A Simple Favor

A Simple Favor

Download Turkish Subtitle

Release info

A Simple Favor 2018 PROPER BDRip x264-GECKOS
A Commentary by sub.Trader

Tags

bdrip
bdr
x264
BDR
Published on: 2020-07-09
Downloads: 52
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

KÜÇÜK BİR RİCA

BEYAZ KIA

Merhaba anneler, ben Stephanie.

Söz verdiğim gibi bugün...

...sizlerle kabaklı damla çikolatalı kurabiye tarifimi paylaşacağım.

Ama öncesinde, pek çoklarınız Emily’den bir haber var mı diye soruyorsunuz.

Kanalıma ilk kez gelen konukların bilmesi gereken bir şey var...

...en iyi arkadaşım Emily şu an kayıp.

Benden küçük bir ricada bulunarak...

...oğlu Nicky’yi okuldan almamı istedi.

Beş gün önce.

Henüz geri gelmedi...

Kusura bakmayın, hepimiz çok endişeliyiz.

Polisin onu bulabilmesine yardımcı olacak ne varsa yapmaya çalışıyorum.

Ama onu sandığım kadar iyi tanımıyormuşum meğer.

Tıpkı anneciğimin de dediği gibi...

...nur içinde yatsın...

Sırlar margarin gibidir...

...kolay yayılır ama kalbe zarar verir.

Ama birbirimizden ne kadar farklı olsak da...

...Emily’yi en iyi arkadaşım sayıyorum.

Son derece harika, zarif bir insan.

Oğullarımız sayesinde tanıştık.

Aramıza yeni katılan arkadaşlar için her şeyi baştan alayım.

Emily ile birkaç hafta önce tanıştım.

Okulda.

Birinci sınıfa giden oğlumun sınıfında Uluslararası Yemek Günü’ydü.

Bir kez daha İsveç’i seçtim...

...meşhur etsiz köftemden yapacaktım.

Hepiniz ölüsünüz!

Hepinizi öldürdüm!

Benim dışında. Ben tekrar hayata döndüm.

Bugünkü ziyafetimize katılan herkese teşekkürler.

Yaşasın!

Çocuklar, dünyanın dört bir yanından yemekler hakkında çok şey öğrendik mi?

Evet!

O zaman ailelerinizi kocaman alkışlayın bakalım!

Harika çıktı!

-Kocaman gülümse! -Aman ya...

Bu kadar enerjiyi nereden buluyor?

Nereye bakıyorsun sen?

Bence köftelerin içinde uyuşturucu vardı.

Tahtaya önümüzdeki haftaki Lunapark etkinliği...

...için bir kayıt listesi astık.

Stephanie, adını bir görevden fazlasına yazma lütfen.

İstediği halde kendisine sıra gelmeyenler var sanırım.

Miles tatlım, dikkat et de Nicky’nin kamyonu parmaklarını ezmesin, olur mu?

Nicky’nin annesi gönüllü oldu mu?

Emily mi? Yapmayın, görev listesini gözünün içine soksanız bile anlamaz o.

Dennis Nylon’un halka ilişkiler işlerini yürüten ben olsam ne harika olurdu.

Eline geçen bedava malları düşünsene.

Tabii ya.

Peki, kendini dekorasyon görevinden çıkarıyorum.

Emily oraya geçebilir.

Yapamayacak durumda olursa, balonlarımı ve helyum tankımı getirebilirim yine de.

Gerçekten helyum tankın yok değil mi Stephanie?

Bence pek çok insanın helyum tankı vardır, Stacy.

Çünkü çocuklar balona bayılır.

Senin yok mu?

İyi bir ebeveyn değil misin, yoksa? Şaka yapıyorum.

Berbat ebeveynleriz.

Bence bu harika bir plan, Stephanie.

İyi düşündün, Stephanie.

Şekerim benim!

Bugün harika şey yaptın, şekerim!

Şekerim!

Çok sağ ol, anne!

Bugün Miles’la birlikte oyun oynayabilir miyiz?

Bilemiyorum, tatlım. Bence önce annene sormalıyız.

Şehir dışında değilse tabii.

Orada işte.

Gel bakalım buraya, ufaklık.

Bebeğim!

Gömleğinin hali ne böyle? Yemeğinin hepsini ona yedirmişsin.

Sorsana Nicky, sorsana!

Ne soracak?

Oyun oynamak istiyoruz.

Olamaz maalesef. Anneciğin antidepresanlarla oynayacak çünkü.

Gidelim haydi.

Oyun! Oyun! Oyun!

Bebeğim, yapma ne olur. Gitmem gerek.

Haydi. Tonla işim var.

Eğlenmeme hiç izin vermiyorsun.

Doğru değil bu. Mesela vücudumdan çıkarken...

...içimi parçalamana izin verdim, yani rica ederim.

İçki içer misin?

Bir kadeh martiniye ihtiyacım var.

Evet, ben de severim. Gerçi epeydir içmedim ama.

Yine de iyidir. Bir keresinde çikolatalı bir tane içmiştim.

Dedim ki, alkol ve çikolata!

Anne hayatı işte.

Pekala. Oyun filan yok. Gel çocuğum, haydi.

O zaman ben burada kalıyorum.

Tanrım, ne inatçı bir veletsin sen.

İçinde çikolata olmasa da olur.

Galiba dediğimi yaptırma şansım yok şu an.

Bize gelip, canının istediği bir şeyi içmek ister misin?

Bence yardıma ihtiyacım olabilir.

Ben mi yardımcı olacağım?

Çocuğun içiyordur, belki? Ağaç yaşken eğilir.

Bence şaka yapıyorsun ama harika olur.

-Tatlım. -Gel bakayım, haydi.

Şemsiyeni çıkaralım mı? Yağmura çıkıyoruz.

Bu ikisinin konuşacak neleri var ki?

Emily zavallı Stephanie’yi çiğ çiğ yiyecek.

En azından midesine bir şey girmiş olur.

Ne istiyorsun yahu?

Git de arkadaşına odanı göster. Haydi!

Lütfen koşmayın!

Dikkatli olun lütfen!

Çorapların tatlıymış.

Teşekkürler.

Target’tan aldım. Paketi 10 Dolar.

-Çok güzel bir yer. Target yani. -Öyle.

Başka hayvanlar da var.

Mesela sincaplı var, çizgili sincap...

Kunduzlu...

Ne kadar da... Gerçekçi.

Öyle.

Beğendin mi?

Kim beğenmez ki?

Değil mi ama?

Saçımı boyardım eskiden. Çabuk sıkılıyorum.

Öyle mi?

Bunu sen mi yaptın, peki?

Hayır, hayır. “Neredeyse” meşhur bir ressam yaptı.

East Village’den.

Hayatım “neredeyse” bir şey olacak insanlarla dolu.

Okuldayken geçimimi sağlamak için modellik yapmıştım biraz.

Sonra sapık kafayı taktı bana.

Olur, anlıyorum.

Ben de belki bir gün para eder diye tabloyu çaldım işte.

Ama olmadı. Kısmet değilmiş.

Evin muhteşem.

Sağ ol. Bütçemizin ağzına s.çıyor resmen.

Hoppa!

Üzgünüm. Bizim evde biri küfrettiğinde böyle diyoruz.

Alışkanlık işte.

Hatta büfede bir “hoppa” kavanozumuz bile var.

Her küfürde bir çeyreklik atıyorsun.

Hoppa kavanozunu tuzla buz etmelisin. Hayatını değiştirebilir.

Öyle evet. Üzgünüm.

Üzgünüm deme.

Demen gerekmiyor. Özür dilemene gerek yok.

Kadınların böyle b.ktan bir alışkanlığı var.

Hiçbir şey için asla üzgün olmana gerek yok.

Haklısın. Harika bir tavsiye.

Teşekkürler.

Çalan şarkıya bayıldım bu arada.

Teşekkürler. Evet.

Bu b.k çukurunda sıkışıp kaldığımı unutmamı sağlıyor.

İçecek bir şeyler getireceğim.

Harika olur!

Kendimi ambiyansa kaptırmışım.

Haydi, devam etsene.

Hoşuma gitti. Belki ben de sana katılırım.

Bu mutfakta yemek yapmaya bayılıyorsundur!

Pek sayılmaz. Sean seviyor ama.

Sanırım yazmaması için iyi bir bahane olduğundan.

Kocan yazar mı?

Hayır. 10 sene önce bir kitap yazdı.

Bu sayede yıldızı parladı. İşin aslı, bana âşık olması için...

...onu takip etmek zorunda kaldım.

Sonrası fıs! Kalemi bir daha eline almadı.

-Göz boyamış sadece. -Kitabın adı neydi?

Şafakta Karanlık.

Ciddi misin? Kitap kulübümde okumuştum onu!

Öyle mi?

Bekâr anne oluşumun ilk zamanlarıydı...

...bir kulübe katılmıştım, ilk o kitabı okumuştuk.

Çok etkileyici bir hikâye.

Boşandın yani, öyle mi?

Dul kaldım.

Nasıl öldüğünü sorsam sorun olur mu?

Trafik kazası.

-Ne korkunç... -Öyle maalesef.

Kardeşim Chris de ön koltuktaydı, yani...

Şaka yapıyorsun.

Yani hayatımın en önemli iki adamını pat diye kaybediverdim.

Normalde üzücü hikâyeleri pek takmam.

Ama seninki... Gerçekten çok korkunç.

Konusunu pek açmam. Özellikle yeni tanıştığım insanların yanındayken.

Çok üzgünüm.

Bebeğim, bir kez daha özür dilersen,

üzüntünün icabına bakmak zorunda kalacağım.

Evet, şey... Üzgün değilim.

Yenmesi zor bir alışkanlık ama.

Öyledir.

Peki, hayatında kimse var mı?

Hayır. Warfield’da çeşit az.

Şehirden sadece 1,5 saat uzaktasın ama.

Şehirden kimseyle çıkmayacağım herhalde.

Bir süre çöpçatan sitelerine takıldım...

Sonra üç çocuk annesi o kadının kafası bir çöp bidonundan çıktı.

Hatırladın mı olayı?

Ben de dedim ki “Almayayım, teşekkürler. SİL.”

Ne oldu?

Yapma bebeğim, piyasadan çekilmek için fazla seksisin.

Çok hoşsun ama bilemiyorum.

Kafan çöpten çıkacaksa, çıkacaktır.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left