The first 200 lines.
Timor Denizi - 2013
- Vay! Bu harika! - Bu harika.
Kim kesecek? Kancadan kim alacak?
- Bu senin işin. - Evet.
Bunu kim dilimleyecek? Bu iş sende.
- Hayır, sende. - Bende mi?
Zor işleri ben yaptım. Bunu sen yapabilirsin.
Doğru.
- Yanaş, yanaş yanaş. Gülümseyin. - Evet.
Evet!
Okyanus plastik dolu.
Burada başıboş yüzen trilyonlarca
ve trilyonlarca küçük parçacık var
ve balıklar onları yiyorlar
- Doğru. - Biz de balıkları yiyoruz.
- Yani sen bir döngüyü tamamladın, değil mi?
Ve tavşan deliğinden aşağı inip ...
Bir saniye bekle. Bu basit bir düğüm. Bunu 1000 kere yaptım.
Ne hakkında konuştuğunu biliyor musun, Kaptan?
Bu çok hassas bir işlem ve bunu aceleye getiremezsin.
- Peki ya bu? - Bu... Bu... bu mükemmel.
- Şov yapıyorsun. - Ablan bir ekoloji savaşçısı oluyor.
Öyleyse ona bulaşma.
- Bak senin için bunu buldum... - Hayıır!
İğrenç!
Selam dostum. Cook Avenue, Ashgrove. Teşekkürler.
Selam.
Sanırım sözleşmeyi bağladık,
ama yarın öğrenmeme izin verecek.
Evet.
Şuradan sola.
Evet.
Hey, öğle yemeği konusunda bir karara vardık mı?
Çünkü ben kendimi polietilen balığıyla riske atıyorum.
- Sanırım sadece sıvı gıda alacağım. - Sahiden mi?
Ryan?
Bir balıkçı teknesi ya da onun gibi bir şey gibi görünüyor.
Buraya gelin!
Hadi gelin!
Teşekkürler dostum. Üstü kalsın.
Onlara su verip teknenin motoruna bakacağım, tamam mı?
İngilizce biliyor musunuz?
Aranızda İngilizce bilen var mı?
Buraya gelin!
Kaptanınız kim?
- Oh, Kaptan, kaptan, kaptan. - Kaptan sen misin?
- Kaptan, Evet. - Kaptan sen misin?
- İngilizce biliyor musunuz? - İsmail!
- İngilizce? - Evet, evet, evet. Yardım edin, yardım edin!
Bu tekne ölmüş. Lütfen. Ölmüş, ölmüş, ölmüş. Lütfen gelin.
Tekne ölmüş, Tekne ölmüş!
Lütfen, gelin, gelin.
Çanta, çanta.
Şu Sidney'deki geliştiriciler uçup kaçarlar ve sonra gelip
müteahhitlerimizi X Factor'deki yarışmacılar gibi sıraya dizerler.
Sanki bir çift dubleks değil de Taç Mahal'i inşa ediyorlar sanırsın.
Evet, ama belli ki onlar senden hoşlanıyorlardı.
Ehh, onlara tam gaz bir Gallagher cazibesi sunmuş olabilirim.
Buna öyle mi diyorsun?
Oh, bu harika, şimdiki okullarda Facebook da öğretiyorlar mı?
Hiç mahremiyet diye bir şey duydun mu?
Ödevini bitirdiğinde öğrendiğin şey bu mu?
- Tamam mı. - Tamam.
Bence tamam. 5 dakika.
Tamam. Marş marş. Tabaklar sende, Lockster.
Hadi masayı temizle.
Bunu kaldır. Hayır. Bekle.
Birisi salatayı getirebilir mi?
Hey, anne, Jordan'lara gidebilir miyim?
- Matematik dersin bitti mi? - Hayır.
Hoşgeldin, Baba.
Teşekkürler.
Günün nasıl geçti?
Sanırım bende şundan var; nasıl diyorlar?
Yüksek ateş.
Evet biraz ateşin var.
Anahtarların var mı?
Bilal, neredeyse hazır. Bekleyemez misin?
Onlardan birini buldum.
Kimlerden?
Onlardan.
Su.
Su. Su.
Beni izle. Buradan. Gel.
Bu ölmüş.
Haklısın.
Hey.
Arkadaşım. Hey.
Avustralya'ya gidiyoruz.
Bizi götürün.
- Bizi Avustralya'ya götürün. - Bizi götürün, lütfen.
Lütfen!
Pan-pan, acil durum çağrısı
Bütün istasyonlar, bütün istasyonlar.
Ve sonra teknenin adı üç kez.
Burası Liberame, Liberame, Liberame,
acil yardıma ihtiyacımız var.
Başka bir kanal dene.
16. kanal acil durumlar için.
- Neden dinlemiyorlar? - Hadi, tekrar dene.
Pan-pan, acil durum çağrısı
burası Liberame, Liberame, Liberame,
acil yardıma ihtiyacımız var.
- Avustralyalılar... - Şimdi ne yapacağız?
Belki de onları gemiye almayı denemeliyiz
Orada 40 belki de daha fazla insan var.
Aradaki şeritleri kaldırıp odalarda onlar için biraz yer açabiliriz.
Ya da onları çekeriz.
Hayır, bu motoru yakabilir.
Yeterince yiyeceğimiz var mı? Suyumuz?
Yardım için gidebiliriz.
Onların konumunu işaretleyip,
Avustralya karasularına dönüp yetkililerle temas kurabiliriz.
Onların teknesinin motoru ölmüş. Tamamiyle işlevsiz.
Onları kurtarmaya hazır değiliz. Neden yarım edecek birilerine gitmiyoruz.
Bak, çocukları düşünmek zorundayız Ryan.
Onları gemiye de alsak veya onların teknesini de çeksek,
her açıdan riskli, hatta onlar için bile.
- Senin önerin ne, Damien? - Helen'e katılıyorum.
Ya da acil durum fişaklerini ateşleriz.
- Hayır. - Hayır, kesinlikle olmaz.
Ama bu bir acil durum.
Evet ve onlar Kupang'a yarım gün uzaklıktalar.
Endonezya Kurtarma onları toplayıp siker.
Onlar zaten sikilmiş.
Avustralya'ya gitmek istiyorlar. Öyle söylediler.
Ama herkesi tehlikeye atamayız.
Ne olacağını bilemezsin.
Buraya 40 kişi koymanın büyük bir hata olacağını biliyorum.
Ya motorlarını tamir etmeye çalışırsan...
Sen bir uzmansın, değil mi Damien?
- Bir çözüm bulmaya çalışıyorum. - Bu sadece problemden kaçış.
- Bu akıllıca. - Hey!
Bu senin teknen Ryan. Kaptan sensin.
Yani bu senin kararın. Kalmak ve yardım etmek
mi yoksa gidip başka yerden yardım bulmak mı istiyoruz?
Of.
Oylama yapacağız
Hayır, Kesinlikle bunu yapabilirim ama saat 10'da mahkemede olmam gerekiyor.
Evet, bu...
Afedersiniz. Hayır. Evet, doğru.
Yakında orada olacağım.
Bunun icabına bak ve yakında orada olacağım. Hoşça kal.
Sensin.
Ben Ryan.
Şey, nasılsın?
Başarmışsın.
Başardık.
İçeri gel, sana kahve yapayım.
Oh, Hayır, Hayır, Hayır, Hayır. Teşekkürler.
Çalışıyorum.
- Ben, gitmeliyim. - Geri gel, hafta sonu uğra.
- Hafta sonu çalışıyor musun? - Hayır.
Yapacağız ... Barbekü yapacağız. Hayır.
Aileni de getir. Herkesi bir araya getireceğim.
- Teşekkürler. - Pazar, saat 12. Saat 1.
Hadi, lütfen. Hadi ama.
- Tamam. - Harika.
- İnanılmaz. - Pazar günü görüşürüz.
Pazar günü.
Hey!
- Baba? - Bize yardım edin!
Dörde karşı bir.
Dörde karşı bir ne?
Onları çekeceğiz.
Günaydın.
Günaydın.
Merhaba.
Merhaba.
Buna inanmayacaksın.
Biliyor musunuz, bu sabah kapının önünden çöpleri topluyordum?
Bir de baktım ki yolun karşısında bir taksi park etmiş.
Ve taksinin şoförü İsmail'di.
İsmail kim?
Onlara nasıl bakabilirim ki?
Yaptıkları şeyi hangi sözcüklerle açıklayacaklar acaba?
Kendilerini nasıl açıklayabilirler ki?
Bilmem gerek.
Bilmek, olanları değiştirmeyecek.
Hayır.
Hey, gel bunları da al.
Baksana, tam bir kepçe ustasısın.
- Hey, bu iyi mi? - İçmiyorlar, değil mi?
- Hayır, ama arsızlık edip bir tek atabiliriz. - Maddie, üstüne bir şeyler alabilir misin?
- Ama... - Bu saygının bir gereği.
Hey, bunu nasıl pişireceğimi bile bilmiyorum. Ben sormadım.
Biraz özel mi?
Sanırım biraz et hazırlamaya benziyor.
Lockster sayesinde havuz tertemiz.
Teşekkürler, Locky.
Bunu ne için yapıyoruz? Kim geliyor?
Onlar bir süre önce tatildeyken
tanıştığımız insanlar.
- Çocukları var mı? - Evet, senden biraz büyük.
- Benim için çok sıkıcı olacak! - Çocukları var.
Hadi, onlar gelmeden önce yıkanalım.
- Bir şampanyaya ne dersin? - Kadehler şurada.
Burada.
Hey! Kapı açıktı. Ben...
Tam zamanında geldin. Biz biraz yakıt alıyorduk. - Yakıt alıyoruz.
No comments yet. Be the first to leave one.