The first 200 lines.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Hayatın ilginç tarafı, ne zaman değişeceğini bilmemektir.
Rastgele bir an,
tesadüfi bir karşılaşma her şeyi değiştirebilir.
Hayatımızı rastlantılar mı şekillendiriyor
yoksa başka güçler de var mı?
Kapıdan girenleri kim kontrol ediyor?
Selam millet! Girebileceğimi söylemiştim size.
Dare Kelly canlı yayınının Cape Town ayağına hoş geldiniz.
Bu, şimdiye dek yaptığım en çılgın hareketlerden olmalı.
Ama sayenizde hedefimize ulaştık
ve anlaşma anlaşmadır.
Ocean Clean-up ekibi, çok ihtiyaçları olan fonlamaya kavuşacak
ve siz de beni, bu muhteşem yaratıklarla yüzerken görebileceksiniz.
Biraz gerginim ama daha çok heyecan var.
Bilemedim! Bana şans dileyin!
Hiçbir şey çalmadım.
Sadece video çekmek için buradayım. Çantama bakabilirsin.
Kim var orada?
Siktir.
Siktir.
Siktir.
MOTION STORY TARAFINDAN YARATILDI
Selam baba!
-Gülümse. -Ne?
Merhaba oğlum.
-Baba. -Oğlum.
Baba, oradaki ne?
Su kanalı oğlum.
Yağmur suyunu toplar ve nehirlere yönlendirir.
Yarın gidip bakabilir miyiz?
Hayır.
Oraya gitmeyeceksin, anladın mı? Orası tehlikeli.
Neden?
Beni dikkatle dinle oğlum.
Şunu gözünde canlandır...
Kanalda oyun oynadığını düşün.
Yerler kuru.
Her şey yolunda sanıyorsun.
Ama arka tepelerdeki büyük fırtınayı görmüyorsun.
Fırtınada yağan onca yağmur o kanalda birikmeye başlıyor.
Senin oynadığın kanalda.
Birikiyor da birikiyor,
dev bir yılan gibi besleniyor.
Sen daha ne olduğunu anlamadan,
o yılan
seni yutuyor. Anladın mı?
Anladın mı oğlum?
O kanallar çok tehlikeli Willy.
Orası lanetli. Oraya asla gitme sevgili torunum.
Git, radyoyu kapat.
Pili bitmiştir, tamam mı?
Hadi.
Acele et oğlum.
O kanalda ölüm var.
Ama sandıkları şey değil.
Karanlıkta bir şey avlanıyor.
Pardon. Kemerinizi takmalısınız.
İstediğiniz bir şey var mı? İyi misiniz?
İstemem, böyle iyi.
Pardon.
Bunu yapmamız yasak
ve sizi rahatsız etmek istemem ama bütün kitaplarınızı okudum.
Uçuş listesinde adınızı görünce
havaalanında bir kitabınızı aldım. Zahmet olur mu?
Hayır.
KUZEY AMERİKA'NIN GÖLGE ORMANLARI
-Adınız ne? -Lucy.
"Sevgili Lucy'ye.
Gökteki bir elmas."
-Mükemmel. Teşekkürler. -Rica ederim.
Telefon numarasını almalısın.
Kitabını bizzat okursun. Anladın mı?
Hayır.
Çünkü çok gizemlisin.
Konumundan daha fazla faydalanman gerektiğini söylüyorum. Ben öyle yapardım.
Yapacağını yaptın. Bu yüzden boşandın ya. Unuttun mu?
Evet, doğru.
Bayanlar ve baylar, az sonra inişe geçeceğiz.
Saatlerinizi ayarlamak isterseniz,
Cape Town'un Londra'dan bir saat ileride olduğunu hatırlatırız.
Evet, ne gördün?
-Nerede? -Rüyanda.
Peşinde bir şey varmış gibiydi.
Hatırlamıyorum. Cinsel dürtün olabilir.
Bak aklıma ne geldi.
Bu espri anlayışını yazılarına da katsaydın
belki hayranların, kitaplarını ucuzluk sepetinden alıyor olmazdı.
Hadi oradan Ben.
Sadece diyorum ki, tamam, yükseldik ve çok başarılı olduk
ama artık zaman değişti.
Artık hayalet hikâyeleri anlatmak yeterli değil.
Biraz karıştırman gerekiyor.
Gerçeklere daha az dayanmalı. Anladın mı?
Gerekirse kafadan salla.
-Başka bir şey var mı? -Evet.
Bana Lucy'nin numarasını alsana.
Evle veya tarihiyle ilgili olağanüstü bir durum yoktu.
Kadın veya kocası doğaüstü olaylara inanmıyordu.
Bir şeyi reddetmek, ondan etkilenmeyeceğiniz anlamına gelmez.
Evde birkaç ay yaşadıktan sonra
belirsiz hayaletler çıkmaya başladı. Ruh küresi denen yarı saydam küreler.
O zaman beni çağırdılar.
Birkaç kamera kurdum
ve bu noktada işler tuhaflaşmaya başladı.
Şimdi…
…bazılarınız
kürelerin, aynanın önünde sürüklendiğini görecek.
Bunu, psişik yeteneklerinizin veya ruhsal dünyaya açıklığınızın
test edilmesi olarak görelim.
İzlersek olanları göreceğiz.
Üzgünüm.
Dayanamadım. Bunu yıllardır yapmamıştım. Neyse,
benden bu kadar. Umarım keyif almışsınızdır.
Geldiğiniz için tekrar çok teşekkürler.
Teşekkürler.
Bunu yapmamasını söylemiştim ama beni hiç dinlemiyor. Zaten neden dinlesin ki?
Onu az tanınmışlığından kurtardım
ve uluslararası çapta çok satan bir yazara dönüştürdüm.
Yani, ben ne anlarım ki?
Biraz espri. Evet,
üzgünüm. Başlarken Will'in biyografisini okumayı unuttum
ama geç olsun, güç olmasın. Hadi o zaman.
Evet.
Will, Johannesburg'da Zulu bir baba ve Nijeryalı bir anneden dünyaya geldi.
İkisi de akademisyen. Zekâya bak!
Birleşik Krallık'ta okumak için burs alınca,
ki ben de oralıyım,
babasının izinden gitti ve Londra'da birkaç yıl geçirdi.
Kitapları 17 milyon sattı
ve onu dünyanın bütün ücra köşelerine götürdü.
Son.
Will bir dünya vatandaşı. Rica ederim.
Birkaç dakikamız kaldı. Sorusu olan var mı? Will'e tabii.
Evet.
-Teşekkür ederim. -Bu kadar Ben.
Evet.
Merhaba.
Merhaba.
Bunu size göstermek istiyordum.
-Bu nedir? -Bir videodan alınmış bir görüntü.
Videoyu ben çektim ve karşımda bir şey duruyordu.
Bu şey...
-...insan değildi. -Tamam.
Tamam, neden burada görünmediğini söyleyebileceğinizi umuyordum.
Sahnede de söylediğim gibi,
kamera bir ayna gibidir.
Sadece bir yansıma. O kadar.
Bu ne demek?
Ne görüyorsun?
-Kitabınızı. -Hayır.
Kitap içinde.
Sen sadece kapağı görüyorsun.
Aynı şey.
Bakın, üzgünüm. Deli değilim, sadece neyle karşı karşıya olduğumu bilmeliyim.
Lütfen.
Tamam. Biraz geri alalım mı?
Nerede çekildi?
Akvaryumda.
Orada mı çalışıyorsun?
Hayır. Ziyaret ettim.
Gördüğün şeyden emin misin?
Bir şey kullanmamıştın, değil mi?
Uyuşturucu mu? Hayır.
Seni gördü mü?
Yani senin orada olduğunu biliyor muydu?
-Zarar vermeye kalktı mı? -Bunu öğrenecek kadar beklemedim.
Tamam. Tavsiyemi ister misin? Ne olduğu önemli değil.
Unut gitsin. Zararsız bir ruh olabilir
ama başka bir şey de olabilir.
Ve o "başka şey" kendi işine bakman için harika bir neden. Bana inan!
-Böyle bir seçeneğim yok. -Neden?
Çünkü o şey her neyse,
beni takip ediyor.
Joe, sana nasıl güvenebilirim?
Ne yani, güvenilir gözükmüyor muyum?
Bundan fazlasına ihtiyacım olacak.
-Mesela? -Öncelikle…
Gerçeklerden bahsetmeye ne dersin?
Polislikten atıldığını neden bana söylemedin?
Sen de herkesin yaptığını yaparsın diye.
Öyle mi? Neymiş o?
Kendi kararını verirsin.
Yani komiserinin evine gidip kafasına yumruk atmadın mı?
-Hem de birden fazla. -Hayır, bu oldu.
İnan bana. Ama demek istediğim de bu.
Bazı nedenlerim vardı ve onları bilmene gerek yok.
Sadece sana güvenip güvenemeyeceğimi bilmeliyim.
Baksana.
Barda oturan adamı görüyor musun? Saat üç yönünde. Bakma.
O adam götün teki.
-Ona bir ders vereceğiz. -Ne?
Dostum! Hey, sen! Evet!
Tupac’ın dublörü. Evet, sana diyorum. Evet, sen!
Alçak sesle konuşur musun?
Burada muhabbet etmeye çalışıyoruz.
-Ne yapıyorsun? -Sessiz ol.
-Seni arayacağım. -Sert davran.
Sert mi? Ben bir yazarım.
Az cesaretli ol.
No comments yet. Be the first to leave one.