The first 200 lines.
UZAY
AFRİKA
Bir şey geliyor.
Savaş!
Evet. Doğru ve yanlış,
ışık ve karanlık yeniden karşı karşıya.
Ama biz korkmuyoruz.
Hayır.
Biz kurtuluşun geleceğini biliyoruz.
Evet!
Bir peygamber!
Bu yazılı. Bu vaat edildi.
Vahiy Kitabı 19:11'de yazıyor,
"Ve tam karşımda beyaz bir at vardı,
binicisinin adı İnançlı ve Dürüst'tü.
Kanla kaplı bir cübbe giymiş
ve onun adı Tanrı'nın sözüdür!"
Bu bir mucize! Bu bir mucize!
Sessiz olun!
Ben peygamberim.
Ben seçilmiş kişiyim.
Babacığım.
Jesse. Bana söz veriyor musun?
Söz veriyor musun?
Söz veriyorum baba.
ALL SAINTS KİLİSESİ
KIÇINIZI VE DELİKLERİNİZİ İSA'YA AÇIN
KALPLERİNİZİ VE RUHLARINIZI İSA'YA AÇIN
TEKSAS
"Bu kadar. Elimden gelen bu kadar."
Ama Koç Tom Landry için...
Bu yeterli değildi.
O oyuncuya baktı
ve göz göze geldiler.
O somurttu.
Dedi ki...
"Tembelliği bırak.
Ayağa kalk ve koş."
O oyuncu ona baktı ve dediğini yaptı.
Futbolun Beş Aptal Bakire meseliyle ne ilgisi olduğunu
merak ediyor olabilirsiniz.
Aziz Matthew bize hatırlatıyor ki kurtuluş...
Kurtuluş...
Aziz Matthew bize hatırlatıyor ki kurtuluş...
Cevap şu...
Cevap... Cevap mütevazı olmak.
Bunu düşünün.
Dışarıdaki tabelayı kurcalayan her kimse...
...artık yapmayın, lütfen.
Sincabı Abe Lincoln'a benzettim!
Enseden çat!
Donnie! Senin derdin ne? Kilisede ateş edilir mi hiç?
Akşam yemeği için yeni bir TV izleme programı yapmak zorunda
Çünkü yemek yemeği severim. Bu, akşam için
bana ayırdığı zaman, tamam mı?
Ben çocukken altıda akşam yemeği yenirdi.
Biliyor, yani...
Neden kalbini açmıyorsun?
Ona karşı dürüst ol.
Annene söyle, seni yemekten sonra arasın.
Sandviçimde hangi tür peynir olduğu
onu neden ilgilendiriyor?
Ne sevdiğime kendim karar veririm.
Benim tercihim... Kusura bakma, keseceğim Ted.
Onunla konuşmalıyım...
İsviçre peyniri severim.
Zihnimi okudun evlat.
Umarım havalandırmadan şikayet etmeye gelmemişsindir.
Bozuk külüstür.
Konu babam.
Ondan hoşlanmıyorum.
Neden ondan hoşlanmıyorsun?
Çünkü o kötü.
Bana karşı değil, yani...
...ama çoğu zaman...
Annene kötü davranıyor.
Biriyle konuşmamı ister misin?
Konuşmak işe yaramaz.
Karşımda kazık gibi dikiliyorsun.
Demek ki aklında bir şey var.
Kelimelerle anlat. Ne istiyorsun?
Onun canını yakmanı istiyorum.
Biliyor musun, bunu istemen bile günah.
Biliyorum, ama o da günah işliyor.
Daha kötü günahlar işliyor ve bunu hak etti.
Öyleyse... Gülme.
Herkes diyor ki, sen buraya gelmeden önce...
Sen vaiz olmadan önce...
Bir şeyler yapmışsın.
Bana bir bira getir, belki babana da o şeylerden
Onun canını ne kadar yakmamı istiyorsun?
Ne kadar ileri gideceğim?
Bir yumruk mu?
İki mi?
Sorun şu ki, baban iri bir herif.
Bir iki yumruk onu sadece kızdırır.
Karşılık verecektir.
Sonra kankaları yardım etmek isterler.
Kendimi savunmam gerekir.
Olay kızışır, bu durumlarda öyle olur.
Olay kızışır.
Ve şiddet şiddeti doğurur.
Başka da bir şey olmaz.
İstediğin şey bu mu evlat?
Yine de baban konusunda yardımcı olabilirim.
Nasıl?
Bilmiyorum.
Bir çaresini buluruz.
"İnsanın yüreği kendine bir yol belirler,
ama adımlarını Tanrı yönlendirir."
Tabii.
Benim için dua et Vaiz.
Dinleyen olsaydı ederdim.
İnan bana.
Dua ederdim.
Yerel haberler... Güle güle Şef Kırmızı Vahşi,
hoş geldin Çayır Köpeği Pedro!
Açılış bu gece. Belediye Binası'na gelin
ve Annville'in sevimli, siyaseten doğru yeni maskotuna
kocaman bir Batı Teksas karşılaması yapalım.
Yumruk yedin! Kurul oylama yaptı!
Çayır köpeği yeni maskot.
Bir kızdan yumruk yedim!
Bana yumruk attın!
Bunu yapamazsın.
Onlara söyledim.
Bu kadar sevilen bir kültürel figürü gözden
işler tabii ki boka sarar.
Eminim daha kötü şeyler de oluyordur.
Japonlar'ın bir adamın
kendi yastığıyla evlenmesine izin verdiğini az önce okuduğum
sana katılıyorum.
Çok daha kötüsü yaklaşıyor.
Yastıklar mı? Kaygan bir zemin.
Aynen öyle. Aynen.
Eugene bana dedi ki... Sana mesaj bırakmış.
Evet, onu arayacaktım.
Dinle, benim için hiç fark etmez.
Seni soruyordu.
Uğramak için vaktin olur mu acaba?
Yarın akşam olur mu?
Yarın.
Yakala onu! Tuttun mu, Donnie?
Tutun onu!
Şerif.
Nereden duyduğumu söyleyemem... Donnie karısına
el kaldırıyor olabilir.
Belki kadınla konuşmak istersin.
Kurban ihbarda bulunursa resmi bir şikayeti dinlerim.
Bu düşük bir ihtimal, değil mi?
Böyle durumlarda... Muhtemelen korkuyordur.
Resmi bir şikayeti dinlerim.
Elbette.
Karısını döven, sincap öldüren
bir hanzonun oyunu kaybetmek istemezsin.
Bu senin seçmen tabanın olmalı.
Biliyor musun Vaiz, buraya babanın kilisesine
döneceğini duyduğumda,
biraz huzursuz olduğumu itiraf edeyim.
Ama çok sessizdin, değil mi?
Kimileri fazla sessiz olduğunu söylüyor,
Hiç de değil.
Bence bu böyle devam etsin.
Dikkatli sür.
9150 KM YUKARIDA
Tamam, Tijuana.
Boktan bir sırt çantası ve bir çift terliği olan
her hıyar ağası
o eşekli gösteriden bahseder.
Dinleyin çocuklar. Hayır.
Sizi götüreceğim yer, beyler...
Beni dinleyin... Tamamen edepsiz.
Ne dediğini biliyoruz.
Hayır, Dave. Ne dediğimi bilmiyorsunuz.
Dave mi? Bak, Dave. Beni dinle.
Anlaman için, gözünü hastanede açıp
İspanyolca nasıl dendiğini
sorduğun bir gece geçirmiş olman gerekir.
Ciddiyim.
Tuvalet nerede?
Kapıdan çıkınca. İğrençleşme vakti.
Dinleyin... "Hamster del culo." Bunu yazın. Ciddiyim.
Ciddiymiş.
KUTSAL KİTAP
ONU MUTLU ET EĞER/NE ZAMAN ÖDÜLÜMÜZ
GAZAP SEVGİDİR
EVET
Bence birkaç gün tuvaletten uzak durun beyler.
Hamburgerle girdiğim tartışmayı kaybettim.
Dalga nerede? Parmaklarımı yeniden
Hadi öyleyse.
Bu komik değil mi?
Doğru...
Tijuana'nın Vegas'ın güneyinde olduğunu sanıyordum.
O yüzden neden güneşe doğru ilerlediğimizi merak ediyorum.
Evet, ama ben ne bilirim?
Sadece kafası güzel bir İrlandalıyım.
Sadece bu değil miyim?
Hayır.
Hayır.
No comments yet. Be the first to leave one.