The Kindness of Strangers

The Kindness of Strangers

Download Turkish Subtitle

Release info

The Kindness of Strangers 2019 1080p WEB-DL DD5 1 H 264-EVO
A Commentary by sub.Trader

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
Published on: 2020-06-05
Downloads: 23
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Gitme vakti.

Tamam.

Jude. Gidiyoruz bebeğim.

Haydi.

Acele edin.

YABANCILARIN NEZAKETİ

Bay Hamilton,

elimizden geleni yapıyoruz.

Ona karşı hep çok iyi değildim.

-Bunu hiç hak etmedi. -Şimdi bunları düşünmeyin.

Kendinizi affedin ve artık ona iyi davranın.

-Pardon, siz evli misiniz? -Hayır.

Nebraska’da çiftliği olan Hank diye bir arkadaşım var da.

Biri elinden tutsa çok iyi olur.

Evi herhalde Bee Gees dinlediğimiz zamanlardan beri temizlenmemiştir.

Hank pek ahım şahım biri değildir ama bence siz seversiniz.

Çok kibarsınız ama...

bu işimi de, öteki işimi de bırakamam.

-Alice. -Yine de sağ olun. Teşekkürler.

Sana içeride ihtiyacımız var, burada değil.

-Görüşürüz. -Haydi Alice.

Senin için tek yapabileceğim bu.

Kabalık etmek istemem ama tek yapabileceğiniz...

beni kovmak mı?

-Vardığım sonuç bu oldu, Jeff. -Ama ben bir şey yapmadım ki.

Ben de bunu kastediyorum.

Burada yatak satmaya çalışıyoruz, insanların uyumasını sağlamaya.

Sense hiç katkıda bulunmuyorsun.

Sadece alışmak için azıcık daha zamana ihtiyacım var.

Bunun işe yarayacağından şüpheliyiz.

Hatta bence elinden hiçbir şey gelmediği konusunda hepimiz hemfikiriz.

-Hayır... Bu kesinlikle doğru değil. -İyi olduğun tek bir şey söyle sadece.

Kusura bakmayın.

Süpermiş bu!

Alalım bunu da.

Yeni bir evimiz olursa ne olacak?

-Senin olmasını istiyorum. -Çok tatlısın ama işimize yaramaz ki.

Tatildeyiz şu an.

Yine de çok güzelmiş.

Çok şanslı değil miyiz?

Herhalde bir kamyondan filan düşmüştür, pat diye hayatımıza daldı.

Bagajımıza sığacağını sanmıyorum.

Ayrıca kalacağımız yeri de kesinleştirmemiz gerekiyor.

O zaman başkasına veririz. Kim güzel bir sandalyesi olsun istemez ki?

Zaten bu yüzden, başka biri de bulabilsin diye onu buraya bırakacağız.

Şu an neredeyiz?

Çok, çok, çok uzun zamandır gelmek istediğin bir yerde.

-Alışveriş merkezinde mi? -Daha da iyi bir yerde!

Bak!

-New York değil, değil mi? -Evet! Orası Manhattan işte.

Ama babam New York’u sevmediğimizi söyler.

Manhattan’a hiç gelmediğim için bunu bilemiyorum.

Okul ne olacak?

Artık okulun New York olacak.

Nihayet.

Daha pancake alır mısın?

Sadece 11 tane yedin.

Ofise gitmem lazım.

-Şimdi mi? -Evet.

Sabah 8’de duruşmam var.

Salı günü görüşür müyüz?

Salı mı?

Grup toplantısı var ya. Geleceğim demiştin.

Öyle mi dedim?

Dürüstçe çok faydası dokunuyor.

Suçlu olduğunu bildiğim halde savunmak zorunda olduğum...

insanları unutmam kolaylaşıyor.

Sayende beraat ediyorlar.

Evet.

Onları affediyorsun.

Kendimi affediyorum.

Günahımız nedir?

Ben hallederim.

-Emin misin? -Tabii.

Kutlama yapalım diye seni ben davet ettim.

Orası öyle.

Peki, iyi geceler.

Özgürlüğünün ilk günü kutlu olsun.

Putin 7 ya da 8’de kalkıyor.

Haklısın.

Affedersiniz.

-Hesabı alabilir misiniz? -Bir kadeh daha için.

Arkadaşınız gitti mi?

Avukatım.

O herifler hep sabahın köründe kalkar.

Putin’in de bazen 4 buçukta kalktığını duymuştum.

Burası sizin mi?

Biz danışmanız sadece. Patron, Timofey.

Servisiniz berbat.

-Yemekler kadar kötü olamaz. -Ne diyebilirim ki size?

Kerevizli şeyi denediniz mi?

-Yok. -Gerçekten iğrenç.

Bas balalayka çalıyor olma ihtimaliniz yoktur, değil mi?

Oradan bakınca bas balalayka çalan biri gibi mi duruyorum?

Takmayın kafanıza, sorun yok.

-Herkes öğrenebilir. -Hayır dedi ya, Timofey!

Sormaktan zarar gelmez, değil mi?

Herkese sorar.

Buyurun.

Aslında işimiz başımızdan aşkın...

ama bu ev bizim için çok önemli.

Tüm bunlar,

Timofey’e devrimden hemen önce buraya gelen dedesinden kaldı.

Adam Rusya’yı...

politik nedenlerle terk etmemiş.

Tam tersine, Kremlin’de o an iktidarda hangi rejim varsa...

ona sadık olacak tiplerden biriymiş.

Ama Timofey’in...

bu işlerde gözü yok!

Lütfen, Sergey. Bunları çok konuştuk.

Pek çok New York’lu ambiyans yüzünden kendini burada rahat hissetmiyor.

Mesela şu kerevizi bile nasıl beğendireceğimizi bilmiyoruz.

Ben restoran işletmeciliğinden anlarım.

İlginç.

Merhaba.

Ah, merhaba.

Girebilir miyim?

Tabii, buyur.

Teşekkürler.

Demek şehre geldin.

Evet. Buffalo’dan yeni geldim.

Richard seni arıyor.

Burada olduğumu ona söylemesen olur mu?

Niye yalan söyleyecekmişim? Oğlum o benim.

O çocuklar da benim torunlarım.

-Onları tanımıyorsun bile. -Burada değillerdi de ondan.

Richard gelmemize izin vermiyordu.

Buradalar mı şimdi?

Görüşürüz.

Bir dahaki gelişinde, önce iyi bir temizlen. Olur mu?

Olmaz.

-Donut ister misin, canım? -Kalacak yere ihtiyacımız var.

Birkaç günlüğüne. Çocuklarla ben.

İnan ki hiç sıkıntı vermezler sana.

Kavga etmişsiniz, arabayı almışsın.

-Araba benim. -Nereye gidiyorsunuz?

Biraz geziyoruz sadece.

Çocuklar hiçbir yeri görmedi.

Bir şeyler öğrensinler istiyorum.

Ne kadar da havalısın.

Peki, çocukları...

Özgürlük Anıtı’na götürürsün, sonra da eve gidersiniz.

Tamam mı? Richard’ın sana ihtiyacı var.

Ona haber vermem lazım.

Dur, lütfen.

Ne olur arama.

Ararsan ne olacağını biliyorsun.

Delinin teki.

Richard hayatımda gördüğüm en iyi polis.

Çek elini, oğlumu arayacağım.

Artık Anthony’yi de dövmeye başladı.

Ben...

Ben aranıza girmek istemem.

Kusura bakma ama burada kalamazsın.

Biraz para versen, peki?

Başka kimsem yok.

Kredi kartımı da aldı.

Biraz benzin ve çocuklara...

yiyecek bir şeyler alabilsem.

Olmaz.

Affedersiniz?

Sever miyiz acaba?

Bilmem ki, neden tatmıyorsun?

Faydalı şeyler.

Bu siyah şey ne?

Bir balığın yumurtaları. Bir dene, olur mu?

Dünyadan haberdar olmanızı istiyorum.

-Balıklar yumurtlar mı? -Evet.

İsmi de ordövr.

Nereden buldun bunları?

Rusya’dan geldiler.

-Anna? -Evet...

Ben eskiden, olmayan daireleri kiraya verip...

depozitosunu cebime koyduğum gibi...

ortadan kaybolurdum.

Sonra, uykusuzluk çeken, yalnız insanlara...

internetten sahte melatonin hapları satarak...

binlerce dolar kazandım.

Yani...

burada olmak, bana yeniden insanların yüzüne bakma...

cesareti veriyor.

Mesela geçen gün,

bir mağazaya dalıp...

kendime sütyen aldım.

Bunu paylaştığın için teşekkürler.

Doğru söylüyorum.

Hala üzerimde. Görmek ister misin?

-Yok, ben almayayım. -John Peter?

-Yok. Başka zaman belki. -Marc...

Marc, aramızda yenisin.

Bize biraz kendinden bahsetmek ister misin?

Bence Marc henüz bu grubun onun için doğru olup olmadığından emin değil.

Affetme grubuyuz.

Nesi yanlış olabilir ki?

Ben yalnızca John Peter’ı desteklemek için buradayım.

John Peter bir ceza avukatı...

ve suçluların özgür kalıp...

masumların cinayet suçuyla hapse atıldığını görerek yaşamak zorunda.

Açıklama için çok teşekkürler.

İşler. O kadar, o kadar, o kadar çok davayı kaybetti ki.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left