My Salinger Year

My Salinger Year

Download Turkish Subtitle

Release info

My Salinger Year 2020 AMZN WEB-DL AAC2 0 H 264-TEPES
A Commentary by sub.Trader

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
Published on: 2022-03-11
Downloads: 19
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Joanna Rakoff'un "My Salinger Year" kitabından uyarlanmıştır

Şehir dışında bir kasabada büyüdüm,

New York'un hemen kuzeyinde.

Babam özel günlerde beni şehre götürürdü, Waldorf'da ya da Plaza'da.

Etrafımdaki insanları izlemeye bayılırdım, ilginç hayatları varmış gibi gözükürdü.

Onlardan biri olmak isterdim. Romanlar yazmak, beş dil konuşmak, seyahat etmek.

Sıradan biri olmak istemiyordum.

Sıradışı olmak istiyordum.

Geçen sene en yakın arkadaşımı New York'ta ziyaret ederken bu hatıralar geri geldi.

Sadece birkaç günlüğüne kalıp erkek arkadaşımın beni beklediği

Berkeley'e geri dönecektim.

Ama bir şeyler değişti.

Bir süreliğine New York'ta kalmak istiyorum.

Bir süreliğine mi? Ne kadar bir süre? Okul dönemin ne olacak?

Evet ama işte mesele de bu.

Artık başka insanların işini analiz etmek değil yazmak istiyorum Karl.

New York'ta mı?

Evet.

New York'ta...

Yazar olmak isteyenler böyle yapmadı mı? Ucuz evlerde yaşayıp kafelerde yazdılar.

Evet, biliyorum...

Ama istediğim buydu!

Salinger Yılım

New York, Sonbahar 1995

Patronum kağıdın bittiğini söylüyor. Tamamen e-posta.

Bu beni deli ediyor, herkes boş şeyler yazıyor.

Cevap olarak teşekkürler ya da daha kötüsü, bir şey değil diyorlar.

İş arkadaşlarım ne zaman öğle yemeğimi yiyeceğimi sormak için e-posta atıyor.

Umarım bu zamanla ortadan kalkacak bir akımdır.

Bağırıp çağırmalarını özlemişim.

Berkeley'deki herkes çok ciddi.

Ve koşmakla ilgileniyorlar. Ve Teva sandalet giyiyorlar.

Teva'yı s.keyim!

Güney Kaliforniya'nın başına çökmüş Doğu Yakası ironisinden bir bulut gibiyim.

Her şeyi küle dönüştürüp.

İşte ben.

Karl da böyle mi hissediyor?

Onun için aynı şey değil çünkü o birkaç senedir orada.

Üniversite ona bir çeşit yıldızmış gibi davranıyor.

Şey peki...

Jenny, ne kadar New York'ta kalacağımı bilmiyorum.

Endişelenme, burası evinmiş gibi davran.

Ne istersen ye.

Tamam.

İngiliz Edebiyatı lisansı, Londra College Üniversitesi.

Bu seni bazı yayınevleri için çekici hale getirir herhalde...

Çoğunaysa daha az.

Şiirlerin mi yayınlandı?

Evet evet, Paris Review'da. Öğrenci yarışmalarını kazandım.

Bunu çıkar. Yayınevleri yazar olma heveslilerinden uzak durur.

Ama yapmak istediğim bu. Yani eninde sonunda.

Ah anladım! Yayıncı değil yani.

Yayıncı temsilcisi nasıl peki?

Evet, muhteşem!

New York'un en eski yeri. Daktilo kullanabiliyor musun?

Şey... yedinci sınıfta dersini almıştım.

Tabii ki kullanamıyorsun.

Sana kullanabiliyor musun diye soracak, sen de cevap vereceksin...

Evet!

Dakika başı altmış kelime.

Ama daktiloda yazıyor musun?

Şu bilgisayarlarda yazmaktan çok farklı.

Evet.

Ne okumayı seversin?

Her şeyi. Lurie, Hammet, Donald Westlake.

Duygusal Eğitim'i daha yeni bitirdim.

Bayıldım, o kadar çağdaştı ki. Çok şaşırdım.

Gustave Flaubert. Evet bu çok iyi canım, ama bu alanda olmak için

hayatta olan yazarları okuman gerek.

Flaubert'i çok severim.

Ben de Westlake'i severim.

Komiktir.

Sanırım Noel'den sonra başlayabilirsin. Sonra Jerry'den bahsederiz.

Ah! Jerry.

Eminim, deli ya da bunamış veya insan düşmanı olduğunu duymuşsundur.

Hepsi yalan. Problem o değil.

Problem sürekli adresini, telefonunu durmadan soran ve

onunla hatta benimle iletişime geçmek isteyenler!

Ah!

Gazeteciler, öğrenciler, üniversite dekanları, yapımcılar.

İkna edici olabilirler, ya da manipülatif.

Ama asla ve asla adresini vermemelisin.

Anladın mı?

Anladım.

Güzel.

Unutma, bu işi isteyen üniversite mezunlarında kıtlık çekmiyoruz.

Uzun saatler çalışmaya hazır ol. Pam sana anahtar verecek.

Pam. Tamam.

Çok teşekkür ederim, ne kadar şeref duyduğumu ve heyecanlandığımı anlatamam.

Şeref duymana gerek yok. Heyecan, belki. Margaret bayağı heyecanlandırır.

Bu arada ben Daniel.

Şu Jerry...

Yayıncı temsilcisinin ne olduğunu daha bilmiyordum bile

ama yazarların dünyasına adım atmış gibi hissediyordum.

Edebiyatın tanrılarıyla çevrelenmiştim.

Şüphesiz ki onların yakınlığı benim yazılarıma ilham verecekti.

Eh yeni işin için tebrikler.

İşte anahtarın.

Kaybetme.

8 Ocak sabah tam 8'de burada olmanı bekliyoruz.

Berkeley'e asla dönmedim.

New York yeni evim, yazmak yeni hayatım olacaktı,

kiramı ödemek için de gıptayla bakılan bir işim.

Selam!

Selam! Şey...

Gel, gel, gel, gel bize katıl.

Selam.

-Millet bu... Ben Joanna. -Selam.

-Joanna. -Joanna, selam.

Bu da Mark, bu Lisa.

Tanıştığıma memnun oldum.

Daha yeni nişanlandılar, biz de şey kutluyorduk.

Vay!

Pekala tamam...

Tebrikler!

Sahte... Otur otur bize katıl.

Bu...

Ofis inanılmaz, sanki 1927'den beri hiçbir şey değişmemiş.

Ve de tahmin edin patronum kimi temsil ediyor?

-Anne Rice? -Papa?

Thomas Pynchon.

J.D. Salinger.

Yok artık!

O hala hayatta mı?

Evet hayatta, New Hampshire'da neredeyse tamamen izole şekilde yaşıyor.

Gazeteciler onu sürekli lokantada kıstırmaya ya da gizlice mülküne girmeye çalışıyor.

Çavdar Tarlasında Çocuklar'a bayılmıştım ama favorim Franny ve Zooey.

Arkadaşım Kat onun yayıncısında çalışmıştı.

Ve bir gece geç saatte çalışırken, gece 1'de falan,

ofisin telefonu çalmaya başlamış ve durmamış, o da açmış

ve birinin bağırdığını duymuş.

Taslağa bir şey olmadı!

Taslağı yangından kurtardım!

Salinger mı?

Evi yanmış o da gecenin bir vakti ofiste birileri olur diye aramış.

Delilik değil mi?

Hala yazdığını ama yayınlamak istemediğini okudum.

Seni yazar yapan yazmaktır, yayınlamak değil, yayınlamak ticarettir.

Saçmalık Don!

Bu onun önceden ortaya koyduğu argümanı,

romanını hiç satamazsa diye, yazmayı bitirirse tabii.

Bitireceğim ama bugün Joanna'yla

ve onun kitap tacirleriyle karanlık tarafa geçmesinin günü.

Şerefe.

Şerefe!

Teşekkürler!

Don'la daha önce yarı zamanlı çalıştığı Sosyalist Kitabevi'nde tanışmıştım.

Seni daha önce buralarda görmemiştim?

Tahmin edeyim New Yorker'da stajyersin.

Materyalizmle savaşmak ve sınıf bilinci geliştirmenin yanı sıra

Don boksla, Norman Mailer'la ve...

Bir roman yazıyorum.

Yazar olmasıyla ilgili açıktı. Kendine güvenini takdir ediyordum.

Panama Café'yi biliyor musun? 8.Bulvar'da, yazarların takıldığı bir yer...

Evet biliyorum, orada...

şiir okumaları oluyor.

Aşk bulması zor olandır. Aşk aklındakini okuyandır.

Aşk ruhunu besleyendir.

Aşk sahip olduğun ve kollarına aldığındır.

Ama bir dakika bekle, onu göstermenin ve bastırmanın yüzlerce aç yolu var.

Hala etrafta gezebilecek mi? Hala vazgeçmeden durabilecek mi?

Böylece kutunun dibini derince kazar ve tilkinin

saklandığı esas yeri bulur ve işte oradadır.

Hangi cehennemdeydin?

Şu çimleri ya bugün kesersin ya da arabanı satarım, duydun mu?

Sevgili Bay Salinger,

kitabınız Çavdar Tarlasında Çocuklar 'ı şimdiye kadar üç kez okudum.

Bu bir başyapıt ve umarım bundan gurur duyuyorsunuzdur. Yani duymalısınız.

Bugünlerde yazılan çoğu bok, o kadar sıkıcı ki midemi bulandırıyor.

Yani çoğu insan samimiyete yaklaşabilen şeyler bile yazamıyor

ve demek istediğim kitabınızı okuyan herkes onu anlıyor değil, hem de hiç.

Çoğu insan anlamıyor.

Yani size bir sürü aptal örnek verebilirim ama yapmayacağım.

Bu düşünce bile sizi kahkahalara boğmuş olabilir

ama bence ben anlıyorum. Belki de anlamıyorumdur.

Merhaba.

Eh gelmişsin.

Geldim.

Daktilo kullanabildiğini biliyoruz, yaşasın!

Ama hiç bir diktafon kullandın mı?

Rahat ol. Başta biraz zorlayabilir ama eminim kaparsın.

Oynat, geri sar ve sanırım bunlar da hızı kontrol ediyor.

Hugh yardım eder.

-Hugh mu? -Bunlarla başlayabilirsin.

Burası bizim teknoloji alanımız. Her şey çok yeni.

Bu yazışmalarımın fotokopisini alacağın Xerox makinesi.

Sanırım fotokopi için bu tuşa basıyorsun.

Sana dijital çağın kötülüklerine dair konuşmasını yaptı mı?

Max, bu Joanna, yeni asistanım. Bu da Max...

Merhaba Joanna, tanıştığımıza memnun oldum.

Memnun oldum.

Şey burada bilgisayar yok mu?

Bilgisayar kullanmamayı tercih ediyoruz.

Onları iş üstünde gördüm, herkes için daha çok iş çıkarıyorlar. Vakit kaybı.

Pekala.

Gördüğün gibi, rahat ve samimi bir ortamımız var.

Tulum, spor ayakkabı, tişört ve eşofman üstü,

özellikle de kapüşonlulardan, giymemeni rica ediyoruz.

Açık ayakkabı olmaz ama kadınsan pantolon giymende hiçbir sorun yok

ve yazın külotlu çorap da giymeyebilirsin. Çıplak bacaklar hiç sorun değil.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left