The first 168 lines.
Ha Rin Oh.
Domuz bağırsağı ve yanında yeşillik istemiştin, değil mi?
Seo Jun Ji bu.
Bunca zamandır özlediğim insan.
Beni gördüğüne mi sevindin yoksa yemeklere mi?
Gerçekten sensin Seo Jun Ji, değil mi?
Başka kim olacaktı?
Beni görmek de sana süpriz oldu anlaşılan.
Seo Jun, seni çok ama çok özledim.
Daha bugün görüştük halbuki, ne bu-
Ne o? Ağlıyor musun?
Senin bu 28 yaşındaki halini ilk görüşüm.
Ne oldu?
İşyerinde mi bir şey oldu?
Senin için duran zaman yeniden akmaya başladı...
Sonunda...
Bir şey mi oldu diye mi sordun?
...bana doğru.
- Hem de çok. - ne oldu?
Hye Jin yine bir şey mi dedi?
Ben konuşurum onunla.
Daha iyi misin?
=Blue Birthday= Çeviri: IDPeaceM
=5. Bölüm: Bir Şans Daha=
Yemek isteyen sendin.
Ama bakıyorum da bir ben yiyorum.
Yerken seni izlemek doymama yetiyor.
Yalancı.
Gerçekten bak! O yüzden hepsi bitsin.
Midem hiç öyle demiyor ama.
Gerçekten hepsini yiyeyim mi?
Saçma sapan lafları bırak da, ye çabuk.
Acayip lezzetli.
Ee,
...niye ağladığını söyleyecek misin?
Şey...
Kurtardığım bir köpek vardı da.
Birden hastalanınca ben de veterinere götürdüm.
Tedavisi iyi geçti mi bari?
Evet, çok iyi geçtiği için şu anda çok ama çok sağlıklı.
Onun için mi ağladın bu kadar?
Senin bu yufka yürekliliğin.
Bir dakika.
O zaman ben...
...bu çocukla çıkıyor muyum?
Seo Jun Ji,
...senden hoşlandığımı biliyorsun, değil mi?
Evet, biliyorum.
Çıkalım.
Olur.
Değişen anıları ne yapayım ben.
Hala bir garip geliyor.
Kullandığım diş macunu...
Ne olmuş?
Nereye koyduğumu unutmuşum da, yenisini açtım. Tamam mı?
Tamam, sorun yok. Kullan, hepsini kullan.
Neyin hespini kullanayım?
Bir dakika.
Burada mı...
...yatacaksın?
İstemiyor musun? İstemiyorsan eve gideyim mi?
Yok. Ondan değil de...
Aman ya!
Niye çıkardın bunu?
Bak o gün...
...kıskançlıktan çatladığın gün hani.
Kıskançlık mı?
Ben mi?
Seo Jun Ji.
Hadi, mezuniyet fotoğrafı çektirme zamanı.
Kızlarla erkekler eşleşsin.
Güzel bir poz olsun.
- Hadi çektirelim. - Benimle çektir.
Benimle de.
- Çık ya. - Benim sıram.
Benim de.
Şu kızlara hele.
Çocuklar, eşleşelim. Eşleş.
Seo Jun da bayağı popüler.
- Güzel. Alalım hemen. - Tamam.
Çekiyorum.
Bir, iki, üç.
Hatırladın mı?
Bizim sınıfa gelip ''biz çıkıyoruz!'' diye bağırmıştın.
Öyle mi? Niye yaptım öyle bir şey acaba?
Sana sormalı, acaba neden?
Yoruldum. Yatalım.
Yarın iş var.
Yarın da bir yere gitmek yok bak.
Hep yanımda olacaksın. Anlaşıldı mı?
Seni bırakıp da nereye gideyim ben?
Merak etme sen, uyu hadi.
Yoksa yarın kalkamayacaksın.
Seo Jun Ji!
Kalktın mı?
Evde bir şey kalmamış.
Bugün öğlen vardiyam var.
- Öğlen mi? - Evet, öğlen.
Neyse ya, boşver.
- Ben de yarım gün izin alayım mı? - Olur.
Tamam, bir sorarım.
Seninle yapmak istediğim bir şey vardı.
Yapmak istediğin mi?
Yapmak istediğin bu muydu?
Bu mu?
Bu mu, derken?
Sırf bu randevu için yarım gün izin aldın.
Biraz daha özel bir şey olması gerekmez miydi?
Benim için en özeli bu.
Hadi gidelim.
O kadar istediğim şey...
...hiçbir zaman özel olmadı zaten.
Seninle yürümek...
...seninle güneşli bir günün keyfine varmak...
...seninle güzel yemekler yemek....
...ve seninle sıradan bir günü beraber geçirmek...
...bunların hepsi benim için çok özel.
Geri döndüğün için teşekkür ederim...
...Seo Jun Ji.
- Hiç gitmek istemiyorum. - Ben de hiç gitmek istemiyorum.
İşten çıkınca ararım, tamam mı?
Anladım, kaç kere söyledin.
Bu arada unuttuğun bir şey yok mu?
Ne?
Geçen gün benim arabada unutmuşsun.
Ya görmeseydim, ne yapacaktın?
Yenisi mi alacaktık?
Tamam, dikkat ederim.
Sen de giderken dikkatli ol.
Önüne iyi bak, gözünü de yoldan ayırma.
Trafik kurallarına uy.
Arabalara da yayalara da dikkat et.
Tamam, tamam.
Anlaşıldı.
Yürürken telefonunla da oynama sakın!
Ha Rin.
- Evleniyor musun? - Oha! Sonunda teklif mi etti?
Hayır. Nereden çıktı birden bire evlilik...
Yakında erkek arkadaşımla evleneceğiz demiştin ya.
Teklif edecek mi kabul edeceğim mi, ne demiştim.
Evet, demiştim.
Ama daha olmadı.
Öyle mi?
Senin gibi iki arkadaşım var.
Liseden beri on yıldan fazladır çıkıyorlar.
Gelecek ay evlenecekler.
Ne güzel.
Aman ne hoş! Ne hoş!
- Nasıl on yıldan fazla sürmüş? - Aynen.
Gelin buketini bana vereceklermiş.
Erkek arkadaşın var mı peki?
Yok.
En yakın arkadaşı olduğum için.
Bayağı yakın arkadaşın anlaşılan.
Evet, ne zaman derdi olsa yanında olduğum arkadaşım.
Ömürlük arkadaşım.
Tabii, insanın ömürlük arkadaşı almalı buketi.
Bir şey kalmış mı, bir bak.
Bir benim çabamla bu arkadaşlığı yürütmek...
...yordu artık beni.
Alo?
Ne yapıyorsun? Meşgul müsün?
Yok, bizimkilerle sohbet ediyorduk. Ne oldu ki?
Öylesine.
Özleyince aradım. Biraz zamanım vardı.
- Neredesin? - Nerede olacak, hastanedeyim.
Doğru, hastane.
Niye vaktin var?
No comments yet. Be the first to leave one.