The first 200 lines.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Merhaba.
Bir sorun mu var?
Neler oluyor?
Patricia Coleman Jones!
Yaşamak istiyorsan benimle gel.
Kapıdan gir.
Kapıyı kapat!
- Kimsiniz? - Yardım et, kilitleyeyim.
Neden bana zarar vermek istiyorlar?
Emin değiliz. Hipnoz altında olabilirler. Çabuk!
- Gitmeliyiz. - John, dur!
Tanrım.
Sherlock'u bulmalıyız.
Teşekkürler. Çok kibarsınız.
Bu hafta West End'de oyuncu arkadaşlarıma art arda yapılan
korkunç saldırıları biliyorsunuzdur.
Bu performansımı onlara adıyorum.
Gel bana
Geceleyin tatlım
Kanıtlamayacak mısın bana
Hüzünlerimizi
Ve dertlerimizi
Yenebileceğimizi
Yarının rüzgârları
Esmeyecek
Sherlock Holmes.
Sahneye gelsene.
Şarkımı beğendin mi?
Evet.
Güzel.
Çünkü benim için bir şey yapmanı istiyorum.
Kendini öldürmeni istiyorum.
Tamam.
- Sherlock, yapma! - Üzgünüm.
Söylediğin hiçbir şeyi duymadım.
Kulağıma bir şey kaçmış da.
Kımıldama. Tamamdır.
- Adi herif! - Ne zamandır biliyordun?
Bilmiyordum. Sadece tedbirli davrandım.
Dur! İkinizi de tehlikeye atmak istemedim.
Dostunuz olduğum için yaptım.
- Aktrise zamanında yetiştin mi? - O iyi.
İyiymiş.
Sanırım seyircilere selam vermezsek ayıp olur.
- Snowdonia şahin otu. - Ne?
- Snowdonia şahin otu. - Otur.
Hayır.
Yapmalıyım...
Tuvaletini mi?
Tamam. Sana lazımlık getireyim.
Bayan Hudson odanın ödemesinin yapıldığını söyledi ama senin...
TANRI'YI OYNAMAK
Beni 221B'ye geri götürmediğin için teşekkürler.
Dediklerinden sadece onu anlamıştım.
Beni tanıyor musun?
Sağ ol.
- Yardımın için. - Şunu iyi anla.
Umurumda değilsin.
Annem ve Yarık hakkında bilgi vermen için seni arıyorum.
Ne cüretle benimle böyle konuşursun?
Uyanman için beş dakika veriyorum.
Bu çay Darjeeling'den.
Yani?
Fincanın sapı az da olsa bira kokuyor.
Yani muhtemelen çayı barda çalışan biri yapmış.
Bayan Hudson olabilir.
Mallarını Emerald Sokağı'ndaki
Saheed Anand'ın marketinden toptan alır.
O da Bengalli, Batı Bengal'deki Darjeeling'den.
Buna çayın hafif-orta dolgunluğuyla...
ASSAM ÇAYI
...hoş ve tatlı tadını da eklersek her şey yerine oturuyor.
Bu, Assam çayı.
Günaydın.
Yataktan niye çıktın?
Hareket etmeden vücudunu dinlendirmelisin.
- Yan tarafın nasıl? - Ağrıyor.
Biraz temizleyeyim dedim.
Gerek yok. Kusura bakma.
- Ben yapabilirim. - Bunu sana kim yaptı Leo?
Dedim ya, kendim yaptım. Düştüm.
O zaman neden sokağa bakıp duruyorsun? Peşinde biri mi var?
Yaşadığım yerdeki insanlar oradan gitmemi istemiyordu.
Ben de kaçtım. Daha fazlasını anlatamam.
Anlatamaz mısın, istemiyor musun?
- Beatrice, geri dönmeyeceğim... - Biraz dinlen.
Sonra geri gelirim.
Daha önce çayla ilgili yaptığım hata...
Assam Superb çayı Bayan Hudson'ın kendi odasından gelmiştir.
Bilmem gerekirdi çünkü en iyi çayları hep kendine
ve en seçkin konuklarına saklar.
Pek hata yapmam ama yaptığım zaman da seve seve kabul ederim.
Çaya niye bu kadar taktın?
Benimle ilgili yanlış izlenimlere kapıldığın için.
Öyle mi?
Bu sabah bir saatimi çişini döşemeden silmekle geçirdim.
- Nasıl bir izlenime sahip olayım? - Beni tanımıyorsun.
Yaptıklarımı, kurtardığım insanları.
Anlat da bilelim.
Scotland Yard tarafından
danışman olarak işe alınan en genç kişiydim.
- Doktorla bu sayede mi tanıştın? - Hayır.
John'la ev arkadaşı olduğumuzda tanıştık.
İlk soruşturmam olan Jefferson Hope vakasına
bir şekilde istemeden müdahil oldu.
Muhtemelen duymuşsundur.
Duymadım.
Şaşırdım. Bayağı haberi de yapıldı.
İlk başarımızın ardından birlikte büro açmaya karar verdik
ama sonra işler değişti.
John şöyle tasvir etmişti.
"Karanlık, Londra'ya geldi."
Tıpkı sen ve arkadaşların gibi biz de nedenini bulmaya çalışıyorduk.
İlk başta John ve ben vardık ama sonra yardıma ihtiyacımız olduğunu anladık.
Evet, yardıma ihtiyacımız var
ama Limehouse'tan bir falcıyı işe almak
pek akıllıca bir iş değil gibi.
Limehouse'u niye sevmiyorsun John? Hayat burada.
Bir şeyler öğrenebilirsin.
Ayrıca Mycroft kadının yeteneği olduğunu söyledi.
Neler olduğunu öğrenmek için ona ihtiyacımız var.
Tanımadığımız birini almak içime sinmiyor.
Profesyonelce gelmiyor. Müfettiş Le Villard bunu yapmazdı.
- Şunu yapma. - Neyi?
Biliyorsun. Sevmediğin bir şey yaptığımda
"Müfettiş Le Villard bunu yapmazdı." diyorsun.
İnci hırsızları veya birbirlerini zehirlemeye çalışan
boynuzlu âşıklarla uğraşmıyoruz biz.
Daha dün bir adam gözümüzün önünde
sıçana dönüşüp yüzünü ısırmaya çalıştı.
Bu canavarların kaynağını bulmalıyız.
Özel suçlarla uğraşıyoruz,
bu nedenle uzmanları işe almamız gerek.
Uzmanları?
Biliyorsun, aldığım tüm vakaları çözdüm
ve bu da farklı olmayacak.
Tüm bunlar bittiğinde bunları yazmanı istiyorum.
Böylece o kadar ünlü olacağım ki
insanlar Müfettiş Le Villard'a
"Sherlock Holmes bunu yapmazdı." diyecek.
Bu işte beraberiz.
O kadınla konuşmamı istemezsen konuşmam.
Bu arada saçın yakışmış. Seni gürbüz gibi göstermiş.
Tamam, git.
Merhaba. Senin adın ne bakalım?
Beatrice?
Beatrice!
Hoş geldiniz.
Kusura bakmayın.
Patronum çocuklarını işe getirmeyi sever, sonra gün boyu bardan çıkmaz.
- Buyurun. - Adım Sherlock Holmes.
Bana güvenmeniz çok önemli. Bana yalan söylemenize gerek yok.
- Niye söyleyeyim ki? - Kızın saç tepesinde iki kıvrım var.
Sende de öyle. Ayrıca pervasızlığımı mazur gör,
oda biraz anne sütü kokuyor.
Eldeki bulgular kızın annesinin sen olduğunu söylüyor.
Yüzük parmağında alyans olmaması da
yalanının nedenini açıklıyor.
- Sıçan adam için buradasın. - Onun hakkında ne biliyorsun?
Yeteneği olan bir tek siz değilsiniz Bay Holmes.
Jess.
Sherlock annemi anlatıyor. Gelip dinlesene.
- Ne dedi? - Büyüleyici olduğunu söyledi.
Orası malum. Bize baksana.
Ben burada kalacağım.
Keten Takımlı Adam kâbuslar Yarık'ın yerini gösterebilir, dedi.
Uykuya dalıp rüya görmeyi bekleyeceğim.
Kâbuslarımdaki tüneller karanlık şeylerin olduğu
dev bir mağaraya çıkıyor.
Oraya geri döneceğim.
- Emin misin? - Mecburum.
Hey? Şunlara baksana.
Ne olmuş onlara?
Bill. Tipsiz biri değilsin.
Tamam, kulakların biraz büyük ve mağara adamı gibisin.
- Ama etkileyici bir karakterin var. - Anladık.
Aşk meşk olayına gir artık. Hem de hemen.
Yoksa çükün emekliye ayrılacak.
Hadi.
- Merhaba arkadaşlar, ben Billy... - Önüne baksana.
Pardon, ben...
Pardon.
Affedersiniz.
Sen iyi misin?
Evet.
İyiyim.
Neredeyse bitti. Kımıldama.
Hani acıtmazdı yalancı pezevenk! Sıçayım!
Bu kızın ağzı çok bozuk.
Küfür edip dövme yaptırıyor. Kötü arkadaş etkisi.
Tamam. Bitti.
Pekâlâ John. Pantolonunu sıvayıp pozisyonunu al.
- Nazik olacağım, söz. - Yalan söylüyor.
Kimse bir litre viskiden sonraki sözlerinden mesul tutulmaz.
Kendimizi maruz bırakmadan yeterince acı çekiyoruz.
Olmaz John! Caymak yok.
"Başıbozuklar" yazan dövmeyi
hepimiz yaptırmazsak olmaz.
İyi, tamam! Yap!
No comments yet. Be the first to leave one.