The first 200 lines.
Elbette aileyi yıllardır tanırım.
Çocukların büyümesini izledim.
Ve dürüstçe söyleyebilirim ki mükemmel komşulardı.
Kimseyle bir sorun yaşamadılar.
Bu yüzden, kapımızın dibinde
böyle bir şeyin yaşanabildiğine inanamıyorum.
Bakın, bazı iniş çıkışlar yaşadılar. Kim yaşamaz ki?
Ama hiç böyle biteceğini
hayal etmezdim.
40 yıl önce,
bir aile kurmak için Londra'dan taşındılar.
Anne, baba, üç çocuk.
Çocukların büyümesi için mükemmel bir yer, değil mi?
Buraya geldiklerinde Vivien hamileydi.
O zaman bile, iyi görünmeyi başardı.
O da çalışıyordu. Şehirde bir kuaför salonu vardı.
Tabii ki, Terry hastalandığında hepsini bırakmak zorunda kaldı.
Ve yıllar geçtikçe,
sadece komşu değil, arkadaş da olduk.
Merhaba, Mary.
Helen en büyük çocuktu.
Ve en zekisi.
Helen'ın her zaman iyi şeyler yapacağını bilirdiniz.
Nasıl gidiyor? Arka duvarı bitirdin mi?
Evet, neredeyse.
Bunun yeniden sıvanması gerekiyor ama.
'Lily döndü mü?'
Evet, demin içeri girdi.
- Selam söyle. - O da selam söylüyor.
'Bu gece için bir şey aldın mı?'
Evet, şarap aldım.
Eşyalarımı unutmuyorsun değil mi?
Ve kuru temizleme.
Gömleğimi kurutucudan çıkarıp
buruşmaması için hemen asar mısın lütfen?
Tabii, hemencecik.
- Teşekkürler. Hoşça kal. - Tamam, görüşürüz.
İki, üç, dört ve hamle.
İki.
Üç.
Dört.
Yana doğru. Bir...
Jake, Helen'dan dört yıl sonra doğdu.
Küçük, yaramaz bir veletti.
Ama dipte, derinde çok iyi bir yüreği vardı.
Onun her şeyini affedebilirdiniz.
Ve çok sevimli bir babaya dönüştü.
Bir. Hadi. Bastırın. Kaldırın kıçınızı.
Üç...
Natalie, ailenin bebeğiydi.
Önce dansçı olacaktı.
Ve sonra aktris.
Ve sonra bir sanatçı.
Ama her şey boşa çıktı.
Kendisini sıradan bir ofis işinde buldu.
Evet, şu an meşgul. Sizi on dakika sonra arayabilir mi?
Harika, Tamam. Hoşça kal.
Yüce İsa...
Bunu nasıl yapıyorsun?
Evet, benim için endişelenme.
Telefondaki kimdi?
Karın.
- Çeviri: Henok - -- İyi seyirler, Sağlıklı günler. #EvdeKal --
Bunlar güzel. Sen mi yaptın?
Yan komuşum Mary yaptı.
Hepinizin buraya geldiğinizden bahsettim
ve aniden elinde bir tabakla ortaya çıkıverdi...
- Ah, nihayet! - Geciktiğimiz için özür dilerim.
- Londra otobüsleri gibi. - Çok hoş görünüyorsun.
Özür dilerim benim yüzümden oldu. Çılgın bir iş günüydü.
Selam anne.
Kalacağınız odaları temiz tutmanızı istiyorum,
bunu yaparsanız çok memnun olurum...
- İş nasıl gidiyor? - İyidir sağ ol. Az da olsa...
- Stresli, evet. - Şu an hangi konumdasın?
CEO'yum.
CEO, ne demek? Ciğer Ekmek Operatörü mü?
Eyvah, yine başladık...
Üç hastaneden sorumlu.
Evet haklısın, bu çok büyük bir sorumluluk.
Bize bundan bahsetmek ister misin?
Fena halde başarısız olan Trust'u düzeltmek için getirildim.
Tamam, tamam.
- Teşekkürler, çok komik. - Kesin artık şunu.
Çünkü size bir şey söylemek istiyorum.
Şarap alır mısın? Yoksa hâlâ içki içmiyor musun?
Hayır, yuvarlanıp gidiyoruz.
- Lütfen dinler misiniz? - Sıkı bir kadeh alayım.
Kesin artık şunu.
Size söylemek istediğim bir şey var.
Yeni bir arkadaşla
tanıştım.
Bir erkek.
Şey gibi mi?
Erkek arkadaş?
Evet, öyle.
- Ne? - Vay be, sen ne yere bakan yürek yakanmışsın!
- Neden bize söylemedin? - Şimdi söylüyorum işte.
Hislerimden emin olana kadar bir şey söylemek istemedim.
Yani âşık mısın?
- Nats, Tanrı aşkına. - Sus, bir dakikalığına sus.
Kim bu adam? Bu âşık çocuğun adı ne?
Adı Mark ve emekli bir doktor.
Daha doğrusu bir cerrah.
- Babam sadece bir yıldır yok. - 18 aydan fazla oldu.
Hayatının geri kalanında yas tutmasını mı bekliyorsun?
- Benim söylediğim bu değil. - Babam buna aldırmazdı.
Bunu söylemek için burada değil.
Hayır, sadece onun mutlu olmasını istiyoruz.
Küllerini Mart'ta dağıttık.
- Jake, kapa çeneni. - Neden çenemi kapamalıymışım?
Babam annemle olsaydı iyi olurdu...
Babanızın ne düşüneceği umurumda değil.
Tanrım, o bir melek değildi.
Bu da ne demek oluyor?
Bir şey değil, bir şey değil. Sadece bu...
Bakın, bunun babanızla bir alakası yok.
Bu benimle alakalı bir şey.
- Merhaba! - Aman tanrım, bu o.
- Ne? - Ne?
Bu, Mark.
Ne? Bu gece mi geliyor?
- Burada! - Anahtarı var!
- Anne, bu ne lanet... - Mark!
Kusura bakma, biraz erken geldim.
Bisküvit ister misiniz?
Hayır, teşekkürler.
Mark'ın aileye gelişi kardeşler arasında herhangi bir tartışmaya veya rahatsızlığa yol açtı mı?
Şey, onlar...
Babalarını kaybedeli çok uzun bir zaman olmamıştı.
Ve kişisel hayatlarında çok şey yaşıyorlardı.
Yani sarsıldılar.
Sizce babamın bir ilişkisi olduğunu mu kast ediyordu?
Dullar için kurulan bir eskort sitesine takılıyormuş. Bundan hoşlanmadım.
Bence o adamın annem üzerinde tuhaf bir etkisi var.
Henüz çok erken.
Öyle mi? Altı aydır tanışıyorlar yani...
Altı ay? Altı ay uzun bir süre değil.
Altı ay sonra ona nasıl güvenebilir?
Babamı 45 yıldır tanıyordu.
Meğerse ona da güvenememiş.
Bu hiç adil değil, öyle değil mi? Babamın ne yaptığını bilmiyoruz,
ve kendisini savunmak için burada değil.
- Annemin yalan söylediğini mi söylüyorsun? - Hayır, öyle demiyorum.
Sadece tüm detayları bilmediğimizi söylüyorum, öyle değil mi?
Bunu düşünmek istemiyorum.
Ama bir şey olabilir; bir kaçamak, seks gibi, yani...
Oh, bu her şeyi yoluna sokuyor sanki.
Hayır sokmuyor. Ama erkeklerin bunu her zaman yapıyor olmaları
onları affedilir kılıyor ve bunda duygusal bir yön yok.
Yani bu karına olan aşkını yok etmiyor.
Her zaman fiziksel olandan daha fazlası vardır.
Tanrım, ikiniz de çok alaycısınız.
Bakın, insanlar âşık olur. Böyle şeyler oluyor.
Onu sevdim.
Çocukların dün geceki davranışları için özür dilerim.
Onlara daha önceden seni anlatmalıydım.
Erken olması benim hatam.
İyiydiler.
Hayır, değillerdi.
Soğuk davrandılar.
Seni koruyorlardı.
Kızım da aynısını yapardı.
Ve bütün o sorular.
Sanki iş başvurusu yapmışsın gibi muamele etmeleri.
Bu fikre alışacaklar.
Onlar yetişkin insanlar.
Bazen öyle davranmıyorlar.
Özellikle de hepsi bir aradayken.
Merak etme.
Bu kıyafetle hararet basmıyor mu seni?
Biraz.
Bir yaz gibi de olabilirim, gerçekten.
Vivien'in evliliğinin son on yılı bence...
Mutlu biri sayılmazdı. Ama bundan şikâyet edecek biri değildi.
Çocukların bunun farkında olduklarını sanmıyorum.
Kendi yaşam gaileleriyle meşguldü onlar.
Anladığım kadarıyla kargaşa içindeydi.
Bunu söylemek hoşuma gitmiyor.
Ama Jake ve Leila'nın biraz...
zor zamanlar geçirdiğini biliyorum.
Doğru.
Anne, babam bizi Disneyland'a götürüyor!
Paris'e gidiyoruz!
Birazdan gelirim.
Umarım bunu yapabilirsin.
Evet, bir tatili hak ediyorlar.
Parayı temin edeceğim
Bunlar kalan eşyaların...
Tavan arasından.
- Pazartesi görüşürüz. - Leila, lütfen...
İçeri gelip seninle konuşabilir miyim? Lütfen...
Küçük bir sohbet.
Şimdi değil.
Connor'un kıçına dört numara çizmelerini koy
ve derhal düzeltilmiş çizimleri alıp getir, tamam mı?
Neyse, o gelmeden önce...
Annem babamın melek olmadığını söyledi.
Bu bir ilişkisi olduğu anlamına geliyor, değil mi?
Böyle bir şey olduğuna dair daha önce hiç işaret yok.
No comments yet. Be the first to leave one.