The first 200 lines.
Gus.
Pardon.
- Pardon. - Gel buraya tatlım.
Pardon!
Gus, buraya gel.
Pardon.
Gus, dur!
- Pardon. - Tatlım, hadi!
Pardon.
Gus! Hayır. Gus.
- Pardon. - Gus, dur.
Pardon.
Yakaladım.
Hey, teknenin arkasına düşersen vücudun parçalanır.
Öyle mi olsun?
Hayır, sen parçalanırsın.
Ben değil, sen.
- Sen. - Sen.
- Hayır, sen. - Hayır, sen.
Çok teşekkürler.
Teşekkürler, üzgünüm.
- Sorun değil. - Bunu yapamazsın.
Öyle kaçıp gidemezsin. Bu teknedeyken olmaz. Tamam mı?
Yanımda dur. Babası.
Bir teknedeyiz, her yanımız su
ve bu çok tehlikeli.
Hayır.
Çocuğa yeni bir ev aramaya başlamak için bir süre var mı?
Çoğu anne formu imzalamıyor. Geri dönerler sanıyorlar.
Çocuk da çok uzun süre burada kalıyor.
Bu taraftan.
Ancak yetimhaneye düzenli bağış yaparsanız
turun sonraki bölümüne katılırsınız.
Hoşumuza gider. Ziyaret...
Şu peynirlere bak, kimse yemiyor.
Herkesin evinde çok mu Avrupa peyniri var da
bu büfeyi yok sayıyorlar?
Bu burratayı denedin mi? Çok güzel.
Evet, değil mi?
Yıl sonuna kadar İtalya'ya gitmeliyim.
Mutlaka.
- Nasıl yani? Gidemezsin. - Neden?
Sorumsuzca olur da ondan.
Sen bu yıl İtalya'ya iki kez gittin.
Üstüne Tayland, Hindistan, Avustralya.
Biliyorum ama aynı değil.
Zengin kızısın diye mi?
Densizlik etme.
Bir kariyere ya da en azından işe ihtiyacın var.
Arkadaşlarımın yanına gidelim.
Sanırım davetiyeyi düzgün okumamışız.
Su, şarap, çocuklar. Berbat bir kombinasyon.
Dev bir yüzme havuzuyla çevrelenmişiz gibi.
Essie'yle gideceğim.
Hayır, burada iyisin.
Kola Zero istedim. Bu diyet kola.
İkisi aynı değil.
Pardon hanımefendi.
Onlarla böyle konuşamazsın.
Burada başka türlüsü olmuyor.
Essie teyze.
Onu ben götürürüm.
Çok teşekkürler Essie.
Seninle geleceğim Essie.
Yardımcınla anlaşması büyük şans.
Essie, Gus doğduğundan beri bizimle. Yani aileden sayılır.
Mercy'nin Hong Kong biletini ben aldım.
Annesiyle aynı evde yaşıyordu.
Hong Kong peşime takılmayacağı kadar uzaktı.
İzninizle. Görev bekler.
Merhaba, nasılsın?
- Seni görmek hoş! - Demek Columbia'ya gittin.
Burslu.
Şanslısın.
Sadece notlarım iyiydi.
Yani bana en son şanslı denir.
Hatta ilginçtir, biraz lanetliyim.
Lanetli mi?
Özellikle yüzüm. Adeta, bir şanssızlık sepeti
Sırf yüzüm değil.
Gençken annem falıma baktırırdı.
Hepsi bire bir aynı şeyi söylerdi.
Hiç evlenmeyeceğimi, ailem olmayacağını, yalnız öleceğimi.
Öyle bir şey.
Kardeşin Columbia'ya girmedi mi Shellac?
Ziyaret edecek misin?
Evet. O sonbaharda oraya taşınınca annemle babamla giderim.
Seni arkadaşım Antonio'yla tanıştırayım.
Manhattan'da müthiş kulüpleri var.
- Hangileri? - Sahibi oldukları DL...
O yaz gitmiştik, hatırlamıyor musun?
Tanrım, doğru, biz...
Ne?
Tanrım.
Sadece şöyle yap.
- Philena! - Ne? Tanrım...
Deli olduğunu söylemiştim.
Altından yüzer miyim sizce?
Evet, yüz!
- Yüz! - Yüz!
İşler hiç istediğin gibi gitmeyecek.
Kör bir atın üstünde uçuruma doğru gidiyor.
Dikkatli olmalısın. Sen lanetlisin.
Hiç evlenemeyeceksin, ailen olmayacak.
Bak.
Yalnız öleceksin.
Atlamadan. Topla kendini! O hep uğursuzlukla lanetli olacak.
Lanetli doğdun. Talihsizsin.
Talihsizlikten başka şeyin yok. Dikkatli ol.
İşlerin asla yolunda gitmeyecek. Hiç bu kadar talihsiz birini görmemiştim.
Hazır.
Tamam.
Baksana.
Buraya nasıl geldin?
Tanrım, küçücük.
Kuş kadar minik.
Chloé'nin aksine. O kadar tombik doğmuştu ki
hemşireler birbirini çağırıp göstermişti.
Ama tabii kimse tombik bebeklere dayanamaz, değil mi?
O minik bilekler.
Eve geldiğimizde annem bizi bir ay eve kapatmıştı.
Değil mi?
Saçımı yıkatmıyordu,
acı çay ve son derece iğrenç çorbalarla besledi.
Zavallıcık.
Kimse sana çorba yapmayacak.
Hayır.
Ne oldu? İyi misin?
Gel.
Havlu getireyim.
Al.
Ne oldu?
Uzun hikâye.
Giysilerin nerede?
İstersen gidip getireyim.
Ben Margaret bu arada.
- Hanımefendiye beyaz şarap. - Teşekkürler.
Şarap istediğimi sanmıyorum.
Matmazele de çilekli bir şey.
Başka bir istediğiniz var mı?
Yok. Teşekkürler.
- Öyle mi? - Teşekkürler.
Görüşürüz. Hoşça kalın.
Çok ama çok eğitimli.
Fena değil.
Sen değil.
Hong Kong yeni bir sayfa olacaktı.
Yeni bir başlangıç.
24 yaşında mı?
Şaka yapıyorsun.
Doğru.
"Doğru."
Çok komiksin.
Hong Kong güzel mi?
Evet.
Bazen memleketimi özlüyorum ama...
Peak'de yaşıyoruz. Manzaraları müthiş.
Evet.
Üstü açık arabalı kel beyaz erkeklerin daha yoğun olduğu bir yer görmedim.
S'li sözü biliyorum.
Hey. Onu söylemeyeceğine söz vermiştin.
Gus! Annen varken söylemeyecektin.
Sanırım söyleyeceğim.
- Söyleyeceğim! - Hey!
Sakın söyleme. Hele annenin yanında.
Sana bakmak için çok çalışıyor.
- Onu sakın söyleme, tamam mı? - Tamam.
Pekâlâ, tamam.
Ne... Bekle.
Bekle.
Kardeşlerin var mı?
Tek çocuğum.
Gerçekten mi?
Teyzem Queens'te lokanta işletiyor.
Annem ona yardım ediyordu kuzenlere hep ben baktım.
Çocuk seviyorum.
Onun şansına çünkü yedi milyar tane falan vardı.
Şunu sallama.
Bakın, eğer...
Yardıma, desteğe ihtiyacınız olursa ben buralardayım.
İnsanlar hep öyle diyor ama öylesine.
Ben öylesine demedim.
Sallama şunu Gus!
Bazen çocukların yanında daha rahat hissediyorum.
Siktir.
Merak etme.
Bunlar beni korkutmaz.
Essie! Essie'yi istiyorum!
Essie'yi istiyorum!
Ben yanındayım.
- Essie'yi istiyorum. - Hayır, onun işi var.
Annen yanında.
Essie'yi istiyorum!
Beni kucağına al!
Seni istiyor.
Peki efendim.
Hadi bakalım.
Anneni dinlemelisin.
Yoruldum.
Merak etme. Mac onları alır.
No comments yet. Be the first to leave one.