The Personal History of David Copperfield

The Personal History of David Copperfield

Download Turkish Subtitle

Release info

The Personal History of David Copperfield 2019 BDRip X264-AMIABLE
A Commentary by sub.Trader
If you are from Malta contact me sub.trader(at)yahoo.com

Tags

bdrip
bdr
x264
BDR
Published on: 2021-02-01
Downloads: 19
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Teşekkürler.

Kendi hikayemin kahramanı mı olacağım...

yoksa bu mevki bir başkasına mı ait olacak...

bu anlar göstermeli.

Dünyaya, Kargalı’da geldim.

Peggotty!

Geliyorum. Geliyorum. Söz verdiğim gibi.

Peggotty sözü.

Geliyorum, aşkım. Bana sadece üç saniye ver.

Üç saniye çok uzun.

Havlular. Havlular nerede?

Pekala. Bu neden bende?

Panik yapıyorum. Tam anlamıyla panik yapıyorum.

Peggotty, seni kaçık kadın.

Şimdi, Peggotty!

45 saniye içinde sizinle olacağım.

-45. -Peggotty!

Nefes al. Nefes almaya devam et, tatlım.

İki nefes sonra döneceğim.

Peggotty!

Kargalı

Acımıyormuş gibi yapmaya çalış.

-Acıyor. -Biliyorum.

Hayatıma başlamak için...

Hayatımın başlangıcında...

Bayan Copperfield, sanırım?

Bayan Trotwood. Namını duymuş muydunuz?

Evet, sanırım bu zevke nail oldum.

Eh, şimdi onu görüyorsunuz.

Neden “Kargalı”, sorabilir miyim?

Eşim evi satın aldığında,

etrafında kargalar olduğunu düşünmek hoşuna gitmiş.

-Peki varlar mı? -Hayır!

Tam rahmetli kardeşimin yapacağı iş.

Eve “Kargalı” demiş. Karga var mı diye kontrol etmemiş.

“Şapşal Malikanesi” daha münasip bir isim olurmuş.

Bu kişi kalacak mı, hanımefendi?

-Şimdi, Peggotty... -Peggotty mi?

Yani bir insan kiliseye gidip adını “Peggotty” mi koydurmuş diyorsunuz?

Tam adınız koyulacakken, anneniz mi hapşırmış?

Pardon, adınız neydi?

-Trotwood. -Trotwood.

İlginç, çünkü içeri girdiğinizde...

adınızın “Seninki Benden Kara” olduğunu sanmıştım. Ama, neyse.

İşte geliyor. İşte kız geliyor.

-Oğlan da olabilir. -Hayır, o bir kız olacak.

Kesin kız olacak.

Ah, yalvarırım, adını Betsey Trotwood Copperfield koyun,

ben de vaftiz annesi olurum,

ve bu Betsey Trotwood’un hayatında hiçbir yanlış olmaz.

Onun duygularını hiçbir şey incitemez, zavallı yavrucak.

Aman Tanrım, çok gençsiniz.

Bir hemşire ve doktor gerek.

Buradayız.

Merhaba.

-Hadi, tatlım. -Yavaş yavaş.

Birkaç havluya ihtiyacımız olacak.

Bir sürü havlum var.

Yavaş yavaş. Çok güzel.

Kayıtlara geçsin ki, bir Cuma günü, gecenin 12’sinde doğmuşum.

-Bu mu? Bitti mi? -Harika haber. Muhteşem haber.

Doktor, Bayan Trotwood’a haberi verin.

Kız nasıl, Doktor?

Genç bir anne ne kadar olabilirse o kadar rahat.

Hayır, kızı soruyorum, bebeği. O nasıl?

O bir oğlan, hanımefendi.

-Sizi kutladığım için çok mutluyum. -Neden kutluyorsunuz?

Oğlan ikizlerden biri ve biz konuşurken de kız kardeşi mi doğuyor?

Hayır. Yalnızca tek bir oğlan.

Saçmalık.

Şu haline bak, Davy Bebek.

Yüzün şeftali gibi.

Şeftalileri pek severim.

Evet, öyle.

Evet, öyle.

Peggotty’nin pürüzlü parmaklarını hatırlıyorum,

sanki muskat için bir cep rendesi gibi.

Gülüyor musun?

Neredeyse oldu.

Her şey gözüme korkunç uzun gözüküyordu.

Saldırın!

Al sana, seni yaramaz, canavar tavşan.

Babamın mezar taşını görüyorum,

rüzgardan birbirinin üzerine eğilen ağaçlarca gölgeleniyor,

birbirine sırlar fısıldayan devler gibi...

Timsahlar Afrika’da, Amerika kıtasında ve Avustralya’da bulunur.

-Ne olağanüstü bir sebze. -Sebze değil. Sürüngen.

Hayır, sana söylüyorum, timsahlar patatestir.

Pulları ve dikenleri vardır.

Bu, koca bir saçmalık.

Güçlü karakter sahibi insanları kolayca hatırlayıp...

Sen küçükken Peggotty ne derdi, şu sevdiğin?

Koca bir saçmalık!

Bu güzel. Bunu yazacağım.

Söylediği her şeyi hatırlıyor musun?

Unutmak zor.

Bu doğru.

ve hatıralarını, yaşamak üzere olduğum hayata dokuyabilirim.

Uzaklara gittiğimi hatırlıyorum

Yolculuğa hazır mısın, Peggotty?

Evet, hanımefendi.

İşte.

Eğer üç taş oyununu kazanmak istiyorsan, David.

her zaman ortadan başlamalısın.

Beyefendi geldi, hanımefendi, siyah saçlı ve istisnai tavırlı olan,

Pazar günü kiliseden sizi eve bırakan.

Evet, teşekkürler, Peggotty.

-Meşhur sardunyaların bunlar mı? -Evet, onlar.

İçeri buyurun.

Havucu bırakalım.

-Evin erkeği sen olmalısın. -Ben bir çocuğum, efendim.

Sevgili çocuk. Gel, elimi sık.

Pekala, hayır, bu yanlış el, değil mi, çocuk?

Davy.

Pekala, belki yeni moda senin yöntemin olur.

Çok cesur bir çocuksun.

Davy, kıymetli patatesim.

Seni Yarmouth’a götürelim.

Abim bizi oraya götürecek.

Şu koca gökyüzüne bak, Davy’cik.

Bu kadarı fazla, değil mi? Bir kuş için bile.

Dünya coğrafya kitabımın söylediği kadar yuvarlaksa,

bu parçası nasıl bu kadar düz olabilir?

Senin zevkine göre değil mi, Davy?

Bak, şurada bir köstebek yuvası var. Orası düz değil.

Şurada bir kuş var. O düz değil.

Şurada bir çiçek. O düz değil.

Burası düz, burası düz ve düz işte, tamam mı?

Pekala, belki de haklısın. Biraz düz.

Neredeyse limandayız.

Ham ve Emily’nin çalıştığı yer orası.

Saat dört. Balıklarımı temizledim.

Dört oldu bile ha? Bunlar hazır, evet.

İşte, buyurun.

Bir saniyeliğine arkamı döndüm, Ham, ve fasulye sırığı gibi uzamışsın.

Ne kadar sert sıktığını unutmuşum, Peggotty.

Neredeyse kemiklerimi kıracaktın.

Kadın merdane gibi resmen.

Efendi Davy, Ham. Ham, Efendi Davy.

Tanıştığımıza memnun oldum, Ham. Ben, Efendi Davy.

Bilmukabele. Size yaşadığımız yeri gösterelim.

-Emily burada mı? -Hayır, saat dört.

- O... - Balıklarını temizledi.

Davy, zıpla bakalım. Hadi.

Ona dikkat et.

Şunu görene kadar bekle.

İşte hepimiz burada yaşıyoruz, Davy’cik.

-Muhteşem. -Bir malikane değildir.

Tepetaklak olmuş alabora bir tekne.

Bu, Alaaddin’in sarayı.

Çay bardağının altında sıkışmış örümcekler gibi olacağız.

Şu çocuk, mutluluğu arıyor. Buluyor da.

Peggotty.

Burası harika.

Davy, gel de buna bak.

Senin uyuyacağın yer de burası.

Beğendin mi bari, Davy?

Evet, ne düşünüyorsunuz, Efendi Copperfield?

Bence bu, hayatımda gördüğüm en makbul yatak odası.

Makbul. Kelimelerine bayılıyorum, Davy.

Peggotty diyor ki, annen bir hanımefendiymiş.

Emily, terbiyeli ol.

Bu, Emily.

-Merhaba. -Merhaba.

Ham ve Emily, sizin çocuklarınız mı?

Hayır, onlar evlatlık. İkisinin de babası boğulmuş.

Besleyecek bir boğaz daha mı?

Öleyim de kurtulun.

Bu, Bayan Gummidge.

Onun da eşi boğuldu.

Çok sayıda boğulma olup duruyor.

Bu nasıl?

Tütsülenmiş balıktan şikayet eden olmaz.

Onu izle de gör.

Patatesler yanmış. Kömür gibiler.

İşte başladı.

Bu patatesler, son patateslerim olabilir.

Sahile gidebilir miyim, Amca?

Balıklarını temizledin mi?

Evet, balıklarımı temizledim. Dörtte bitirdim.

Saat altı temizlemesi de var.

Balıklar bozulur, biliyorsun.

Ham, şafaktan beri balık temizledim.

Bütün temizleme işi bitene kadar temizlemeye devam etmelisin.

Sen dert etme. Git hadi. Ama genç Davy’i de yanına al.

Hadi.

Dikkat edin de boğulmayın.

Temizleme nedir?

Ellerin benim gibi olsun istemiyorsan, bilmek de istemezsin.

Hadi.

Annen gerçekten bir hanımefendi mi?

Evet, sanırım öyle.

Haberleşmeleriyle ilgilenip...

ziyaretçilerini misafir odasında mı kabul ediyor?

Bilmem.

Büyük elli bir adam, sardunyalarımıza bakmak için geliyor.

Hanımefendi olmak hoşuma gider.

İki kaşı var.

Kaş diyorum, göz yerine,

çünkü kaşlar, onun yüzünde daha önemli durumdalar.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left