The first 200 lines.
Halt & Catch Fire'da daha önce...
İşte Cardiff Elektrik'in yeni Kişisel Bilgisayar Bölümü'nün
yeni Ürün Başmüdürü.
Tam olarak ne inşa ediyoruz?
Bu fiziksel olarak imkansız.
Eğer bu mahkemeye taşınırsa, kaybedeceksiniz.
Bu ROM çipi, tüm kelimeleri hatırlayan bir beyin gibi düşün.
BIOS kodunu yazmasına ihtiyacımız var.
Takılmışsın.
Ne yapmaya çalıştığını bile biliyor musun?
Doğru olan şey olduğu için yaptım. Benim için, senin için, herkes için.
- Noluyor? - Baskına uğruyoruz.
- IBM boğazımızı kesti. - Bir planın olduğunu söyle, Joe.
Yaşıyor mu?
Anne, iyi mi?
Anne, düzelt onu. İyileştir.
Kızlar, kızlar, anneniz hemen dönecek, tamam mı?
Neden kanatları çalışmıyor?
Gordon, nefes alıyor mu?
Zar zor.
Şey, karıncalara dikkat et.
Ee, yapabileceğimiz bir şey var mı?
- Su falan verelim, ya da... - Bence bunu geçtik.
Veterinere götürsem iyi olur.
Tatlım, kızların okula gitmesi gerek.
Araban da tamircide olduğuna göre...
Evet, evet, haklısın.
Hey, bırakayım mı komşu?
Ah, harika olur cidden.
- Teşekkürler, Brian. - Hey, no problemo.
Yazık hayvancağıza.
Allah'ın işini Allah'a bırak, değil mi?
Hey, dostum.
Bugünü kafana takma.
Yapabilirsin.
Bak, senin hatan değil.
Kimsenin hatası değil.
Şey, karın erken yağıp portakal bahçeni dondurması gibi.
Çiftçinin meyve suyunu vermesi için başka bir yol bulması gerek.
Her kar tanesi senin gibi özel olsa da.
- Gordon, bu ne lan? - 11:45 görüşmemsin.
Bir avuç Fransız gibi dışarıda boş boş dolanıyoruz.
Randy, biriyle görüşüyorum.
Dönme dolap için sırada beklerim. Bir bira için de sırada beklerim.
Ama 11:45'e kadar ya senin ya da
koduğumun MacMillan'ı tarafından kovulmayı bekleyemem.
Bi dakka, beni kovuyor musun? Kovuluyor muyum?
- Sakin ol. - Referans mektubum.
Merak etme, kendim yazdım.
İmzala.
Aman Tanrım, Patty'i aramam gerek.
Ve bir zamanlar harika olan
bir şirket adına, şunu diyebilir miyim:
Ufak PC projeniz mahvolup battığında
burası için "Kiralık" tabelaları asılırken
buranın yanından sürüp geçmeyi dört gözle bekliyorum.
13 kilo.
Portatif değil, taşınabilir.
Elinizdekiler de Coleco, Vectrex, Atari'nin
toplam satış miktarları.
- Video oyunları. - Mikrobilgisayarlar.
Amerika'nın bu makineleri evlerinde istediğinin kanıtı.
Peki PC pazarı nasıl cevap verdi?
Bir kaset bölmesi, bir dikiş makinesi ve bir karbüratör.
Bir karbüretör yapmıyoruz.
Bunu yapıyoruz.
Bu yılın sonu gelmeden, Cardiff Elektrik pazara
gerçekten taşınabilir bir bilgisayar sunacak.
İki disk bölmeli, entegre ekran ve klavyeli,
ve 7 kilodan hafif.
Mikroişlem hakkında bilgisi olan herhangi biri...
Bu sayıları yanlış falan hesapladın ,değil mi Gordon?
Bir milyon dolara mal olacak,
ve bu masanın dört katı falan...
Evet, doğru.
Büyük bir hedef.
Ekranlardan kim iyi anlardı, biliyor musun?
- Randy. - Evet.
Söylesene, Randy nerede? Ha, doğru, kovdunuz.
Otoparka koşun. Belki son anda yakalarsınız.
- Gordon, bi gelsene. - Beyler, sakin olun.
Sakin falan olmuyorum. Kendine gel, Brian.
İnsanların satın alacağı ürünler üretirdik.
Gerçeklikte bile değiliz artık.
- Dinle... - Larry, burada...
Seçtiğin adamlar bunlar mı?
Bu sabah 46 kişiyi yolladıktan sonra,
ki bunun için uygun bile değilim.
Tavırları hakkında kaygılıyım.
Tavırları fizik kurallarına bağlı,
ki, yerinde olsaydım oturur çalışırdım.
Yalnızca bu gördüğün adamlar mikroişlemci tecrübesine sahip.
Kalanlar bunlar, o yüzden evet, seçtiklerim bunlar.
Hey.
Bari binadan çıkmamızı bekleseydin.
Ha, teşekkürler!
Soğutucuyu nereye koyacağız?
Eğer dört megahertz yaparsak, ihtiyacımız olmayabilir.
Hayır, çok yavaş.
Craig James de Dickerson'a kıyasla yavaştı.
Yine de oldukça hızlıydı.
Isı eklemeden hız eklemenin bir yolu olmalı.
Veya bir tava yapıp biftek kızartabilirsin.
Buranın ismi ne olacak?
"Berbat İşler" alınmıştır heralde.
"Çipset Odası." "Mantık Yuvası."
Er geç muhtelemen burada hem birbirimizi hem de kendimizi öldüreceğiz.
O zaman "Ölüm Odası" diyelim.
Fena değil.
Teminattan aldığı parayı hedefi satın almak için
ödünç aldığı parayı ödemek için kullanıyor.
Akıllıca, değil mi?
- Bu da kim? - Aaron Littlefield,
Eiger & Littlefield Risk Sermayesi.
"Risk sermayesi" mi?
Koyayım, hala "para" dendiği zamanları hatırlıyorum.
Beş dakika ver. New York'tan henüz geldi.
- Üzgünüm, öğle yemeği yedim bile. - Biz de.
Dergide Silikon Çayırı'nı okuyup duruyorlar.
Harcayacak paraları var ve bu pazara atılmak istiyorlar.
Bizim PC güzel bir giriş noktası olabilir.
Bunu Nathan'la görüşmem gerek biliyorsun.
Ben hallettim bile.
- Aaron. - Hey.
Hey, ben John Bosworth. Tanıştığıma memnun oldum.
- Uçuş nasıldı? - Eh, biraz sallandık, ama değdi.
Hah, iyi. Umarım öyledir.
PCBlerdeki bug'ları tespit ettim.
Yaklaşık 10,000 birimi geri çekmemiz gerekecek.
Ama asıl sorun klavyedeki geri tepmede.
Eğer trimi tekrar tasarlayabilirsek...
Evet ama bu bizim alanımıza girmiyor, değil mi?
Mark'a en yakın ne zaman söyleyebilirim?
Pazartesi, en geç Salı.
- Seninkiler nasıl? - İyiler. Sağol.
Ksilofoniste tezahürat yapmak için maça gelen tek anne baba.
Martine nasıl?
Eh, Texas Instruments'in Texas'ta kalmak olduğunu düşündü.
Burası son beş yıldaki üçüncü durağımız, o yüzden...
Sanırım artık yerleşmek istiyor, ama...
İyi mevkilere öyle gelemezsin.
Böyle konuştuğumuza inanamıyorum...
mevkilere gelmek, çeyrek hedefleri.
Liseden beri bayağı yol kat ettik.
Neyse ki. Saçım ve o bando üniforması...
Hepimiz bandoya uygun olmadığını biliyorduk.
Yerinde sayıyordun,
daha iyi bir şeyin gelmesini bekliyordun.
Donna...
zahmet vermek istemiyorum,
ama yarın Mark'la görüşeceğim
ve o rapor çok yardımcı olurdu.
Ha, tamam.
Masanda olacak.
Bay MacMillan'ın ofisi.
Selam...
Cameron?
İdeal iş ortamına sahibiz. Sınırsız büyüme eğrisi.
Ve IBM kısa süre önce elinize verdi.
Denediler. Başaramadılar.
Ama sistem tedariğinizdeki nakit para bitiyor, değil mi?
Beyler, nasıl olsa fark edeceğim.
- Nasıl olacak o? - Eğer sizinle ortak olacaksak,
hesaplarınızı tepeden tırnağa kontrol edeceğiz,
ve buraya bir üst yönetici koyacağız,
muhtelemen Roger'ı.
- Ona rapor vereceksiniz. - Roger?
Henüz tartıştığımız bir seçenek.
- Öğle yemeğinde mi? - Evet.
Ya, belki birini yollamak yerine haftalık bir denetim yapabilirsiniz.
Beyler, bir çıkış tarihi bile duyamadım henüz, tamam mı?
Pazarlama stratejiniz ne? Buradaki müşteri tabanınızı nasıl geri kazanacaksınız?
Yeni bir müşteri tabanımız var.
Evet, bu Joe makinemizi insanlara satmak istiyor.
Doğru, şirketler arası değil. Kapı zili çalıp kaldırımları arşınlayacağız.
Sofistike bir medya kampanyasıyla.
Sofistikeymiş, kıçıma anlat. Yapma, Joe.
Bu ıvır zıvır lanselerden ve şirket takımlarından sıkıldık.
Hayır, artık biraz hava almak istiyorum.
Bilirsin ya, mahalle bakkalları, panayırlar falan.
Şu an geçmiş performans veya bilanço tablomuz olmayabilir,
ama Tanrı biliyor ki, yüreğimiz var.
Heves dolu o Teksas ruhu.
Ev numaran arkasında.
Çiftliği istediğinde aramanı istiyorum.
Tabii ki.
Sana birkaç çizim göstereyim.
Seni tekrar görmek güzeldi, Joe.
İletişimde olacağım.
Ne dersin? Bırakalım gitsinler mi?
Ne, gece yarısından önce mi?
Yarışı çeyrek direkte kazanamazsın.
Cidden, bu adamlara biraz iyi niyet göster.
Pekala, teşekkürler hepinize.
İyi geceler.
Özellikle daha küçük bir kasaya daha büyük bir anakart sıkıştırırsak.
Her türlü kristali çıkarıp CPU'yu overclocklamamız lazım.
Ki bu da iç ısıyı arttırır, bu da daha büyük bir soğutucu demek.
Ve hatırlatayım, soğutucuyu çıkardık.
Tamam.
No comments yet. Be the first to leave one.