The first 200 lines.
Çeviri: Onsraman Keyifli seyirler.
Hey! Bu da ne...
Dikkat etsene!
Hadi be!
Hey, dikkat etsene, götoş!
Hey!
Bu kadar aceleyle nereye?
Nereye istersem oraya! Şimdi önümden çekil!
- Kımılda! - Pekala, sakin ol adamım!
Önünden çekiliyorum.
Güvendeyim. Beni burada bulmasının imkanı yok.
Sadece gerginsin, Tommy. O, burada değil.
Olamaz da!
Pekala, seni kibirli palyaço!
Dövüşmeden beni ele geçiremezsin.
Konuş, lanet olasıca! Bir şeyler söyle!
Bir şeyler söyle!
Boşluğu taklit et!
Ve, puf!
Vay canına, şuna bir bakın!
Menajerim haklıydı.
İşte budur. Büyük şansım.
İşte bu hareket beni, aksiyon elemanı C-listesinden...
...alıp A-listesine koyar.
Ah. Evet. Ah, üzgünüm.
Benim kim olduğumu bile bilmiyorsunuz.
İzin verin kendimi tanıtayım.
Benim adım...
Kes!
Yok! Benim adım "Kes" değil.
Gerçi bunu anlamışsınızdır. Siz akıllsınız.
Şu elemanın, yönetmenin aksine, ayrıca bu terimi de çok seyrek kullanırım.
Burada çalışıyor çünkü oldukça popüler olan bir şampuan reklamı çekmiş...
...Yugoslavya'da bir yerlerde.
Elemanın, bu fırsatı elde ettiği için çok minnettar olduğunu sanıyorsununuzdur.
Gerçi öyle değil.
Bu eleman değil.
Peki, sizce neden?
Çünkü o bir kabadayı...
...bu gezegende en nefret ettiğim tipler de kabadayılardır.
Bu da neyin nesiydi?
- Neyin nesi olan neymiş? - Orada yaptığın!
Repliğin, "Ah şu kaltak yerçekimi!" idi.
"Boşluğu taklit et!" değil!
Bu repliği çekmeliyiz.
Unutma, role başlarken bunu söyle ve aksiyonla sahneyi bitir.
Ah, hadi ama, Ethan.
İkimiz de biliyoruz ki "Ah şu kaltak yerçekimi!" repliği berbat.
Senaristi görmüyor musun...
...ellerini kaldırıp şikayet eden, hani!
Dürüstçesi, öyle olsa da, o aslında sadece bir senarist.
Boşboğaz teneke adamı her zaman camdan dışarı fırlatabilirim...
...bu çöplüğü tekrar yazması için yalvaracak...
...birini bulabilirim.
Replikleri doğaçlama söyleyen D-listesinden bir aksiyon divasına ihtiyacım yok!
Sadece serçe parmağımla insanları öldüren bir suikastçı...
...olarak çalıştığım yerde, Tayland'da, bir gecekondu mahallesinde keşfedilmiştim.
Bu yüzden, endişelerini bana getirip durmaya devam edersen...
..bu durumda kanka, bu işi hemen şimdi bitirebiliriz.
Hanımlar ve beyefendiler, işte biz buna, rol yapma işi diyoruz.
Çat!
Evet, aslında ben...
"Boşluğu taklit et!" repliği oldukça akıllıca.
Zaten film çekme işi de bir nevi işbirliğidir.
Bununla devam edebiliriz. Aslına bakarsan, bayıldım. Muhteşem bir fikirdi.
Dediğime geldin, buna sevindim. Artık beni rahatsız etme.
Noel tatilinden önce çekim için bir güne daha ihtiyacımız var...
...yıldızının da biraz "kendine zaman ayırması" gerekiyor.
JOHNNY CAGE BAŞROL OYUNCUSU
MORTAL KOMBAT EFSANELERİ Cage Match
Chuck! Sanırım portakal renkliler olmasın demiştim.
Bu renk boya beni öldürecek.
Ölmemi mi istiyorsun, Chuck?
Hayır, Bay Cage. Elbette istemiyorum.
Sizin için canımı verirdim, efendim.
Ah, iddiasına varım bunu yapar.
Bu Chuck, asistanım.
Kimbilir nereden gelmiş, toy birisi.
Aslında geldiği yeri bana söyledi...
...gerçi bu tip sıkıcı ayrıntılar kafamdan uçup gidiyor, bilirsiniz!
İyi bir çocuk.
Bendenize karşı biraz takıntılı. Gerçi kim değil ki?
Pekala, imza atmaya devam et.
Çaresizce yüzümü görmeye can atan ve bana tapan bazı hayranlarım var.
Johnny! Johnny!
Ah, adamım! Siki tuttuk, evlat!
Brian Van Jones, olağanüstü bir yapımcıdır.
Kafa adam.
Yurt dışında beraber birkaç film çektik. Hatırlayacağınız şeyler değil.
Ama yine de bu film, beni olduğu kadar onu da yukarılara taşıyabilir.
Sahneyi yeniden yazmakla mı ilgili? Dinle, buna kızmadan önce....
...yeni repliği duydun mu?
Buna bayılacaksın.
Elemanı trenden aşağı atıyorum ve ona diyorum ki: "Boşluğu...
Hayır, Johnny, sorun Jennifer.
O gitmiş.
Jennifer da kim? Ah! Başrolü paylaştığım oyuncu Jennifer mı?
Evet, başrolü paylaşan. Başrol oyuncusu.
Yani, başrol olup olmadığı tartışılır.
En önemli sahnesini yarın çekmeyi planlıyorduk...
...ne var ki onu bulamıyoruz.
Ne? Bekle biraz.
Yine burundan kokain mi çaktın, Brian? Hadi ama.
Keşke öyle olsaydı.
Telefonunu açmıyor, asistanı ortalıkta yok.
Eğer olur da yarın onu sete getiremezsek...
...bu film asla bitmez.
Ayvayı yediğimizin resmidir!
Kadının adını kullanıp bu filmi dünyaya çoktan sattık bile.
Nijerya'dan gelen 1 milyon Dolarım var.
Nijerya, Johnny!
Sadece üç sinema salonu olan bir ülke için bu ne kadar zor bilemezsin?
Evet, yani, bu doğru. Ama yine de...
...bu filmdeki gerçek cazibenin kim olduğunu biliyoruz, değil mi?
Evet, Jennifer.
Ne yapacağımızı bilmiyorum.
Bu sahne olmazsa...
Bu film benim büyük çıkışım olacaktı, biliyor musun?
Kırmızı mı?
Kırmızı boyanın seni öldüreceğini biliyorsun, değil mi?
Bay Cage, portakal renkliler demişti.
Hayır, portakal renkliler sorun değil.
Kırmızı olanlar kıçını patlatır ve mideni eritirler.
Herkes bunu bilir.
- Bunu ben yapa... - Brian, sakinleş.
Bu konuda seni destekliyorum.
Peki, şimdi Jennifer'ın evine gitsem....
...ve ona biraz Johnny Cage karizmasından tattırsam mı?
Cidden mi, Johnny? Bunu yapar mısın?
Ah, hadi ama adamım! Endişelenmene hiç gerek yok.
Johnny Cage, bunu halletti bil.
Sen çok özel bir adamsın, Johnny.
Geriye dönüp baktığımda, her şeyin muğlaklaştığı an işte bu andı.
İsteğiniz üzere, ailenize ve arkadaşlarınıza hediye gönderme işini bitirdim.
Harika.
Neredeyse bitiş çizgisindeyiz, Chuck.
Jennifer'ı sete geri dönmeye ikna ettikten sonra...
...nihayet bir mola verebiliriz.
"Biz" derken "ben" demek istedim...
...neden dersen, tatil boyunca çalışmanı istiyorum.
Yılın en güzel zamanı işte bu anlardır.
Kesinlikle, efendim.
Yine de, Noel'i kar olmadan kutlamak biraz tuhaf geliyor.
Kar mı?
O boku, ABD'nin doğu kıyısındaki eziklere bırakabilirsin.
Bense, Bebek JC'nin doğumgününü kutlamayı yeğlerim...
...benim adımla baş harfleri aynı, bu arada, tam burada...
...güneşli Güney Kaliforniya'da.
Altın renginde günışığı, mavi gökyüzü, tatlı kızlar.
- Hala bakıyor mu? - Evet.
- Peki, şimdi? - Evet.
Güzel.
Bay Cage, size bir soru sorabilir miyim?
Evet. Saçlarım gerçek.
Aslında hayır, metalleri falan yumruklamıyorum.
Ve evet, Dolly hakkında söyledikleri doğru ve ben...
...bunu konuşmayı pek sevmiyorum.
Hayır. Hayır, ben sadece...
Nasıl oluyor da bu kadar havalı görünebiliyorsunuz?
İyi bir soru, Chuck.
Ve şanslısın ki, sana Züppe'liğin başlangıç...
...noktalarını anlatmak adına hoşça vakit geçirmem için birkaç dakikamız var.
Bir zamanlar senin gibiydim.
İşin gerçeği, okul hayatımda birçok zorbalığa mağruz kaldım.
Öyle miydiniz?
Aynen, öyleydi.
Hadi en baştan alalım.
Aynen, işte bendeniz.
Beden dersinde götümün üstüne yapıştırıldığım zamanlar.
Ağlayacak mısın yoksa, küçük bebek?
Ay, küçük bebek ağlayacak.
Yani, tabii ki ağlayacağım, pizza suratlı götoş!
Az önce burnumun üstüne bir basket topu fırlattın.
Annem, okul müdürünü ve öğretmenleri aramayı denedi.
Hepsi de aynı şeyi söylediler.
"Erkek çocukları işte! İleride düzelecekler."
Ama düzelmediler.
Daha da kötü oldular.
Annem, azizeler arasında bir azize!
Dövüşmek, Neanderhaller içindir diyen kişi....
...artık ona bile gına gelmişti.
Beni, şu paso etrafta gördüğünüz...
...alışveriş merkezlerinden birindeki dövüş okuluna götürdü.
Dövüş Sanatları
Burası hani şu para karşılığı siyah kuşak veren para vurguncusu bir yer değildi.
Burası gerçekti.
İşte o zaman Usta Boyd ile tanıştım.
Ve hayatım sonsuza dek değişti.
Kısa zamanda çok şey öğrendim...
...yine de en harika ders nasıl tekme ya da yumruk atacağın değildi.
Bambaşka bir şeydi o!
Ah, şuna bir bakın!
Küçük Johnny nihayet nasıl feyk atacağını öğrenmiş.
Nereye gittiğini sanıyorsun, Carlton?
Seninle konuşmamız daha bitmedi!
Herkesin tüm o söyledikleri: "Zorbalık hayatın bir parçasıdır...
...ileride bunlar düzelir," hepsi de zırvalıyordu.
Gerçekse, bunlara karşı gelip mücadele ettiğinde işler yoluna girer.
Aynen, başım belaya girdi, gerçi buna değerdi.
Sorun da işte bu.
No comments yet. Be the first to leave one.