The first 200 lines.
GERÇEK BİR HİKÂYEDEN ESİNLENEN BU FİLM KURGUDUR.
KİŞİ VE OLAYLAR KURGUSALDIR.
NETFLIX SUNAR
İsim ve doğum tarihi.
Grégory Cerva. C-E-R-V-A.
4 Eylül 1976.
-Ailen var mı? -Hayır.
Sol elini uzat.
Dört parmakla.
Duvara yaslan.
BAC 26. Acil!
SEKİZ AY ÖNCE
Plakasız, siyah bir Yamaha scooter'ın peşindeyiz.
Kaskı yok. Teftişi reddediyor.
Takibe devam. Durum bilgisi verin.
Dursana lan!
Şahıs yokuş yukarı gidiyor! Durmayacak!
-Hızlan Greg. -Hızlanıyorum!
Peşini bırakma!
Hızlan, kahretsin!
-Hey! -Dur!
-Dur! -Hadi, konuşalım!
Teftişi hâlâ reddediyor!
Kaçıyor! Tekrarlıyorum, kaçıyor!
-Sıçayım! -Siktir!
Dur!
Sıçayım ya!
-Bu hurdaya nasıl yetişemedim? -Hızlı değildin.
Ninem gibi koşuyorsun. Ben olsam…
Sen neredeydin?
Arkanda. Yoksa onu yakalardım.
-Önden koşsaydın yani. -Evet.
Geçmene izin verdim.
Neye gülüyorsun? Sen arabadaydın.
Kahretsin!
Çalıntı bir scooter için iki saat evrak işi.
Tüm gün sürer. Kahretsin.
Buna izin veremeyiz, değil mi?
-Ne? -Unut onu.
Neyi? Bir şey demedim ki.
-Söyle. -Uyuşturucu operasyonu?
Ben ararım.
-Benim. -Beş dakikaya ararım.
-Söylesene… -Ne var?
İstihbarat lazım.
Etrafta torbacı var mı bugün?
Bugün burada kimse satmıyor. Félix Pyat'ı dene. C Blok.
Tamam.
Harika. Hadi. Arkanızdayım.
Gidelim!
Arkada buluşalım.
Gözcülere yaklaştık.
Ot almaya geldik.
Girin.
Girdik.
Bloğa yaklaştık.
Henüz yok.
Torbacıyı gördük.
-Hadi Greg, arabayı çalıştır. -Peki.
20 gram var mı?
Polis!
Polisler!
Bırak onu pislik!
-Gidelim! -Greg, yakaladık!
-Hadi! -Bırak beni göt herif!
Hızlan!
-Üstümde bir şey yok. -Bu ne peki?
Siktir! Sarsıntılı olacak çocuklar.
Hadi!
Al.
Sadece beş mi?
O ne demek? Anlaşmıştık.
Pyat torbacısı iyi tüyoydu, değil mi?
-Evet, ne olmuş? -Yani ekle lütfen.
-Daha fazla mangır lazım. -Delirdin mi?
-Sigara kağıdı zamlandı. -Öyle mi?
-Hükûmetiniz çok fena. -Bir fırt versene.
Kâğıdı kimin aldığını biliyorlar.
Bakayım. Dönsene.
Yumruk yemişsin.
-Yedim, evet. -Koca bir yumruk.
Bir de öbür herifi gör.
Çok eziksin.
-Amel. -Çok uçma, düşersin.
-Kim düşecek, görelim. -Dur, korkutma.
Çok riskli!
-Yemek ısmarlamak ister misin? -Çek bir fırt. Yok, sen ısmarla.
Beş torba verdiğin için akşam yemeği senden.
Kaldır şunu.
-Sakin ol. Kimse çalmaz. Çek bir fırt. -Kaldır şunu.
Kaldır şunu.
Sarışın! Burada ne işin var?
Suçsuzsun, değil mi?
Nasılsın adamım?
Selam dostum.
Burası hayvanat bahçesine dönmüş.
Sağ ol Laurence.
Evet.
Böyle olmaz. Ne zaman araba alsan savaş çıkıyor.
Çok hasar yapmışsın Greg.
200 gram otla bir torbacı da yakaladık ama.
Far, tampon, çamurluk… 3.000 tutar bunlar!
-Öyle sayacaksak… -Yeter!
İç İşleri benimle uğraşıyor.
Biliyorsun. Her şeyi izliyorlar.
O boktan sosyal konutlarda takılmayı da bırak.
-100 avroluk operasyonlar yapmayı da. -Biri yapmalı!
Şunu kafana sok.
Büyük satıcıyla, küçük yankesici aynı şey. Tamam mı?
Kotayı doldurmak önemli. Bir de kalite.
-Kalite. -Evet, kalite.
Şikâyet cevaplamak mesela.
Torbacılar anca sorun çıkarıyor.
Bak…
Uyuşturucu ticareti, Félix Pyat, artı bir.
Sigara kaçakçılığı, artı bir.
Soygun, artı bir.
-Kaliten bu mu? -Artı artıdır.
Tekrarlıyorum. Grand Littoral AVM'de taşıt kazası.
Otopark, ikinci kat.
14. Birim.
Devriye konuşuyor. Anlaşıldı.
Nora'yla ultrasona gittik.
-Yani? -Yani…
Üç boyutluydu. Tuhaf.
Çocuk korkunç görünüyordu. Cidden, uzaylı gibi.
Üç boyutlu ne demek?
Üç boyutlu işte. Yani… Üç boyutlu görünüyordu. Tuhaf.
Gözlük mü verdiler?
-Gözlük? -Hayır!
-Aptal mısın? -Sandı ki…
Görüntü üç boyutlu. Kafasını yeniden oluşturup…
Ona üç boyutlu denmez.
Filmlerdeki üç boyutlu gibi değil.
-Neden üç boyutlu diyorlar peki? -Boşver.
-Yani gözlük yok mu? -Gözlük yok.
Al işte.
-Yeminle… -Sana benziyor mu?
Gözleri benziyor.
-Yüzü benzemiyorsa iyi. -Aynen.
Pislik.
Marlboro var. Marlboro!
Memleketten Marlboro!
-Nasılsın müdür? -Sen?
Baksana müdür,
kızıl meslektaşın iki gün önce kuzenimi yakaladı.
Ona vurup soymuş. Yanlış yapmış.
Ne diyebilirim ki? Hepsi piç kurusu.
-Ona söyleyebilirsin. -Hayat hikâyeni geç. Bilgi var mı?
Yeminle az önce başladım. Çanta dolu.
Neden yemin ediyorsun?
-Güven diye. -Bilgi yok mu?
Şimdilik yok. Olursa ararım.
Sigaralarımızı satıyoruz işte.
Anladım.
-Sadece sigara satıyoruz. -Bana bir karton ver.
-Buyur. -Tamam.
İyi günler.
-Hiçbir şey yok. -Yok mu?
Sizi görmek güzel!
-İyi misin? -Aile nasıl?
-Yine üç kebap mı? -Hadi.
Harissa, marul, domates?
-Şu herife baksanıza. -Kime?
-Meyve bölümünde. -Meyve bölümü, tamam.
Kapüşonlu olan.
Evet?
Çantayı kaparsa 20 avronuzu alırım.
Yok, adam rahat. Elleri cebinde, etrafa bakmıyor.
-Tamam. 20 avro. -Anlaştık.
Hadi koca adam.
Atla şu yaşlı kadına.
-Çok istiyorsun. -İsteyen sensin.
-Bu ne şimdi? -Kavun kokluyor.
İşte. Hoşça kal hanımefendi.
Kahretsin.
-Parayı ver. -Tek kuruş vermem.
Çok mızıkçısın. Hiçbir şeyi ödemiyorsun.
Bütün paranı saçına yatırıyorsun.
Tüm maaşını.
Etim gelmiş!
Bu sana.
-Hepsinden koydun mu? -Bol etli.
Bu da samuray soslu. Unutmadım.
Afiyet olsun kardeşlerim.
Kaplumbağa satıcıları var.
-Onlardan olur mu? -Kaç tane?
İki. Bugünkü kota bu.
Kaplumbağacı olmaz.
Ne demek o?
Basit. Kaplumbağaya girmem.
Bir dakika, nedenmiş?
Biz giriyoruz, sen niye girmiyorsun?
-Kaplumbağa işine girmem. -Gireceksin.
Bize bir şey lazım.
Hayvanları düşün.
Kanka, sosum gitti ya.
-Kaplumbağa olmazmış. Saçmalık. -Ben girmem.
Hayvanları düşün.
Merhaba.
No comments yet. Be the first to leave one.