The Magnificent Seven

The Magnificent Seven

Download Turkish Subtitle

Release info

The Magnificent Seven 1960 UHD BluRay 2160p DTS-HD MA 5 1 DV HEVC REMUX-FraMeSToR
The Magnificent Seven 1960 BluRay 2160p UHD REMUX HEVC (10bit) DV DTS-HD MA 5 1-LEGi0N
The Magnificent Seven 1960 2160p UHD BluRay DV HDR10 DDP 5 1 x265-BiTOR
The Magnificent Seven 1960 2160p UHD BluRay REMUX DV HDR HEVC DTS-HD MA 5 1-EPSiLON
The Magnificent Seven 1960 2160p BluRay x265 10bit SDR DTS-HD MA 5 1-SWTYBLZ
The Magnificent Seven 1960 2160p UHD BluRay x265 10bit HDR DTS-HD MA 5 1-LAMA
The Magnificent Seven 1960 2160p UHD Blu-ray Remux HEVC DV DTS-HD MA 5 1-HDT
The Magnificent Seven 1960 2160p UHD BluRay DTS-HD MA 5 1 HDR10 x265-W4NK3R
The Magnificent Seven 1960 NORDiC REMUX 2160p DV HDR UHD-BluRay HEVC DTS-HD MA 5 1-RAPiDCOWS
The Magnificent Seven 1960 2160p BluRay REMUX HEVC DTS-HD MA 5 1-FGT
A Commentary by 1seeone

Tags

BluRay
HEVC
TS
HD
REMUX
x265
DVD
Blu-ray
blu-ray
Blu-Ray
Published on: 2023-03-26
Downloads: 45
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Hilario.

Papa.

Sotero. Dostum.

Nasılsın?

İçecek bir şeyin var mı?

Böyle bir kasaba görmenin ne büyük bir zevk olduğunu anlatamam.

Santos.

Dışarıda büyük bir huzursuzluk ve değişim var.

İnsanlar artık hayattaki yerlerinden memnun değiller.

Kadın modası mı? Utanmaz.

Puro.

iMire! Din.

Gerçek dinin, geçmişe ait bir şeye dönüştüğünü görsen ağlardın.

Geçen ay San Juan'daydık - zengin bir şehir. Otursana.

Zengin şehir. Kutsanmış bir yer.

Büyük bir kilise.

Buradaki gibi - rahibin yılda iki kez geldiği küçük bir kilise değil, büyük.

Altın şamdanlar ya da dolu bir yardım kutusu mu gördük sanıyorsun?

Ne gördük biliyor musun?

Şamdanlar pirinçtendi ve yardım kutusu neredeyse boştu.

Ama yine de aldık.

Yine de aldığımızı biliyorum.

Ona artık insanların ne denli az dindar olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Bunu ben de görüyorum.

Görmüyorsun.

Ya üzerimdeki yükü sen taşısaydın, hı?

Bir baba gibi, aç adamlarını doyurmak için yiyecek sağlamak.

Silahlar. Cephane.

Ne kadara mal oluyor biliyor musun? Hı? Hır?

Hayır.

Kolay av günleri sona erdi.

Eskiden atlar, sığırlar, altın ve ağaçlarda meyveler vardı. Artık yok.

Artık başıma konmuş ödüller ve ensemde rurales'lerle yaşıyorum.

Geri döneceğim.

Yeteri

Kalanı geri döndüğümüzde alırız.

Bu kasabayı seviyorum.

- Sorunlarınızın olduğunu biliyorum... - Katil. Hırsız.

Rafael.

Aptal.

Aptal.

Çok yakında başka bir konuşma yapmamız gerekiyor.

İyi dostum Sotero'nun fikirlerini dinlemek her zaman bir zevktir.

Belki geri döndüğümde, olmaz mı?

Gidelim.

İçeri almama yardım et.

Tekrar hasatımızı çalarsa,

biz de boğazlarımızı keseriz ve bu iş biter.

Vadiyi terk etmek. Yapmamız gereken bu.

- Başka yerde mi yaşayalım? - Evlerimizi alalım mı? Tarlalarımızı?

Biraz yiyecek saklayabiliriz.

Calvera'dan mı? Asla tüm yiyeceğimizi çalmaz.

- Bize yaşayacak kadar bırakıyor. - Bu da bir şeydir.

Biraz fazlası için yalvarabiliriz.

Hayır. Bu onu daha çok kızdırır. Bence bir şey yapmayalım.

Bir şeyler yapmalıyız.

Rafael gibi mi? Mantıklı ol.

Tarlada belimiz kırılıyor, ama karınlarımız aç kalıyor.

- Bir şeyler yapmalıyız. - Bir şeyler yapmalıyız.

Ama ne?

Bilmiyorum.

Yaşlı adama soracağız.

O bilir.

Savaşın.

Savaşmalısınız. Savaşın.

Silahlara karşı bıçaklar ve çıplak ellerimizle mi?

- Silah alın. - Alalım mı?

Sınıra gidin. Orada çok silah var.

Para yerine ne kullanacağız?

Şunu satın.

Ve toplayabildiğiniz her şeyi.

Silahımız olsa bile,

biz tarla ekip, biçmeyi biliriz - insan öldürmeyi bilmeyiz.

O halde öğrenin.

Ya da ölün.

Hey. Seni bekliyordum.

Harika bir iş yaptın.

- Üzgünüm, burada cenaze olmayacak. - Ne?

Mezar kazıldı ve mezarcı cesedi hazırladı,

- ama cenaze olmayacak. - Yeterince para vermedim mi?

Sorun para değil. 20 dolar için kanlı canlı herkesi gömerim.

Ama cenaze iptal oldu.

Peki, buna ne dersin?

Onun gömülmesini istiyorum. Sen de öyle. Konuşabilseydi, o da isterdi.

- Gördüğün gibi herkes aynı fikirde. - Bir Hıristiyan gibi davrandın, ama...

Bak, şimdi. Dua falan istemiyorum.

Bir satıcıyım - Kadın korsesi satarım.

Caddede yürüyorum ve adamın biri düşüp ölüyor.

İnsanlar hiçbir şey yapmadan adamın üstünden geçiyorlar.

Yapılması gereken şeyi yapıyorum.

- Hadi, Henıy... - Hayır. Adamın gömülmesi gerek.

- Çabuk. Yoksa kokmaya başlayacak. - Biliyorum. Mümkün olsa yapardım, ama

- kasabada karşı gelen bir kesim var. - Karşı mı? Neye?

- Buraya gömülmeye uygun değil diyorlar. - Ne? Mezarlığa mı?

Burada katiller, boğaz kesenler ve sarhoşlardan başkası yok.

Eskiden ayrıcalıklılarsa bile çoktandır değiller.

Onlar beyaz ama, dostum.

Ve yaşlı Sam...

Evet, yaşlı Sam bir yerliydi.

Evet, olur şey değil.

Mezarlığa gömülmek için ceset olmanın yetmediğini bilmiyordum.

- Bu ne kadar süredir devam ediyor? - Kasaba kurulduğundan beri.

Bu benim suçum değil. Ben de istemiyorum.

Her zaman herkese olası bir müşteri gibi davranırım.

- O halde, cenaze arabasını getir. - Şoförüm ayrıldı.

- O da önyargılı, hı? - Konu kafasını kaybetmek olunca evet.

- Başkasını bul. - Kimse sürmeyecektir. Burada böyle.

Kahretsin. Sadece bu yüzden olmayacaksa ben sürerim.

Şu tüfeği ödünç alabilir miyim?

Memnuniyetle.

Bir dakika. Bu araba bana 840 dolara mal oldu. Bölgedeki tek araba bu.

- Ona ateş edilmesine izin vermem. - Hasarı ödeyeceğim.

- Bunu görmek istiyorum. - Ben de.

Bir posta arabasını hiç korumamıştım.

Gidelim.

- Kasabada yeni misin? - Evet.

- Nerelisin? - Dodge. Sen?

Tombstone. Orada hareket var mı?

- Tombstone? - Aynı. İnsanlar huzur içinde yaşıyor.

- Her yerde aynı. - Kızılderili severler.

Sakin ol. Yalnızca söz bunlar.

- Oraya gideceğiz. - Beni rahatsız eden gitmek değil.

Beni düşündüren orada kalmak.

Arkamızda, sol taraftan geliyor.

Hiç sanmıyorum.

İkinci kat penceresi. Perde kıpırdadı.

İyi bir konumda değilim. Bırak kafasını dışarı uzatsın.

- Vuruldun mu? - Hayır.

Çok iyi bir hedeftim.

Çocuklar, neden geri dönüp - kendinizi bir sürü dertten kurtarmıyorsunuz?

Şimdi mi, hı?

Karşılama komitesi kuruluyor.

Dikkat et.

Oradakine dikkat et.

Bir terslik mi var?

Arabayı döndür ve tepeden aşağı indir.

Orada altı adama ihtiyacım var.

Çocuklar, içkiler benden.

Sana bir içki ısmarlamak istiyorum. Ve arkadaşına da.

Sağol.

Neredensiniz?

Oh, evet. Nereye gidiyorsunuz?

- Bedava gösteri için teşekkürler. - Hiç önemli değil.

Bu gerçekten iyiydi. Yüz yaşına kadar yaşasam da unutmayacağım.

- Henry, araba gidiyor. - Pekala, pekala.

Flora bunu duyana kadar bekle. Tek bir kelimesine bile inanmayacak.

Henry. Araba. Hadi.

Bunu sakla.

- Nereye gidiyorsun? - Güneye doğru, aşağı yukarı.

Sen?

Sadece sürükleniyorum.

- Hareket var mı? - Evet.

Tezgahtar ve bar fedaisi, karşıdan karşıya geçti, buna hareket dersen.

Evet.

Şey, görüşürüz.

Söylesene, adın ne?

Vin diyebilirsin.

- Seninki ne? - Chris.

Evet?

Size güvenebileceğimizi düşünüyoruz.

- Teşekkürler. - Yardımınızı istiyoruz.

- Bir adam var, Calvera. - Hırsız. Bir katil.

O ve adamları, yiyeceğimizi çalıyor ve bize açlık çektiriyorlar.

- Hepsi bu değil, kadınlarımız... - Dur, dur. Bir dakika.

- Koruma istiyorsanız, polise gidin. - Gittik. İki kere.

Ama küçük bir kasabaya adam veremediler. Kim bilir ne kadar süre için?

Bu yüzden gittiler.

Sonra, onlar geri geldi - Calvera - ve ondan sonra her yıl.

Biri onu durdurana kadar devam edecek.

Oturun.

- Yardıma ihtiyacımız var. - Silah almalıyız.

Silah konusunda hiçbir şey bilmiyoruz.

Bizim için silah alır mısın?

Silahlar pahalıdır ve alması zordur.

- Neden adam kiralamıyorsunuz? - Adam mı?

Silahşör. Bugünlerde adamlar silahlardan daha ucuz.

- Gidecek misin? - Yardım edersen, hayır duası alırsın.

- Üzgünüm, hayır işinde değilim. - Hayır. Daha fazlasını yaparız.

- Her gün karnını doyururuz. - Ve elimizde bu var.

Bu ne?

Bunu altın karşılığında satabiliriz.

Sahip olduğumuz her şey.

Kasabada değerli ne varsa.

Daha çok paralar teklif edildi ama her şeyin verildiğini ilk kez görüyorum.

Yeterli olur mu?

Bu haydutları kasabamızdan atabilirsek,

burada hayat çok rahat olabilir.

Ama bu şekilde devam ederse, biz biraz daha dayanabiliriz,

ancak çocuklar dayanamaz, ağlıyorlar çünkü açlar.

Böyle bir şeye başlamanın ne demek olduğunu anlıyor musun?

Biz de dövüşeceğiz. Her birimiz.

Calvera geldiğinde, kilise çanı alarm verecek.

Alabilirsek, silahlarla dövüşeceğiz.

Yoksa, bıçaklarla, baltalarla, sopalarla, ne varsa onunla.

Başladıktan sonra,

öldürmeye ve daha fazla ölüme hazır olmanız gerek.

Ve yine ölüm - ta ki sorun ortadan kalkana kadar.

- Anlıyoruz. - Bunu düşündük.

Kasabadaki herkes aynı şekilde mi düşünüyor?

Herkes.

More Turkish subtitles for The Magnificent Seven

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left