The first 200 lines.
Steven, ne yaptın?
ÖNCEKİ BÖLÜMLERDE
Neler olduğunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum.
-Nesin sen? -Khonshu'ya hizmet ederim, avatarıyım.
Savunmasızları koruruz, Khonshu'nun adaletini dağıtırız.
Khonshu'nun adaleti geç gelir.
Ammit kötülük yapma tercihini ortadan kaldırarak iyiliğin önünü açacak.
Ammit'i bulduk.
Zalim kitleler dünyayı günaha boğarken
Ammit'in adaletiyle yüzleşmeyi hak ediyorlar.
Peki, ya diğer tanrılar?
Salıverilmesini izlemekle mi yetinecekler?
Tanrıların huzuruna çıkma talebi onları hiddetlendirebilir.
Ammit gizlice gömülmüştü. Kabri tanrılardan bile saklanmıştı.
-Yerini bilen birileri vardır. -Var. Senfu adında bir Mecaî.
Senfu'nun lahdini bulursan kabri de bulursun.
Çok büyük bir şeyin yerini gösteren harita.
O tarihte gökyüzünün tam olarak nasıl göründüğünü bilmeden şansımız sıfır.
Tanrılar beni hapsettiklerinde Marc'a söyle, beni kurtarsın.
-Marc? -Bir şeyi hatırlamanı istiyorum.
Beni, bana çektirdiklerin yarattı. Zaferimi sana borçluyum.
Steven. Uyan. Hadi. Uyansana.
Koşan birini gördüm!
Cipin etrafına bak.
Ölmüş gibi.
Dön! Dön!
İşte, orada!
Ne oldu?
Kaybedecek vakit yok. Harrow kabre geri dönüyordur.
Öyleyse bize Marc lazım.
Aynen. Bak, Layla anlıyor.
-Olmaz. -Olmaz mı?
Olmaz. Marc'la bir anlaşma yaptık.
Khonshu'yla işi bittiğinde temelli ortadan kaybolacaktı.
Ama anlaşmamızda senin ve Layla'nın ölmesi yoktu, değil mi?
-Buna izin veremem. -Anlaşma mı yaptınız?
Onu bir daha göremeyeceğim bir anlaşma?
Bu anlaşmadan benim de haberimin olması gerekmez mi?
Zaten hayatından ansızın çıkmamış mıydı?
Evet. Aman, neyse. En iyi yanı kostümüydü, değil mi?
Artık o da gitti.
Steven, hemen bedeni bana devret. Bu bir intihar görevi.
Ayrıca onu tanırım. Bunu yalnız yapmayı yeğlerdi.
Ama öyle bir şey olmayacak.
Olmayacak. Yalnızca senle ben, bir de uzun bir yol.
-Gerisini yayan gideceğiz. -Tamam.
İşte oradalar. Devam edelim.
Çoktan içeri girmişler galiba.
Ammit'e önce ulaşmak için başka bir yol bulmalıyız.
Merhaba.
Erzaklarına bakalım.
-Korkmuş gibisin. -Hayır, değilim.
Korksan iyi olur.
Khonshu yoksa kostüm yok, iyileşme yok, güç de yok.
Sen de olmayacaktın hani, öyle dememiş miydin?
Ama ağzından çıkanlara inanarak
yine kerizlik etmişim.
Keşke bir kalemde yok olabilsem. İnan, ben de isterdim.
Ama maalesef hâlâ buradayım.
Bunu yapacaksan akıllı davranmalısın, en azından Layla'nın iyiliği için.
Bu durumlarla çok karşılaştım.
Ben de. Beden aynı beden değil mi kardeş?
Bir şekilde öğrenmişimdir. Kas hafızası falan.
Pek öyle olduğunu sanmam.
-Neyse işte. -Buradayım.
-Yalnız değilsin. -Biliyorum.
Yalnız değilim çünkü Layla yanımda.
-O beni kolluyor. -Âşık mısın yoksa?
Eşime âşık mı oldun?
İlgilendiğin için sağ ol birader ama bundan sonrasını biz hallederiz.
Nereye... Bana bak...
-Protein içeceği tarifi gerekirse ararım. -İkimizi birden
uçurumdan atarım!
Hayatım boyunca bu anı beklemişim gibi hissediyorum.
Bu macerayı yani.
-İnsan hep sahip olmadığını ister. -Evet.
Onun gibi kokuyorsun.
-Sanırım bu çok normal. -Evet.
Marc seni Khonshu'dan korumaya çalışıyor.
-Ne? -Bu yüzden seni uzak tuttu.
Khonshu'nın seni avatarı yapmasından korkuyor, buna engel olmak istiyor.
Üzgünüm. Bunu bilmen gerektiğini düşündüm.
Üzgünüm.
Bunu niye şimdi söylüyorsun?
Bilmem. Bilmen gerektiğini düşündüm.
Bu, onun vereceği karar değildi.
Korunmaya ihtiyacım yok. Bana dürüstlük lazım.
-Evet. Anlıyorum. -Bu daha çok senin olayın, değil mi?
Ne o? Dürüstlük olmak mı?
Evet. Dürüstlük olmak.
-Önce ben inerim. -Tamam. Harika.
-Karabinayı takayım. -Sağ ol. "Karabina" ne demek?
Ciddi misin, şaka mı yapıyorsun hâlâ anlayamıyorum.
Pekâlâ.
Kahretsin!
-İyi misin? -Turp gibiyim.
-Tamam. -Bunu görmeni istemezdim.
-Evet. -Sağ ol.
Şu güzelliğe bak.
Evet... Çok güzeller, değil mi? Bunlar âdeta...
-Asırlardır nöbetteler. -Değil mi? Aklım almıyor...
Birden canlanıp geçmem için
bir bilmece sorsalar ne heyecanlı olur.
Altıma ederim ama heyecanlı olur.
Bu ne?
-Bunu sen mi yaptın? -Neyi?
Evet. Babam için. Burayı görebilse mutluluktan havalara uçardı.
Öyle mi? Tarih meraklısı galiba.
Daha da beteri. Misyonu olan bir arkeolog.
-Süpermiş. -Evet.
Onun için misyonuna ulaşmak uğruna ölünecek bir hayaldi ve öldü de.
Duyduğuma üzüldüm.
Önemli değil.
Olur böyle şeyler.
Eminim seni bu kanıtın içinde görüyordur
ve şu anda sevinçten yüzü parlıyordur.
Evet. Bence de.
Çok da kötü bir ölüm değil galiba.
Öğrenelim mi?
Evet. Öğrenelim hadi.
Tuhaf.
-Bu bir labirent. -Harika.
-Burada altı yol var. -Evet, evet.
-Altı nokta var. -Neye ateş etmiş olabilirler?
Tüm bu yapı
bir sembol.
-Bu, Horus'un gözü. -Evet.
Şuna bak.
-Nasıl ya? -Değil mi?
Öteki dünyada, korunmanın kraliyet sembolü.
Bunu inşa etmek için gereken kaynaklar akılalmaz.
-Son avatarı bir firavundu. -Ne? Firavun ha!
-Sence bu ne, bir harita mı? -Yani...
Horus'un gözü aynı zamanda aklın gözüdür.
Altı duyuyu temsilen altı noktası vardır.
Kaş, düşünceleri sembolize eder.
Gözbebeği tabii ki görmeyi. Buradaki nokta işitme.
Koku. Dokunma. Sonu spiral olan bu uzun çizgi de
dili temsil eder.
Avatar aslında Ammit'in sesi.
Aynen öyle.
Heka rahipleri.
Maskeleri ve tören duruşları bunu gösteriyor.
Firavunu korumak için buraya gömülmüşlerdir.
Heka neyin nesi?
O dönemin büyücüleri. Asırlardır buradalar.
Bunlar da onların yoluna çıkan bahtsızlar olsa gerek.
Çok etkileyici bir uğurlama.
Aman tanrım. Aman tanrım. Yoksa bu taze kan mı?
Bunlar küçük et parçaları mı?
Evet.
-Devam edelim. Evet. -Evet.
Bir saniye. Bir saniye.
Sadece gördüklerimi aktarıyorum, şu yöne giden bir sürü kemik ve kan görüyorum.
Düşünüyorum da acaba başka bir...
Başka bir şey olabilir mi...
Yukarıda bir açıklık var. Gördün mü?
Evet.
-Gidip bakalım mı? -Evet.
-Tamam. -Tamam. Sen git.
-Ben mi? -Sen ya.
Olur. Tamam.
-Evet. Başardım. Çıktım. -İyi misin?
Evet.
Antik metinlere göre Ammit bir uşabtiye bağlı olmalı,
şu heykelcikler var ya.
-Nasıl görünüyor? -Harika görünüyor.
Şunlara bak... Yeni doldurulmuş kanopik kap, yılan derileri
-ve rejenerasyon... -Steven?
-Steven? -Efendim?
-Çıkış. -Evet.
Çılgınca.
Evet. Bu tarafa gidebiliriz.
-Harrow. -Neye ateş ediyorlar?
Bilmiyorum.
Saklan. Saklan.
Kaç! Seni bulurum!
Ezdim. Onu ezdim.
Steven?
Aman tanrım.
İlk giren ben oldum. Tam bir firavun kabri gibi duruyor.
İkinci Thutmose.
Nefertiti. Büyüklerden biri olsa gerek.
Onu öptün, ha?
Ne yapacaksın? Bizi boğmaya mı çalışacaksın?
Yapsam yeridir.
Ama onu neden uzak tuttuğumla ilgili gerçeği de söyledin.
Bunu beklemiyordum.
Evet.
Şuna bak. Şu eserlere bak.
Makedonca mı? Yok. Nasıl ya?
Olamaz. Bir yanlışlık olmalı. Bu yazılar Makedonca.
Ama tek firavun...
Ama ısrarla Mısırlı olduğunu iddia etti.
Ama...
Sanırım uzun zamandır aranan kabrini bulduk,
Büyük İskender'in.
Ne güzel hallettin.
Niye senin gibi erkekler
aşağılama ihtiyacı hisseder?
No comments yet. Be the first to leave one.