yıllıktı ve insanlar yanılabiliyor.
100 yıllıkmış 200 yıllıkmış fark etmiyor sonuçta.
Mesela onları her iki tarafa da sütun ekleyerek değiştirirdik.
Louis-Philippe modellerinde beş çekmece varken biz üç çekmeceli yapıyorduk.
Hatta, geriye ahşap kaldıysa 14. Louis tarzı yaptığımız da oluyordu.
Ahşaba eklediğimiz kıvrımlar ve yeni kaplamalar sayesinde.
Bu şekilde para kazanabildiniz mi?
Benimle birlikte çalışanlar çok para kazandı ama en sonunda ben ayrıldım.
No comments yet. Be the first to leave one.