The first 200 lines.
Haberler kötü.
Söylentiler doğruymuş.
Sweyn, Orleans'ın dışında muhafızlarından sıyrılmış.
Fransa'da bir yerlerde izini kaybettirmiş.
Sana karşı bir ordu topluyorsa, bunu gözden ırak bir yerde yapıyor.
Bunun doğru olup olmadığını öğrenmem lazım.
Bul onu.
Onu bulduğumda...
Ne yapmamı istersin?
Tamamen emin olmanı istiyorum.
Çocuklar emin ellerde olacak Edith.
Onlara bizzat göz kulak olacağım.
- Teşekkür ederim. - Onunla gitmek zorunda değilsin.
Fikrini değiştirmek için hâlâ vaktin var.
Bu Godwin olsaydı ve durum bu kadar önemli olsaydı,
Sen de aynısını yapmaz mıydın?
Edith, bizimle Normandiya arasındaki hava gittikçe kötüleşiyor.
Hemen yelken açmalıyız, yoksa sonumuz nereye çıkar belli olmaz.
Edith, acele et artık.
- Geliyorlar! Arabayı getirin! - Hadi, geliyorlar!
Saldırı altındayız!
Hadi Edith!
Bıçakları alın, çabuk!
Dikkat et!
Mesajı neden Normandiya'ya bizzat götürmek zorundasın?
William öğrendiğinde, tepkisini görmem gerek.
William'ın tacı istemediğini söylemiştin.
Orada olmam lazım Edith.
Bunu gözlerinde görmem lazım. Benimle orada olmalısın.
Sana ihtiyacım var.
Edith!
Harold!
William?
- Neler oluyor? - Hemen Normandiya'ya geri dönmeliyiz.
- Neredeyiz? - Bretonya'dayız.
- Geliyorlar! Hemen harekete geçmeliyiz! - Geri çekilin!
Harold!
- Dük William! - Bretonya'lı Alain.
- Bu senin işin mi? - Adamlarım geri çekildi.
Silahlarınızı indirin.
Misafirlerimi esir alarak ne yaptığını sanıyorsun sen?
Babamın işiydi bu.
Fidye için sana geri satmak istedi.
Buna izin veremezdim.
Artık Kral Henry öldüğüne göre, Normandiya ve Bretonya düşman olmamalı.
Katılıyorum.
- Baban da katılıyor mu? - Ona durumu izah ederim.
Adamlarını al ve barış içinde gidin.
Gel Harold.
Bizi çok çabuk buldular, daha sahilden bile ayrılmamıştık.
Bretonya'nın haberi olmadan Kanal'ın üstünde yaprak kımıldamaz.
Hepimizin toplamından daha fazla gemileri var.
Bizi bulduğun için teşekkürler.
Kanal'dan muhafızsız geçerken aklınızdan ne geçiyordu?
Göze batmamaya çalışıyorduk.
Neden?
Edward seni İngiltere tahtının varisi olarak atamış.
Bir dakika, tacını öylece bana mı veriyor? Bu kadar basit mi?
Hayır.
Ölümünden sonra seni ilk sıraya koydu.
Veremeyeceği bir şeyi teklif ediyor sana.
Edward, Kral. Taç onun.
İngiltere tahtına kimin oturacağına üç Kont karar verir.
Onları da sen kontrol ediyorsun.
Anlaşma yapman gereken kişi Edward değil.
Kimseyle anlaşma yapmama gerek yok.
Bunu isteyeceğimi de nereden çıkardın?
Dürüst olmak gerekirse, çıkarmadım.
Ama Kral Henry öldü.
Bütün gözler, ilk kimin hamle yapacağını görmek için Normandiya'nın üzerinde.
İngiltere ile ittifakın olursa, sana karşı çıkmaya daha az meyillenirler.
Sonra da tahtı sen mi kontrol edeceksin?
Başkasının kontrol etmesini istemiyorum sadece.
Harold, birbirimize hiçbir borcumuz yok.
Ne bir şey verildi, ne de alındı. Bizim gibi adamlar için nadir bir durum bu.
Neden bunu bozalım ki?
Normandiya ile İngiltere'nin Kont'ları arasındaki ittifak güçlü olurdu.
Avrupa'nın en güçlüsü olurdu.
Bretonya
- William bizim dostumuzdur. - William bir hiç.
Güç Henry'deydi.
Piç William onsuz uzun süre dayanamaz.
Yanılıyorsun baba.
Hiçbir şey bilmeyen bir oğula yüz vererek yanılıyorum.
- Şunlardan daha fazla getir. - Beni dinlemiyorsun bile.
Neyi dinleyeyim? Yeter bu kadar.
William şimdiden güçlü müttefikler ediniyor.
Bunu görmezden gelirsek aptallık etmiş oluruz.
Kıçının üstüne düştün ve seni Saksonlar kurtardı yani öyle mi?
Defol git başımdan...
Hadi ama, kendimize acımayalım.
Hepimiz geçtik bu yollardan.
Ben geçmedim.
- Ölmüş olmalıydım. - Ölmedin ama. O yüzden kes sesini.
Bir içki iç.
Hiçbir şeyin değişmediğine şükret.
Senin yerini doldurmak dört adam alırdı.
En az.
En az.
- Robert en küçüğün mü? - Evet.
Evde başka var mı?
Teşekkürler Cecile.
Kusura bakma Edith...
Ama ikimiz de çocuklar hakkında konuşmaya gelmedik.
Taç hakkında konuşalım mı peki?
Neden buradasın?
Harold yanında değilken alacağı kararlar seni endişelendiriyor mu?
- Harold'ın kararlarını vermesi için bana ihtiyacı yok. - Yok mu?
Bir askerin, siyasetten anladığını pek görmedim.
Seninki öyle mi?
Flanders sarayında yolumu bularak büyüdüm ben.
Bir iki numara kapmamak elde değil.
Benim öyle bir çocukluğum olmadı.
Ama çok güzel bir kadınsın Edith.
Bu güzellikle büyümek de kendine has bir yol bulma gerektiriyordun.
Aslında farklı değil.
Bir başkasının gözlerindeki tehlikeyi okuma yeteneği.
Böyle bir ortak noktamız var.
Bir de asker kocalarımız var.
Bu yüzden sanırım aynı dili konuşuyoruz.
Bilmecelere vaktim yok Matilda. Benimle açık konuş.
Pekala.
Bu konunun senin için en can alıcı noktası ne?
Çocuklarımın geleceği.
Güzel.
Başlamak için iyi bir nokta.
Fitzosbern için neden kendini riske attın?
- Onun hayatının senin için ne değeri var? - Bunun konuyla ne ilgisi var?
Minnettarım. Ama ölseydin, bir hiç uğruna ölmüş olurdun.
Dün gece mışıl mışıl uyudum.
Savaşmayı seviyorsun, değil mi?
Savaşta...
Her şey nettir.
Siyah ve beyaz.
Hayat basittir.
Ya hayattasındır ya da ölü. Başka hiçbir şeyin önemi yoktur.
- Sana yaşlı hissettiriyor mu? - Ne?
Çocuklarım, genç olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlatmaya başladılar.
Ben hiçbir şey hatırlamıyorum.
Hiçbir şey mi?
Ne çamur, ne hayal kurmalar...
"Gökyüzü neden mavi?" gibi sorular...
- O tür şeyler işte. - "Gökyüzü neden mavi" mi? - Ne bileyim...
Her şey çok bunaltıcı geliyordu. Hiçbir şey, birbirine uymuyordu.
"Kan niye kırmızı," diye de sorabilirsin.
- Şimdi babam gibi konuştun. - O ne diyordu?
Derdi ki, Harold, gökyüzünün bir önemi yok..."
İçini boşalt ve derisini yüz.
En azından sana bir şeyler öğretmiş.
Hepsi sana bir şeyler öğretir, isteseler de istemeseler de.
Bizim gibi adamlar William, müttefik olmalıyız.
Kardeşine ne oldu? Adı Sweyn'di, değil mi?
En büyüğünüz o...
Neden o Kont değil?
Sweyn Kutsal Topraklarda...
Yaptığı seçimleri düşünüyor.
William?
Benim de kardeşim Kilise'de.
Gerçi dürüst olmak gerekirse, pek düşündüğünü sanmıyorum.
Sen merak etme. Harold'a haber yollarım.
Sana yardım etmeleri için Wessex'teki en iyi ebeleri göndermesini istedim.
Sıcak ya da soğuk, dışarıda, içeride... Bütün cevapları bilirler.
Harold beni hayal kırıklığına uğratmaz.
Bu konuda asla.
O zamana kadar sana Kont göz kulak olacak.
Sıcaklık da dahil. Hadi.
İşte böyle.
Sıcaklıyor musun içeride?
Beni tekmeledi.
- Kapa çeneni. - Sıcaklıyor işte.
- Gel buraya Tostig. Öp beni. - Sıcaklıyor.
Gir.
Konuş.
Bugün Whitsun bayramı, Lordum.
Kont Siward'ın geleneğine göre,
Hasattan sonra halk yiyecek ve barınak alırdı.
Ama artık Kont sizsiniz.
Sizin sözünüz kanundur.
Pekala o zaman. Benim sözüm, halkı içeri alın.
Onlara ihtiyaçları olan yiyecek ve barınağı verin.
Sürekli bir denetim olduğundan emin olun.
Herkesin adil ve eşit pay aldığından emin olun.
Kimse ailesinin ihtiyacından fazlasını almayacak.
Ve atlı tek bir adam bile özel bir sebep olmadan fazladan erzak almayacak.
Buna da ben karar vereceğim,
Evet Lordum. Emredersiniz.
Teşekkürler.
Etkileyici. Hem bilge, hem de nazik bir Kont.
Normandiya
Kargaşayı mazur görün. Whitsun haftasındayız.
Sporla mı kutluyorsunuz?
Her şeyle.
Spor, yarışma, alem, halk ne isterse.
Ve Pazar günü de...
Bayeux Piskoposu kutsal emanetler üzerinden bizi kutsar. Senin burada ne işin var?
Bretonya'da olduğunu duydum.
Baron'u tanırım. Bana haber vermeliydin.
- Yardımına ihtiyacımız yoktu Baldwin. - Gerçekten mi?
Ne zamandan beri?
Kont Harold. Sizi görmek ne güzel. Judith nasıl?
No comments yet. Be the first to leave one.