A Bad Son

A Bad Son (Un mauvais fils)

Download Turkish Subtitle

Release info

a bad son 1980 1080p bluray x264-usury 24fps
A Commentary by dikistutmaz

Tags

bluray
Published on: 2024-08-09
Downloads: 60
Hearing Impaired: No
FPS: 24

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

A BAD SON

Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor

Burada bekleyin, pasaportunuza ihtiyacımız olacak.

Pasaport.

Oturun.

İfadesini al.

İsim: Bruno Calgagni.

Doğum tarihi: 3 Kasım 1951

Clichy sur Seine.

Adres: 22 rue Vincent Garreau, Colombes.

- Babanızın adı? - Rene Calgagni.

Doğum tarihi ve yeri?

Arcueil.

Tarihinden emin değilim. 55 yaşlarında...

- Annenizin adı? - Jeanne Vernet.

19 Haziran 1931, Rouen doğumlu.

- İki yıl önce öldü. - Siz hapisteyken...

ABD'ye gitmek için 11 Aralık 1974'te Fransa'dan ayrıldınız.

Bir yıl sonra uyuşturucu satmak suçundan tutuklandınız.

Doğru mu?

Burada uyuşturucu kullanmaya başladınız ve orada da devam ettiniz...

...ama bu pahalı bir alışanlık ve meteliksizdiniz.

Böylece torbacı oldunuz. Doğru mu?

Aşağı yukarı.

Öğrencilere sattığınız 40 gram saf eroin nedeniyle...

...26 Ekim 1975 tarihinde tutuklandınız.

Mahkumiyet: Biri Federal Uyuşturucudan Arındırma Merkezi'nde olmak üzere...

...5 yıl hapis cezası.

- Dün serbest bırakıldınız. - Doğru.

- Mesleğiniz var mı? - Marangozluk meslek okulundaydım.

- Paranız var mı? - Hapiste kazandıklarım var sadece.

- Nerede kalacaksınız? - Babamın evinde.

- Döndüğünüzü biliyor mu? - Hayır.

Biz bunu inceledikten sonra, gitmekte özgürsünüz.

- Kahve içmeye gidebilir miyim? - Bertrand, onu kafeteryaya götür.

- Bir sigara alabilir miyim? - Tabii.

Bize verdiğiniz adres hatalı.

Baban taşınmış; ama yeni adresini bulduk.

İşte yeni adresi.

Size temiz bir sayfa açacağız; ama narkotiğin dosyasında kalacaksınız.

Hepsi bu.

Geliyorum!

Girebilir miyim?

- Ne zaman geldin? - Bu sabah. Şey, dün gece.

Kahve yapalım.

- Kupalar nerede? - Dolapta.

- Aç mısın? - Hayır, sağ ol. Böyle iyiyim.

- Ne kadar zaman geçti? - Altı yıl.

- Saat kaç oldu? - 07:10.

- Siktir! - Geç mi kaldın?

Ekibim 8'de çalışmaya başlıyor.

Şeker...

Hâlâ üç tane mi atıyorsun?

- ABD saati kaç? - Bir.

- Gece 1 mi? - Evet.

Gitmeliyim...

Kendini evindeymiş gibi hisset.

Bir yatak kanepe var, sıkışmamız gerekecek.

Mutfakta yiyecek var.

Anahtarlarımı al. Kapıcıda fazladan bir set var.

- Görüşürüz. - Akşam görüşürüz.

Dışarı çıkmadın mı?

Yorulmuş olmalısın!

Saat kaç?

Kalk hadi!

Bu akşam dışarıda yiyeceğiz. Ben ısmarlıyorum!

Önce beni mutfağa koydular, çünkü Fransızım.

Daha sonra plastik atölyesinde çalıştım.

Çok zordu!

Duramazsın, her hareketin izlenir.

- Neden marangozluk yapmadın? - Orada öyle bir iş yoktu.

- İş neydi peki? - Kabartma.

Başta düşünemeyecek kadar yorgun oluyorsun ki bu da iyi bir şey.

Ama bir kez ritmi yakalayınca, otomatikleşiyor.

Çalışmadığım zamanlarda okumaya devam ettim.

- Geceleri ve pazar günleri okurdum. - Fena değilmiş!

Peki ya sen?

Ben mi? İşim mi? Fena değil, diyebilirim...

Pek çok şey değişti...

Yani değişmiş görünüyorlar; ama aslında değişmediler.

Aynı adamlara oy veriyoruz ve işler sarpa sarıyor.

Antika şeyler gibi öylece bekliyoruz.

Sonumun böyle olmasından nefret ediyorum!

Seni üzdüğüm için üzgünüm ama bana şey hakkında...

Annen mi?

Ne öğrenmek istiyorsun?

Nasıl öldüğünü mü?

Sakinleştirici ilaçlar yüzünden.

Yavaş yavaş oldu.

Sen gittikten sonra başladı.

İşini bıraktı.

Uyuyamıyordu.

Geceyle gündüzü ayırt edemiyordu.

Bu yüzden ona gereksiz ilaçlar verdiler.

Sürekli daha fazla almaya devam etti.

Onu durdurmaya çalıştım; ama gizlice içmeye devam etti.

Bu yüzden kalp krizi geçirdi.

Onu Madeleine bulmuş.

Kapının girişinde yatıyormuş.

İşte hikâye bu!

Başka bir şeye ihtiyacın var mı?

İyi geceler.

Ses yaparsam uyumaya devam et, işe erken gidiyorum.

Bir bira daha, lütfen.

- Bir içki iç. - Hayır, teşekkürler.

- Hadi ama: Ben ısmarlıyorum! - Hayır, içmesem daha iyi.

Hadi ama. Ona bir içki ver.

Hayır dedim ve bu konuda ciddiyim. Beni rahat bırak!

Geliyor musun?

Evet, imza vermeliyim ve iş için etrafı araştıracağım.

- Döndün mü? - Çarşambadan beri buradayım.

Yakınlardaydım ve "Madeleine'i görmeye gideyim." dedim.

Bir öpücüğe ne dersin?

Hemen geliyorum.

İçeride bekle.

- İçebilir miyim? - Tabii.

- Monique, tezgâhta yerime bakabilir misin? - Tabii.

- Dönmeni beklemiyorduk. - İşte buradayım.

- Değişmişsin. - Sen değişmemişsin.

- Babanla mı yaşıyorsun? - Evet.

- Aranız nasıl? - Sorun yok...

Yani sanırım öyle ama emin değilim.

Annenden bahsetti mi?

Evet...

Sıkıntı da o zaten.

- Onu sık görür müydün? - Evet.

Onu dışarı çıkmaya, bir şeyler yapmaya, konuşmaya zorladım...

...ama beni dinlemedi.

Ona yazmayı neden bıraktın?

Söyleyecek bir şeyim yoktu.

Hep aynı kelimelerdi.

- "K.T." ne anlama geliyor? - Kalifiye teknisyen...

- Sana uygun olduğunu sanmıyorum! - Değil.

Çok daha vasıfsız işlere bakman gerekecek.

Merak etme. Moralim çok iyi.

Seni zamanında tutuklamamış olsalardı...

...şu anda profesyonel bir uyuşturucu satıcısı...

...bir yağmacı olmuştun.

Toplumsal bir kanser!

Orası kesin! En azından iş arıyor olmazdım.

Zengin olurduk, büyük otellerimiz...

...şişkin banka hesaplarımız, bir yatımız olurdu.

Dünya turuna çıkardık, sen kaptan olurdun...

...ben de dümende olurdum. "Bermuda'ya yönel, evlat!"...

...diye bağırırdın.

Çıkıyor musun?

Temiz hava almak istiyorum, sakıncası var mı?

- Paran var mı? - Gerek yok.

- Pekâlâ. Hoşça kal. - Güle güle.

Sen ve sen, üç numaralı kamyona...

Siz ikiniz, dörde.

Siz ikiniz Chauchard'la gidin.

Sen değil, dayanamazsın.

Sen Fransız mısın?

Tamam; ama diğerleri gibi çalışmalısın.

Sen, burada bekle. Siz 6 numaradasınız.

- Tamam, gidelim hadi! - Hadi, gel.

Selam, nasılsın?

Tamam, bu kadar yeter, gidelim.

- İyi misin? - İyiyim.

Taşaklıymışsın.

Fransızların çoğu 3 gün sonra işi bırakır.

- Daha önce neredeydin? - Hapiste.

Calgagni.

André!

- Ne oldu? - Seni görmeye geldim.

- Seni görmek çok güzel. - Seni de.

- İyi akşamlar, Bay Calgagni. - İyi akşamlar. Göbeğini içeri çek.

Burada durmayalım, susuzluktan ölüyorum. Gel hadi.

Ben ısmarlıyorum!

- Arabayla mı geldin? - Evet şurada.

Zengin oldun demek?

- Maaşını almış. - Ne iş yapıyor?

- Kendisine sor. - Nakliyeciyim.

- Aracı mı sürüyorsun? - Hayır, yüklüyorum.

Zor bir iş.

- Beni dinlemiş olsaydın... - Ben 30 yıldır dinliyorum, ne olmuş yani?

Şişeyi bitiriyorum.

Yavaş ol, merdivenleri çıkamayacak.

Francoise'a söyleseydim, seni yemeğe davet ederdim.

- Siktir! - Ne yapıyorsun?

Ayağını kaldır.

- Ben ısmarlıyorum. - Şuna baksana bi'...

Sarhoş olduğumu sanıyor...

Ben asla sarhoş olmam.

Gitme vakti...

Arabayı sana bırakıyorum.

Yarın beni alırsın.

Kendine dikkat et, evlat.

Benim için endişelenme. Senden daha uzun yaşayacağım.

- Onu özleyeceğim, André. - İstifa mı ediyor?

Hayır, seneye emekli olacak.

- Yarın erken mi kalkacaksın? - Aynen.

Her zaman, cumanın güzel bir gün olduğunu söylerdin.

Tabii, eskiden maaş günüydü...

Ustabaşı zarfları getirirdi.

İçindeki paraları hissederdik.

O zamanlar çok para gibi görünürdü. Kendimizi zengin hissederdik.

Uzun sürmez.

Hiç fena değil...

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left