The first 200 lines.
Çeviri: nutuzar
Duydum ki Magnum prezervatifler...
normal prezervatiflerle aynı boyuttaymış.
Bu da insanı düşündürüyor...
başka neleri sırf pazarlama yüzünden doğru kabul ediyoruz?
Mesela, Mormon Kitabı'nın sahte olduğu söylenerek büyütülsen...
muhtemelen sahte olduğuna inanırdın çünkü sana öyle söylendi.
Hayır, Magnum'lar büyüktür.
Ablam eski kocasının korkunç derecede büyük bir çükü olduğunu...
ürkütücü derecede büyük olduğunu...
ve Magnum kullanmak zorunda kaldıklarını söylemişti.
Uydurma gibi.
Fil hortumu.
Evet. Ona öyle derdi.
Kim demiş boyut önemli değil diye?
Bir video izliyordum, nerede gördüğümü hatırlamıyorum.
İki kişi cinsel ilişkiye giriyordu, yani cinsel ilişki, seks...
ve bir kameraman onları çekiyordu.
Amatör bir porno... gibi bir şey mi?
Videodaki kız, bu tür videolarda tipik olduğu üzere, yüksek sesle inliyordu.
Resmen çığlık atıyordu.
Ve sonra, birdenbire, kamera dışında, koridorda...
bir kadın duvardan "Sizi duyabiliyoruz!" diye bağırıyor.
Ve çift sevişmeyi bırakıyor.
Ve yüzlerindeki utanç ve dehşet ifadesi çok acı vericiydi.
Ve arkadan becerilen porno kızı...
"Güzel!" gibi meydan okuyan bir şey söylüyor kendi kendine...
ama resmen ruhunun bedeninden çekildiğini görebiliyorsun, tam o anda.
Tüm haysiyeti gitmiş, sanki ilk defa fark ediyormuş gibi...
"Vay be, bu benim hayatım, para için kameranın önünde bir yabancıya veriyorum."
Ve ben düşündüm ki...
"Vay be, bu gerçekten dokunaklı."
Çünkü, o anda...
"Evet" dedim.
Tanrı gerçek.
Ruhlarımız var.
Bu ilahi bir kanıt.
Sen çok mu izliyorsun...
Hayır! İzlemiyorum! Hayır.
- Porno izlemiyorum. - Tamam, tamam.
Hayır.
- Sorun değil. - Hayır! Hayır dedim!
- Değilim! - Biliyorum.
- Porno izleyicisi değilim. - Tamam. Tamam.
Umarım bu iyi gider.
Bunun bir yarışma olmadığını biliyorum...
ama görevimde henüz tek bir kuşkucuyu bile vaftiz etmedim.
Sorun değil, ben sadece sekiz ya da dokuz kişiyi doğru yola çekebildim.
Sekiz ya da dokuz mu?
Vay anasını.
Neyse, söylediklerim hakkında ne düşünüyorsun?
Porno olayı mı?
Yani...
Tanrı kilisenin doğru olduğunu sana nasıl gösterdi?
Bilmiyorum. Sanırım pek...
Pek düşünmedim.
Ama doğru olduğunu biliyorsun.
İnancınızın sınanmasından önce tanıklık alamazsınız...
İnancınızın sınanmasından önce...
Bu çiftten sonra kim vardı?
Sanırım Costco'da tanıştığımız kel adam vardı.
Tamam. Evet, o.
Tamam, her bir merdiven için...
-Öyle mi? -...kocamız beş kat daha ateşli oluyor.
Merhaba, iyi günler hanımefendi.
Benim adım Rahibe Barnes ve bu da refakatçim Rahibe Paxton.
Kurtarıcımız İsa Mesih hakkında bilgi almak ister misiniz?
- Merhaba! - İyi günler.
- Merhaba, acaba... - Benim adım, şey, Rahibe Barnes ve...
Şarkı söylerken, sesinin çok tiz ya da çok pes olduğunu hissettiğin oluyor mu?
Şarkı söylemeyi pek sevmem.
Bence güzel bir sesin var.
Benim sesimin güzel olmadığını biliyorum ama...
Hayır, güzel. Güzel.
Hoşuma gidiyor.
Aman tanrım. Bu kızları şimdiden sevdim.
Hey...
Affedersiniz!
Affedersiniz! Fotoğraf çekilebilir miyiz?
Ah, tabii!
Şey, burada.
- Doğru mu? - Ne doğru mu?
- Sihirli iç çamaşırı mı giyiyorsunuz? - Ne?
Aman tanrım! Hadi, gidelim.
İşte bu.
İnsanlar bizi tuhaf buluyor.
Ne demek istiyorsun?
Bilmiyorum. Şu South Park müzikali bizimle dalga geçiyor gibi.
Şarkılarından bazılarını dinledim ve aslında bayağı komikler.
Neyse, insanların ne düşündüğünü kim takar?
Harikasın.
Teşekkürler.
Merhaba, ben Rahibe Paxton. Merhaba.
Merhaba, ben Rahibe Paxton. Bu da refakatçim, Rahibe Barnes.
Tanrı, Adem, Nuh, İbrahim ve Musa gibi elçileri seçer.
Elçiler Tanrı hakkında öğretir ve vahiy alırlar.
Pekala.
Hadi sizi vaftiz ettirelim.
Tamam.
İyi günler.
- Merhaba. - İyi günler.
- Merhaba. - İyi günler.
Ben Rahibe Paxton ve bu da refakatçim Rahibe Barnes.
Siz Bay Reed misiniz?
Benim. Merhaba.
- Merhaba. Bekle. - Merhaba.
Sen Paxton'sın, sen de Barnes.
- Barnes mı? - Şey, hayır. Ben...
- Paxton, Barnes. - Barnes, evet.
- Paxton, Barnes. -Evet.
Bay Reed, sonunda sizinle tanışmak çok güzel.
Biz buralardaydık ve uğramak istedik...
çünkü İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kilisesi hakkında...
daha fazla bilgi edinmek isteyebileceğinizi söylemiştiniz.
Evet! Evet.
Bay Reed, size bu kitapçığı vermek istiyoruz...
çünkü restorasyonu anlamanıza yardımcı olacaktır.
Aslında bende bir tane var, ama şey, fazla olmasının bir zararı olmaz.
Size, Cennetteki Baba'nın müjdesini nasıl açıklayabileceğini anlatıyor.
- Planının bir parçası olarak... - Teşekkür ederim.
...Tanrı, Adem, Nuh, İbrahim ve Musa gibi elçileri seçer.
Şey, elçiler...
Evet, Nuh demişken, hava çok, çok yağmurlu.
...Tanrı hakkında öğretir ve vahiy alırlar ve Tanrı'nın sözünü yorumlarlar...
ve müjdeyi dünyaya vaaz ederler ve dinden çıkmalar yüzünden...
İçeri girmek ister misiniz?
...insanlar müjde bilgisini kaybederler.
Kız bir oda arkadaşınız var mı?
Kız, kim?
Bir... bir oda arkadaşı.
Başka bir kadın olmadıkça içeri giremeyiz ama, şey...
kapının önünde durabiliriz, sizin için sorun olmazsa?
Güvenlik için. Yağmur bizim için sorun değil.
Eşim evde. O sayılır mı?
- Evet! - Mükemmel.
"Oda arkadaşı" dediğinizde panikledim. Şey...
O zamandan beri bir oda arkadaşım olmadı, şey...
Neyse, bir ruh eşim var ve bu yeterli, değil mi?
- Evet! - Bu harika!
İçeri gelip eşinizle tanışmayı çok isteriz.
O zaman içeri buyurun! Harika!
- Turta sever misiniz? - Evet!
Eşimin fırında turtası var.
Görevim sırasında çok kilo aldım.
İnsanlar bize sürekli ikramda bulunuyor.
Biz de hiç hayır diyemiyoruz.
Eşim hamur işi yapmayı çok sever.
- Ceketlerinizi alabilir miyim? -Ah, evet.
Turtayı gerçekten çok severim. Çok heyecanlıyım.
Büyükannem en güzel turtayı yapardı.
Tamam, o zaman sen ve eşim çok iyi anlaşacaksınız.
Harika.
Şey, bir şey daha, duvar ve tavanlarda metal var.
- Umarım sorun olmaz. - Bizim için sorun değil.
Güzel!
Ben gidip atıştırmalıklara bakayım.
Kendinizi evinizde hissedin.
Teşekkür ederim.
Eşim utangaç davranıyor.
Ama turta, turta neredeyse hazır.
O da bizimle aynı odada olmalı.
Evet, tabii! Elbette, doğru. Anlıyorum.
Lütfen oturun, oturun.
Birkaç kola. Buyurun... buyurun.
Bence dindar olmak...
güzel bir şey.
Bizim işimiz burada bitti.
Hayır. Sadece başlamadan önce bunu bilmenizi istiyorum.
Evet, bence bunu duymak bizim için ferahlatıcı olur.
Bazen, sanki din artık kültürün merkezinde değilmiş gibi geliyor.
Sönüyor, değil mi?
Evet, zamanla.
Pekala, Cennetteki Babamızın sizin için olan planını duymaya hazır mısınız?
Hazırım! Bekleyin.
İkiniz nerelisiniz?
Ben, Ogden, Utah.
Sekiz kız kardeşten biriyim. Biliyorum, kulağa kötü geliyor.
Ve Rahibe Barnes, Salt Lake City'den.
Aslen Philadelphia.
Ve ikiniz de kilisede yetiştiniz, değil mi?
Doğuştan beri.
Annem sonradan doğru yolu bulmuştu...
şey, babam vefat edince, birkaç farklı kiliseyi denedik...
sadece ne var ne yok görmek ve hala inanıyor muyuz diye anlamak için.
O hissi biliyorum.
O hissi çok iyi biliyorum.
Gerçekten inandığınız bir doktrinde inancınızı bulmak çok önemlidir...
ve bu çok, çok kişisel bir mücadeledir.
Bu, benim çok, çok uzun zamandır mücadele ettiğim kişisel bir sınav.
O tek gerçek din hangisi?
Komik olan şu ki, Rahibe Hall bize...
diğer kuşkuculara öncelik vermemiz gerektiğini söylüyordu.
- Ah. - Ah, ama hayır! Ben...
Sadece demek istiyorum ki, tıpkı Joseph Smith gibi...
sizin de ruhsal açıdan çok meraklı bir insan olduğunuzu anlayabiliyorum.
Biliyorsunuz, Joseph birçok farklı mezhebi araştırdı...
Presbiteryen, Metodist, Katoliklik.
Ve hiçbiri tam olarak uymadı, bu yüzden Joseph bizim kilisemizi kurdu.
Anladığım kadarıyla, yanlışım varsa düzeltin...
geceleyin Moroni adında bir melek tarafından ziyaret edilmiş.
No comments yet. Be the first to leave one.