لومړۍ 200 کرښې.
Nereye gittiğini sanıyorsun? Reacher! Gel buraya!
Onu biraz rahat bırakalım.
120 kiloluk bir adalet bekçisinin kasabayı altüst etmesini istemiyorum.
Onu takip et, sakın işimizi mahvetmesin.
Neden ben?
Morg çıkışında seni dinlemişti.
Ya şimdi dinlemezse?
Vur gitsin.
Tüm birimlerin dikkatine, yolda kalmış bir araç var.
80. yolun doğuya giden tarafında.
18. birim konuşuyor, beş saat uzaklıktayım.
Tamam 18, yolu tarif ederim.
2-4-7, yaklaşık on saat.
Siktir!
Bu ne lan? Sana çarpabilirdim!
Göz kulak olmana
ve soruşturmamı mahvetmene gerek yok.
Tamam. Bir, bu senin soruşturman değil.
İki, dev bir serseriye göz kulak olmayı ben de istemiyorum.
Abinin katilini arıyor olabilirdim.
O yüzden geri çekil ve çok iyi olduğum işimi yapmama izin ver.
İşinde çok iyi olsaydın araçsız bir adamı polis arabasıyla takip etmezdin.
Planın Hubble'ın evine gitmek ve her şeyi itiraf edene kadar
parmağınla gözünü oymak mı?
Öyle bir şey.
Buna izin veremem.
O yüzden ya seni takip ederim
ya da ayakkabını eskitmezsin ve arabaya binersin.
Sikeyim.
Haberin olsun, ben serseri değilim. Evsizim.
Her neyse.
Memur Conklin, Bay Reacher, buyurun.
Kusura bakmayın.
Paul geç dönecek
ama en azından teşekkür fırsatım oldu Bay Reacher.
Sadece Reacher deyin.
Peki. Reacher, kocamın söylediğine göre berbat bir hapiste ona göz kulak olmuşsun.
Oturun lütfen.
Paul nerede, biliyor musun?
Hayır, tam olarak değil.
Bir yolsuzluk olayıyla uğraşıyor.
Neyse ki aklandı.
Paul'u suçlu olarak düşünebiliyor musun? Kırmızı ışıkta bile geçmez.
Sanırım bu yüzden geldiniz. Banka meselesi.
Hayır. Abim öldürüldü.
Tanrım... Ben... Ne desem bilmiyorum.
Yol kenarında bulunan adam mı?
Evet.
Ve üstünde kocanızın telefon numarası vardı.
Hiç mantıklı değil. Neden ki?
O yüzden buradayız.
Abim öldüğünde kocanızın numarası neden ondaydı?
-Hiçbir fikrim yok. -Anne?
Sekiz buçuk oldu mu?
Kusura bakmayın, kızları yatırmam lazım.
Kızlar, Memur Conklin ve Bay Reacher'a selam verin.
-Merhaba Memur Conklin. -Merhaba Bay Reacher.
Merhaba.
Sadece Reacher deyin.
Bunlar Lucy ve Tally.
Dişlerinizi fırçaladınız mı?
-Evet. -Evet.
O zaman gidin. Bir dakikaya gelirim.
Tally ne çabuk büyüyor.
Değil mi? Gözlüklü olan Tally.
Lucy'den bir yaş küçük, inanabiliyor musunuz?
Lavaboyu kullanabilir miyim?
Tabii. Mutfaktan geç, koridorun sonunda, solda.
...böyle bir şey oluyor.
Yeterince zamanınızı aldık.
Size iyi akşamlar. Roscoe.
Sanırım gidiyoruz.
-Kusura bakma. -Hayır.
İyi akşamlar. Zaman ayırdığın için sağ ol. Görüşürüz.
Tabii. İyi geceler.
Kalkışın ani oldu.
İki şey var. Bir, "Gözlüklü olan Tally" dedi.
Aralarındaki asıl fark gözlük.
Boyları falan önemsiz ayrıntıydı.
Gözlük önemli olanı. Biri takıyor, diğeri takmıyor.
Ve?
Hapiste saldırıya uğramadan önce bir adam bana işaret etti.
Bir adamın gözlüğünü almıştım.
-Neden? -Çünkü iyi biri değildi.
Mahkûmlar geldiklerinde hâlâ takıyordum.
Adamlara verilen talimatlar yeni gelenleri bulup
gözlüklüyü halletmeleriydi.
Hubble dayak yemişti. Hedef oydu, ben değildim.
Hubble ya kaçıyor ya da çoktan yakalandı.
Tamam. İki şey sayacaktın.
Tohum falan mı bu? Bir bankacının ayakkabısında işi ne?
Dolabını mı karıştırdın?
Hayır. Vestiyer.
Kasık otu kozalağı.
Uzun çimlerde yetişirler. Onlara "Otostopçu" deriz
çünkü insana yapışır ve onunla dolaşırlar.
Abimin öldürüldüğü yerde yetişiyorlarmış.
Kındıra bu. Amcamın çiftliğinde vardı. Kozalak üretmezler.
Tamam. Yine de bağcıklarında olmasının bir sebebi var.
Banka koridorlarında otostopçu yapışmaz.
Tetikçi silahtan anlıyor demiştim
ama fazlası varmış. Katil yetenekli bir nişancıydı.
Neden öyle düşündün?
İkinci kurban karanlıkta koşuyordu.
Silahta susturucu vardı,
hedef almayı zorlaştırır ama vurmuş.
Bu izler Joe'nun. 46 numara. Çöküntüyü görüyor musun?
Arkadan geleni duydu, dönmek istedi,
ama kafasına iki kurşun yedi.
Tetikçi buradan geldi, Joe'yu bekledi.
Geleceğini biliyordu.
İki gün önce Ay 26 derece daha batıdaydı.
Burası daha karanlıktı.
Yani buraya saklandı.
Keyif almış.
Ağaçlardan doğru keskin nişancı atışı daha risksiz olurdu.
Tetikçi yakında olmak istedi.
Belki kişisel bir meseleydi.
Biri seni öldürüyorsa kişisel meseledir zaten.
Bana Joe'dan bahsetsene. Yakın mıydınız?
Ailesi var mıydı?
Ne iş yapardı?
Soruşturmana yardımcı olacak bir şey için muhabbet mi açıyorsun?
Abisini kaybeden birine iyi davranıyorum
ama sorularımı cevaplayabilirsin.
Çocukken ailemiz yoktu.
En son Ulusal Güvenlik'te çalışıyordu.
İlginçmiş.
Sence işiyle bağlantılı olabilir mi?
Ulusal Güvenlik çok geniş. Terör, uyuşturucu, silah, sınır suçları.
-Abin hangi bölümdeydi? -Bilmiyorum.
Epeydir konuşmamıştık.
Neden?
Zaman işte.
Nereye gidiyorsun?
Motel bulmaya.
-Seni bırakırım. -İstemiyorum.
Siktir. İşte o adam.
Beyefendi. Buraya gelir misiniz? Sizinle konuşmak istiyoruz.
İstemiyorsunuz.
İstemiyorsunuzmuş.
Buraya gel. Sadece konuşmak istiyoruz.
Cinayetten tutuklanmışsın.
Kasabamızda ne bok arıyorsun?
Bir sürü boş şişe var, epeydir bekliyordunuz.
Buranın manzarası o kadar da iyi değil, yani beni beklediğinizi varsayıyorum.
Tahmin edeyim.
Pahalı bir araçtaki bir zengin benim için size 50'şer dolar verdi.
Yüz.
Peki. Bu saçmalığı devam ettirmek için yanlış günü seçmişsiniz.
Seninle konuşuyoruz burada.
Graham. Seni aptal.
-Dayak yemek üzeresin. -Hayır.
Üç sarhoş çocuğun ellerini kırmak üzereyim.
Dört kişiyiz biz.
Birinizin hastaneye götürmesi gerek.
Ben hastane yolunu biliyorum.
Margrave'e ne geldi böyle?
Selam dostum. İyi misin?
Aferin sana.
Yardımcı olabilir miyim?
Hayır. Köpeğine su veriyordum.
Kâsesini devirmiştir çünkü bu sabah su vermiştim.
Vermedin.
Kâse kupkuruydu.
Bana yalancı mı diyorsun?
Evet.
Mülkümü terk etmeni öneriyorum.
Aferin.
Burada ne işin var?
Hubblelara gitmeden
Joe dosyasında bir gelişme var mı diye kontrol etmeye geldim.
Şimdi konuşamam. Yeni bir cinayet var.
Polis Şefi Morrison.
Haberin olsun, ben öldürmedim.
-Biliyorum. -Gece beni mi gözetledin?
Dün gece her yere benimle gitmek istiyordun.
Komiserim.
Şefe ne yapmışlar? Baker konuşmuyor.
Sen bakanları uzaklaştır, tamam mı?
Emredersiniz.
Onun ne işi var?
Göz kulak olmamı söylemiştin, oluyorum. Bak. Burada işte.
Suç mahalli Boston'da gördüklerimden daha kötü
ve Boston'da kötü şeyler gördüm.
Duvara mı çivilenmişti?
Nereden bildin?
Yüzünde kesikler görülebiliyor.
Yere dökülen kanın miktarına bakılırsa
iç gövdede daha fazla kesik olduğunu tahmin ediyorum.
Kesikler derin değil,
muhtemelen bir bıçakla yapıldı.
Direkt öldürmekten ziyade acı çektirmeyi amaçladılar.
Emniyet Müdürü Edward Morrison'ın ön muayenesi.
Kurban duvara altı kazıkla kontralateral olarak çivilenmiş,
iki tanesi dirsek kemiğiyle ön kol kemiği arasında.
Tanrım.
Ve sol yanağında bir kesik var.
Parmak izi?
Soruları ben sorarım. Mesela şöyle, çivilendiğini nereden biliyordun?
No comments yet. Be the first to leave one.