The Walking Dead

The Walking Dead

Download Turkish Subtitle

Season 10

Release info

The Walking Dead S10E09 Squeeze INTERNAL 720p WEBRip 2CH x265 HEVC-PSA
A Commentary by Henoka

Tags

webrip
web
720p
720
BRip
x265
HEVC
2CH
Published on: 2020-02-25
Downloads: 45
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

"The Walking Dead" önceki bölümerde:

Onun ölmesini o kadar çok istiyorsun ki

sana ne olacağını umursamıyorsun.

Ben varım.

Ne istersen, nasıl istersen

emrindeyim.

Hey!

Carol!

Uh...

Hey, çocuklar?

Dışarı çıkmalarına izin vermeyin.

- Çeviri - -- Henok --

Aah!

Kahretsin. İyi misin?

Neredeyse çıkıyordum.

Hayır, çok yüksek.

Oradan düşersen boynunu kıracaksın.

Daha iyi bir yol bulmalıyız.

Bir şey var mı?

Yeraltı suyu buradan daha derinde.

Su dışarıdan geliyor.

Karşıya geçmenin bir yolunu göremiyorum.

Dur dur, geri gel, biraz daha geri.

Bunları karşıya atlamak için kullanabiliriz.

- İyi. - Bekleyin. Gerçekten mi?

Pekâlâ.

Hazır mısınız?

Hadi öyleyse.

Gelin.

Hadi!

Bileğin nasıl?

İyi olacağım.

Karşıya geçebilecek misin?

İyiyim.

Bastığım yerlere basmaya çalış.

Hemen git!

Hayır! Hey! Hey!

Hey! Hadi!

Hey, hey!

Çabuk git! Çık oradan!

Hadi. Tutuyorum.

Hey! Hey!

Hey, o şeyi uzat bana.

Keyfine bak kanka.

Pekâlâ.

Burada kalmanız gerekiyor, tamam mı?

Herkesi bir arada tutun.

Yiyeceğimizin ne durumda olduğunu sormam gerekiyor mu?

Çok iyi diyemem.

Yiyecek mi?

Burada ne kadar süre kalacağımızı düşünüyorsun ki sen?

Hey, endişelenme.

Aylaklar bir şekilde buraya girmişse,

biz de çıkacağız.

Buraya nasıl geldiklerini çok iyi bildiğimizi sanıyorum.

Alfa koymuş onları buaraya.

Bu onların sürüsü.

Yalnız olmadığımızı varsaymalıyız.

Ben iyiyim.

Sadece biraz nefessiz kaldım.

Kapalı yerde kalma fobisi var.

Neden hepimizi buraya

hapsetmeden önce bunu düşünmedin?

Hey.

Şimdi bunun zamanı değil.

Neden olmasın?

Bolca zamanımız var gibi gözüküyor.

Aklından ne geçiyordu senin ha?

Sanki kendinden kaçıyor gibisin.

Hey!

Bu saçmalıklar için zamanımız yok.

Bu karmaşaya birlikte düştük ve

birlikte buradan çıkacağız.

Şimdi peşimden gelin.

Sanırım bir çıkış yolu buldum.

Düşman bizi izliyor.

Küçük bir grup sınırı geçti.

Doğrudan milli ormanın kenarına gittiler.

Sürü...

Tam olarak nereye bakacaklarını biliyorlardı.

Sürüyü buldular mı?

Onları çok hafife aldık.

Sınırın bu yanına casus

gönderdiklerini varsaymalıyız.

Kampın etrafında daha fazla devriye istiyorum.

Sınır boyunca nöbetçilerimize

bir mesaj göndermeni istiyorum...

başarısız oldular.

Sence gece mi gündüz mü?

Bunu kafana takmamaya çalış.

Baksana, bir kibrit alabilir miyim?

Biraz sakin olmaya çalışmalısın.

Olamam.

Bir şeyler yapmam gerekiyor.

Sağ ol.

Sana hiç kapalı yerde kalma fobim olduğunu söylememiştim.

Yalnızca bana söylediklerini biliyor olsaydım,

hiç bir bok bilemeyecektim.

Şu konuşana bak hele.

Artık sana sırtımı bile dönemiyorum.

Aaron'un o derili ucubeyle düşüp kalkması

yeterince kötü değilmiş gibi.

Şimdi de her dışarı çıktığında senin için de

endişelenmem gerekecek.

Afedersin.

Benimle konuşman için yalvardım.

Senin yanında olmak istiyorum.

Olurum da.

Artık ne yapacağımı bilemiyorum.

Bunu düşünmeden edemiyorum.

Artık düşünmemem gerek, biliyorum ama olmuyor.

Tanrım.

Alfa'yı sadece öldürmek istemiyorum.

Onun ciğerini yakmak istiyorum.

Tüm yaptıklarından pişmanlık duymasını istiyorum.

Hepimizden af dilemek için yalvarmasını istiyorum.

Ve sonra da onu öldürmek.

Eğer senin yaşadığın onca şeyi

ben de yaşasaydım...

muhtemelen ben de aynı şekilde hissederdim.

Elbette beni durdurmaya çalışmazsan.

Tüm bunları bırakmalısın.

Kafandan atmalısın.

Çünkü bu, değer verdiğin insanlara zarar vermeye başlıyor.

Bunların olmasını istememiştim.

Ben bırakmam...

bırakmam gerektiğini biliyorum.

Benimle kafa bulma.

Dalga geçme benimle.

Söz vermelisin.

Bir ekip olduğumuzu bilmem gerek.

Geleceğimiz için savaşıyoruz.

İntikam için savaşmıyoruz.

Söz veriyorum.

Pekâlâ.

Derililer!

Haydi.

Bu karanlıkta birbirimizi takip etmezsek,

ayrılıp kayboluruz.

Haklı. Birbirimize yakın durmalıyız.

En azından şimdi bir çıkış yolu olduğunu biliyoruz.

Evet, ama nerede?

Sanırım bu tarafa doğru gittiler.

Nereye gittiklerini gördün mü?

Tam olarak değil, ama...

Bir yol işareti gördüğümde anlarım.

Hey, haydi.

Burnumu soktuğum için özür dilerim.

Kelime oyunu yapmıyorum.

Tuvalet, gizlilik için değil,

hijyen için kampın dışında.

Ah, evet, aslında, ben...

yalnızca konuşmak istiyorum.

Neyle ilgili?

Şey, duyduğuma göre ormanda pusuya yatan bir casus için

gözlerimizi dört açmalıymışız.

Senin çözebileceğin alternatif bir teorim var.

Casus mu arıyorsunuz?

Tam burada, kampın içinde.

Halkım, düşmanın yalandan başka bir şey sunamayacağını iyi biliyor.

Belki öyledir belki de değildir.

İster inan ister inanma,

ben de bir zamanlar seninle aynı konumdaydım.

Ve eğer sen de benim düştüğüm duruma düşmek istemiyorsan,

benim yaptığım hataları yapmamalısın.

Sen ve ben... Çok farklıyız.

Benim de halkım vardı.

Kurduğum bir sistem.

Tıpkı senin gibi insanların

buna inandıklarını düşündüm.

Ama bak, olay şu ki,

yeterince uzun bir süre kral ya da kraliçe olarak kalırsan,

insanlar sana durmadan bokunun kokmadığını söylerler

ve eninde sonunda sen de buna

inanmaya başlıyorsun.

Mesele şu ki...

bokun hâlâ kokuyor.

Kim?

Kendi kişisel deneyimlerime dayanarak,

eve daha yakından bakmanı öneririm.

Ve hayır, Frankeştayn'ın Basuru'nu

kastetmiyorum.

O koca adam bir kaz gibi dimdik yürümeye devam ediyor.

Ama küçük olan...?

Gördüğün gibi, sürüyü nerede tuttuğunu

bilecek kadar sana yakın.

Ama sınırı koruduğu için,

düşmana yaklaşabilecek kadar da

yakın olduğu anlamına geliyor.

Paranoya tohumları ekmene izin vermeyeceğim.

Bu söylediklerinin tek bir kelimesini başkasına fısıldarsan...

- Bunları keseceğim. - Aah!

Burası!

Tanrım.

Tamam, bana bir dakika ver.

İyi olacağım.

Ya da olmayacağım.

Ooh, çocuk.

"Sen...sen

İyi olacaksın."

More Turkish subtitles for The Walking Dead

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left