The first 200 lines.
ÖZÜR DİLERİM
Biraz yavaşlar mısın?
Tamam, özür dilerim.
Suyu alabilir miyim?
Tabii.
Buna bidon deniyor.
İçinde ne var?
Portakal suyu.
-Teşekkürler. -Bir şey değil.
Hayır, yani bunun için.
Beni buraya getirdiğin için. Bunu yapmak hiç aklıma gelmezdi.
-Çok güzelmiş. -Evet.
Zaten ihtiyacım da vardı çünkü şişmanladım.
Evet. Çoğu kişi düğününden önce forma girer.
Evet.
Ben... Ben yapmadım.
Evet. Bak, şu tepeye çıkarken sabit bir tempo tutturmaya çalış.
Tempo ne?
Pedal tempon, ayaklarının pedal çevirme ritmi.
-Sürekli çevirmelisin. -Tamam.
Demek sen bu işi çok seviyorsun, ha?
Bisikleti mi?
-Evet. -Evet. Bayılıyorum.
Çok güzel bir şey, çok terliyorsun.
Kafam bulanınca zihnimi açıyor...
Belki döndüğümde ben de bir bisiklet alırım, birlikte bineriz.
İkimizin hobisi olur.
-Evet. Güzel olur. -Tamam.
Mike, ben evleniyorum. Ne muhteşem, değil mi?
Muhteşem.
O mükemmel biri.
Tanıdığım en mükemmel insan.
Onunlayken değişmem gerekmiyor.
Hatırlasana, Marissa bana nasıl o Rob Thomas saçını yaptırmıştı
Tina yüzünden de bir yıl ateist olmuştum.
-Evet, hatırlıyorum. -Evet.
Ava öyle değil.
Beni olduğum gibi seviyor.
Ben de onu olduğu gibi seviyorum.
Ömrümü onunla geçirmek için sabırsızlanıyorum.
Kyle, ben Ava'yla yattım.
Ne?
"Yattım" da ne demek?
Yani, cinsel olarak birlikte olduk.
Lanet olsun.
Tamam.
Aman Tanrım.
Seni geberteceğim.
Seni geberteceğim.
Ne zaman oldu bu?
Ne zaman yattınız?
-Tam tarihleri hatırlamıyorum. -Tarihleri mi!
Aslanım yavaşla, temponu bozma.
-Ne kadar? -Yarım mil kadar.
Hayır, ilişkiniz ne kadar zamandır sürüyor?
Ne zaman başladı?
New York'a taşındığında.
Üç yıl önce!
Bunca zamandır sürüyor mu?
Hayır.
Hayır, bunca zamandır değil. Sadece...
Siz çıkmaya başlamadan önce.
Peki.
Peki Mike.
Siz yatmışsınız.
Olan olmuş.
Bu geçmişte kalmış.
Şimdi de oldu.
Siktir, Mike!
Vites değiştir, daha hızlı tempon olmalı.
Sana lanet olsun Mike.
Sen... Gerçek bir Yehuda'sın.
Olumlu tarafından bakarsan sen de İsa oluyorsun, bu da...
Şaka mı bu?
Aklınca espri mi yapıyorsun?
Haklısın.
Tatsızdı.
-Kyle, ne dememi istiyorsun? -"Özür dilerim."
Bunu ben planlamadım, öylesine...
Oluverdi işte.
Onda bir şey var, akıllı, ilginç bir kadın...
...ve kalçalarını öyle bir oynatıyor ki...
Kalçalarını mı?
O benim nişanlım. Kalçalarını oynatışını bilmez miyim?
Haklısın, özür dilerim.
Yakalarsam seni geberteceğim.
Biliyorum, o yüzden tepede söyledim.
Evet, oluyor. Haydi.
-Mike, kapa çeneni. -Haydi!
Geber!
Bastır.
Bunu niye yapıyorsun?
-Bilmek istersin diye düşündüm. -Niye bilmek isteyeyim?
Bilmiyorum.
Evleniyorsun ve...
-Ben sağdıcınım, söylemem lazımdı. -Artık sağdıcım değilsin.
Konuşmamı yazmıştım.
Umurumda değil.
Sağdıcın kim olacak?
Kim olursa Mike.
Sen hariç herhangi biri sağdıcım olabilir.
O 30 dolarlık bir bidondu.
"Bidon" ne demek oluyor?
Fransızca bisiklet termosu.
Yandan geç!
Yandan geç!
Yandan geçsene be!
Pislik!
Siktir git.
Lanet herif!
Yoldan çekilsene pislik!
Ne var, lanet herif?
-Geber! -Seni serseri!
Senin derdin ne be, lanet herif?
Lanet pislik.
Çekil üstümden!
Baba, iyi misin?
Evet minik kuşum. Sen otur. Şimdi geliyorum.
Kes şunu!
Tamam, tamam, tamam...
Ah, siktir.
Ah, siktir.
Lanet olsun.
Ah, atlar.
İyi dövüşçüsün sanıyordum.
Bu ayakkabılar kayıyor.
-Bir daha olmayacağına yemin et. -Yemin ederim.
Doğru dürüst yemin et Mike. Bir daha olmayacak de.
Yemin ederim, bir daha olmayacak. Ben...
Ezik. Ezikler. Önemli değil.
Mor diyor.
Röntgenlerinize baktım.
Kırık yok.
Sadece ezikler var.
Kafa travması geçirmediğinden emin olmak için test yapmam gerek.
Tamam mı?
-Ne diyor? -Bilmiyorum, çok hızlı konuşuyor.
Beni anlıyor musunuz? Fransızca biliyor musunuz?
Evet. Lisede Fransızca çalıştım.
Peki.
Ciddi ezikleri var ama kırık yok.
Arkadaşınıza bunu söyler misiniz?
O arkadaşım değil.
Benimle gelin.
-Gelin, gelin, gelin. -Peki.
Selam.
Selam.
Saçına ne oldu?
Şapka takıyordum da.
İyi misin?
Evet. Evet, iyiyim.
-Galiba kaburgam kırılmış. -Kyle nerede?
Doktorun yanında.
-O iyi mi? -Evet, iyi.
Yani, duygusal olarak iyi değil. Ama...
Ne oldu ki?
Ona bizi anlattım.
Ve seni dövdü.
Hayır. Beni bir Fransız dövdü.
Galiba Krav Maga kullandı.
-Beni dövdü demem... -Mike, bunu konuşmuştuk.
-Bitti. -Biliyorum.
Biliyorum. Ben de öyle dedim. Bitti dedim.
Yaptığımız şey aptalcaydı, anlamsızdı.
Evet. Anlamsızdı.
-Doğru. Ben de öyle dedim. -Ve aptalca.
Ve siz birbirinizi seviyorsunuz ve evleniyorsunuz.
Evet. Evleniyoruz.
Senin adına mutluyum.
Ben de.
Bak Mike, böylesi daha iyi.
Aramızdaki ilişkiyi çok düşündüm, iyi başlamamıştı.
Bunun bir anlamı var.
-Seni seviyorum. -Biliyorsun...
Özür dilerim, öyle dememeliydim. Niye dedim bilmiyorum.
Sadece hep bunu düşünüyorum.
-Ne? -Ve seni seviyorum.
Pardon. Doğru düşünemiyorum. Galiba beyin sarsıntısı geçiriyorum.
Özür dilerim. Lütfen Kyle'a söyleme. Lanet olsun.
Lanet olsun!
Lanet olsun!
Bu ne demek?
Beni korkutuyorsun demek!
Özür dilerim.
Aman Tanrım. Mike, ciddi misin? Az önce yemin ettin!
Kyle, dur!
Dur!
-Konuşabilir miyiz? -Neyi?
-Bu durumu. -Konuşmak istemiyorum. Bundan iğreniyorum.
Peki.
Tamam. Konuşmak istiyorum.
Ne oluyor?
-Ben... -Beni seviyor musun? Bana bak.
-Evet. -Peki.
İyi. Hâlâ evlenmek istiyor musun?
BOŞ VER
Rab'bin kendisi bir emir çağrısıyla...
...baş meleğin seslenmesiyle...
...ve Tanrı'nın borazanıyla...
...gökten inecek...
No comments yet. Be the first to leave one.