The first 200 lines.
Nereye gittiğini sanıyorsun?
Gidecek hiçbir yerin yok.
Korkak sıçan gibi saklanacağına ortaya çık da konuş.
O uçağa binip gitmeliydin.
Kararından pişman olacaksın.
Seni bulacağım.
Ne pahasına olursa olsun.
Nereye efendim?
- Seul'e lütfen. - Tabii.
Kusura bakma.
Beş dakika sonra gel.
Jun-ho, oğlum.
Oğlum, beni duyabiliyor musun?
Doktor bey!
Çabuk buraya gelin! Oğlum gözlerini açtı!
Doktor bey!
In-ho.
SQUID GAME 2
BÖLÜM 1 EKMEK VE PİYANGO
İKİ YIL SONRA
Ne oluyor ya?
Kasksız motor kullanıyorsunuz. Ehliyetinizi görebilir miyim?
Hay sikeyim. Resmen tuzağa düşürmek bu. Sizce bir polise hiç yakışıyor mu?
Anca benim gibi fakir vatandaşları söğüşleyin.
Ehliyetiniz lütfen.
Ben konuşayım.
Memur bey, bırakın da gidelim. Ben takıyorum işte.
Hayır, olmaz.
Canım, ne kadar yakışıklısın sen.
- Adalete engel oluyorsunuz hanımefendi. - Ay, biraz da asabi.
Canım, birlikte. Hadi.
Oo, çok güzel çıkmış.
Kask kullanmamanın cezası 20.000 won. Vaktinde ödeyin.
Canım, bunu paylaşabilir miyim?
Instagram'ın var mı? Takipleşelim! Olur mu? Hı?
Canım, nereye? Canım! Nereye? Ben ne olacağım?
Yürü git! O aynasız herif var ya, seni arabasıyla bıraksın!
Hey! Hey! Gel lan buraya adi herif!
Hay böyle işe!
Bana bak Jun-ho!
Bu lafları duymak için mi buraya atanmak istedin seni serseri?
Komiserim.
Soğan ve turpta sirke sever misiniz?
Vay be, o kadar zaman geçti ki unutmuşum komiserim.
Bak Jun-ho, artık vaktini öldürme, Büyük Suçlar Şubesi'ne dön.
Ah! Sadece turpta seviyordunuz, öyle değil mi?
Başlatma sirkene! Hâlâ mı kızgınsın?
Bak, ben elimden geleni yaptım oğlum!
Sahil güvenlikten birini bile devreye soktum.
O bölgeyi günlerce aradılar, bir şey bulamadılar.
Evet, biliyorum. Bence soğumadan yemeğinizi bitirin efendim, hadi.
Evlat.
Ben var ya, sana inanmak istiyorum, hatta inanıyorum.
Ama gönderdiğini söylediğin o fotoğraflar bize gelmedi.
Telefonun denize düşmüş
ve üstelik adanın yerini de hatırlamıyorsun.
İnsanların öldürüldüğü şu oyunlar var ya hani?
Bak, baştakileri bunlara inandırmak için yeterince kanıt yok oğlum, yok işte!
Tek kanıt
hangi namludan çıktığı belli olmayan, omzuna isabet etmiş şu kurşun, yetmez!
Şunu da unutma serseri,
ruhsatsız silah kullanıp başına buyruk davrandın.
Bu yüzden az kalsın ölüp gidiyordun ulan!
O zaman söylemedim
ama sen uyanınca baştakiler sana ne yapıp ne edip el çektirmek istediler de
onları zar zor engelledim.
Teşekkürler komiserim. Bundan böyle saygıda kusur etmeyeceğim.
Evet.
Bak, bak. Bir de dalga geçiyor.
Seni var ya...
Bak oğlum, biz polisiz.
İtfaiyeciler hortumla yangın söndürür.
- Polislerse... - "Kanıtları bulup suçluları yakalar."
Biliyorum. Bu yüzden trafik polisiyim ya?
Çünkü bu meslekte kanıtlar çok net. Değil mi? Ha?
Işık ihlali, aşırı hız, kask kullanmama.
Çektiğimiz fotoğraflar kanıt sayılıyor ve suçluları yakalayabiliyoruz.
Bak Jun-ho.
Seni vuran adamı gerçekten hatırlamıyor musun?
Hayır.
Abi.
Benimle gel.
In-ho, neden peki...
- Nereye gidiyoruz? - Aa bak, burası motelmiş.
Burası mı?
Nasıl ya?
Bakar mısınız?
Kimse yok mu?
Kapıyı açar mısınız? İçeride misiniz?
Ya canım! Başka yere mi gitsek?
Burası çöplük gibi.
Işıkları da yok. Kapattılar mı acaba?
İsabet olmuş. O zaman boş oda da yoktur. Hadi gidelim buradan.
Sen bunu nereden biliyorsun? Nerede öğrendin?
Ne alakası var ki? Biliyorum işte.
Öyle mi? Motellere kaç defa geldiysen artık, hı?
Ne diyorsun be? Salak herifin tekisin.
- Salak mı? - "Ne güzel, bilmediğin şey yok" derdin.
Nereden biliyorsun?
- Eski sevgilin mi söyledi? - Yürü git lan!
- Ya söylesene işte! - Aaa!
Kim var orada?
Oyuncu 456.
Bunları mı arıyordun?
Benim.
Sana biraz yemekle ilaç getirdim. Nasılsın bu ara?
İyiyim ben.
Iı... Pek de iyi bir hâlin yok. Kendini fazla yıpratma demedim mi?
O adamı bulacağım diye sağlığından olacaksın.
Bir haber var mı?
Bugün de birinci ve dördüncü hatlardaki bütün duraklara baktık.
Yine sonuçsuz.
- Kaçtan kaça kadar? - Sabah 10'dan akşam 10'a kadar.
Bir saatlik yemek molalarını da sırayla verdik üstelik.
Bu adam senin planını anlayıp başka bir yere gitmiş olmasın?
Aralıksız iki yıldır arıyoruz ama hâlâ hiçbir iz yok.
Yarından itibaren daha çok adamla ilk trenden son trene kadar iyice arayın.
Bütün hatlara eş zamanlı bakın.
Ne saçmalıyorsun sen?
Ah, ama...
Böyle kapsamlı bir aramanın personel masrafları çok yüksek olur.
O kartı üç yıl önce aşağı yukarı bu zamanlarda almıştım.
Oyun hâlâ oynanıyorsa şu an oyuncu arayışında olmalı.
Bu fırsatı kaçırırsam bir yıl daha beklemem gerekebilir.
Hıhı, hıhı. Anladım.
Ben onu bu sefer mutlaka bulacağım. Söz.
- Woo-seok. - Buyur patron?
Yarın ilk iş bizimkileri topla.
Ha? Peki kaç kişi lazım?
Bulabildiğin herkesi çağır işte.
- İyi de... - Ayrıca sabah altıda başlıyoruz.
Sakın barlarda sürtmeyin. Eve gidip biraz uyuyun.
Saat altı mı? Ulan o saatte kim ddakji oynar be?
Dur, dur, dur, dur, dur.
Şimdi patron, ben bunu epey düşündüm ama hiç mantıklı gelmiyor.
Gelmiyor. Bu işte bir şey döndüğü kesin.
Sen de biliyorsun,
son birkaç yılda benden borç alıp kaç kişi ortalıktan kayboldu.
Bir kuruşunu bile geri ödemediler...
Senden borç almış bu şerefsizlerin bir adaya götürüldüğüne
ve çocuk oyunlarında öldürüldüğüne inanıyor musun? Mantıklı mı?
Hay sıçayım! O piçin her lafına inanıyor muyum?
İşin ucunda para var!
Seong Gi-hun bana borcunu ödemeseydi ve gelip bu işi bana vermeseydi
hem size maaş veremezdim hem de kepenk indirmek zorunda kalırdım.
- Anladın mı? - Biliyorum da...
Biliyorsan sesini kes de yarından itibaren gözünü dört aç.
Tamam.
Ddakji oynayan o piçi bulabilirsek karşılığında bize bir milyar won verecek.
- Bir milyar mı? - Evet, bir milyar.
Evet. Ne oldu? Şimdi inanıyor musunuz?
- Ama... - Dinleyin!
Adamı kim bulursa paranın yarısı onun! Okey?
- Yani 500 milyon mu? Gerçekten mi? - O hâlde gidip güzel bir uyku çekelim.
500 milyon mu?
- Kaptan. - Oo, hoş geldin.
- Ne var ne yok? - Ne olsun, bildiğin gibi oğlum.
Hava güzelse balık tutuyorum. Hava kötüyse kafayı çekiyorum.
Her gün içen birine göre bence formun hâlâ yerinde Kaptan Park.
Gevezeliği bırak da giy şunu hadi. Yine şu gizemli ada arayışına çıkacağız.
Bugün nereye Kaptan Hwang?
Son bir buçuk yılda gitmediğimiz yer kalmadı
ama pes etmiyorsun.
Rotayı nereye çevireceğimi şaşırdım artık.
Neredesin gizemli ada?
Hava şartları ve gelgit etkisi yüzünden
doğru düzgün araştıramadığımız bazı yerler vardı Kaptan.
Haritada işaretledim.
- Bugün buralara gidelim. - Hayhay Kaptan Hwang.
Of, of. Seni kurtarmakla hata mı ettim ne yaptım?
Dertsiz başıma dert aldım. Ah, çilem bitmedi, ah.
Evet, dinleyin bakalım.
Yana yakıla aradığımız şu malum kişi işte bu adam.
Uzun boylu, 1,80'in üzerinde hatta.
Takım elbiseli, yakışıklı bir bey. Bir evrak çantasıyla geziyor.
Ve o evrak çantasının içindeyse
bir tomar para ve ddakji zarfları var.
Metro duraklarında yabancıların yanına gidip,
şak, onlarla ddakji oynuyor.
- Ve sonra onlara böyle bir kart veriyor. - Çok uzak, okuyamıyorum ki.
Bu eşkâlde birini görürseniz
derhâl size verdiğim numarayı aramayı sakın unutmayın.
Fotoğrafını çekin.
Göremiyorum ki...
Yeter, yeter, yeter. Şimdi dinleyin bakalım.
Bugünkü ekip ve arama noktaları.
Ekip 1, Hat 1-2. Ekip 2, Hat 3-4.
Ekip 3, Hat 5-6. Ekip 4, Hat 7-8.
Ekip 5 de Gyeongui-Jungang ve havaalanı tren hattından sorumlu olacak.
İlk seferden son sefere kadar
hepsini tek tek dikkatlice arayacaksınız.
Hepsine bakacaksınız.
Birini bile atlamak yok, iyice anlaşıldı mı?
- Anlaşıldı! - Güzel.
Unutmayın, gittiğiniz her istasyonun fotoğrafını
kanıt olarak gruba yollayacaksınız.
Yollamazsanız o gün yevmiyeyi unutun. Anlaşıldı mı?
- Anlaşıldı! - Bir şey daha.
Adamı bulmayı başaran ekip 500, fazladan 500 milyon won alacak!
- İşte bu! - Harika!
No comments yet. Be the first to leave one.