The first 200 lines.
-Akşamınız nasıl gidiyor efendim? -İyi gidiyor Memur Bey.
-Bir sorun mu var? -Sanmam. Rutin kontrol.
Kuzeye gidenlerden rastgele seçiyoruz.
Ehliyetinizi ve ruhsatınızı görebilir miyim?
Pekâlâ. Araçta kalın. Hemen döneceğim.
Pekâlâ.
-Nasıl? -Sakin.
-Bir şey var mı? -Sessiz.
Bakalım. En son Sulphur'de durmuş.
Sırada Norman ve VA var.
-Her şey orada olmalı. -Pekâlâ.
Bir şey duyarsan selektör yap.
-Hey Bird? -Hazırım.
Zahmet verdiğim için üzgünüm
ama dışarı çıkıp bagajı açabilir misiniz?
Lanet olsun. Zaten geç kaldım Memur Bey.
Biliyorum. Bu sadece protokol. Araçtan inerseniz
ortağım size eşlik edecek.
Pekâlâ.
HK-Dokuz, sekiz, üç, yedi...
Dokuz, yedi, dört, altı...
Sıfır, 50.
Dokuz, yedi, sekiz, dokuz...
Sonra da adios.
Pekâlâ, bak. Aşağıdaki hariç hepsini bulduk.
HK-9780...
Neye bakıyorsun lan?
Bana bakıp duruyor.
-Sakin ol. - Ne?
Sakin ol.
Bana bakmayı kes!
Başlıyoruz.
İmdat çağrısı. Üç dakika var.
Sırtımdan vurdu beni!
-Orospu çocuğu! -Neler oluyor lan?
Gidelim!
Selam tatlım.
Selam anne. Nasılsın?
Bugün daha iyiyim.
Nasıl geçti?
Evet, ben de öyle duydum.
Temizlediniz mi?
Wyatt, bana bak.
İki taraf da.
Kimseyi incitmeyi istemeyiz.
Ama elini kaldırırsan ya da dediklerini yapmazsan...
-Ne olur? Değil mi? -Evet.
-Kız kardeşin nasıl? -İyi.
-Akşam yemeğe çıkıyorum. -Bu harika.
Peki ya Darla?
O artık bir hanımefendi anne.
Buna inanamıyorum.
Bir gelişimde onu da getirmeliyim.
Evet, Jeanie seni mahveder.
Onunla tanışmalısın.
Yeni ilaçlar işe yarıyor mu?
Hâlâ baş ağrılarım var.
En azından artık uyuyabiliyorum.
-Selam! -Selam tatlım.
-Dürüm getirdim. -Harika.
Darla, buraya gel.
-Bira ister misin? -Evet, tabii.
Al bakalım.
Selam!
Selam, nasıl gidiyor?
Gerçekten sıkıldım. Beni gezdirir misin?
Tamam, kapayın çenenizi. Bunu babana verir misin lütfen?
-Anneni dinle. -Görüşürüz.
O nasıl?
Sürekli başı belada.
-Bodie ve ben ne yapalım bilmiyoruz. -Sadece bir ergen.
Sebebin bu olmadığını biliyoruz.
Arabanın arkasında çok şey bulduk. Gitmesine izin verdim.
-Tanrım. -Ne düşünüyorsun?
Babam ne derdi?
Dinle, bugün annemi görmeye gittim.
İlaçlarını değiştirmişler ama o hasta Jeanie.
Oraya gitmenin anlamı büyük ve ona sadece...
Dışarıya çıkıp doğum günü çocuğuna merhaba desene.
Pekâlâ.
Nazik ol.
Her zaman öyleyim.
Barış teklifi.
O köpeğin beni son ısırışıydı, emin ol.
İyi ki doğdun Bodie.
Sağ ol Wyatt.
Yemekte ne var?
Her zamankinden. Barbekü.
Lawrence ile tanıştınız mı?
Tanışmadık. Memnun oldum.
Ne vereyim Wyatt?
Okul nasıl?
Okul işte.
Başını belaya sokuyor musun?
-Seninle çalışmak istiyorum. -Öyle mi?
-Kaç yaşındasın şu an? -Birkaç ay sonra 16.
Evet, dükkânımda 16 yaşında birinin dert yaratmasını istemem.
Kapa çeneni!
Bak ne diyeceğim. Bu yaz sana bir iş veririm.
-Öyle mi? -Evet, içinde kalmaz.
Ciddiyim. Araba satmak istemezsin.
Toparlan, annenin sözünü dinle
ve siktiğimin üniversitesine git.
-Selam. -Bana iş vereceğini söyledi.
-Öyle mi? -Endişelenme.
Merak etme, nefret edecek. Nefret etmesini sağlayacağım.
Ben sana iş vereyim.
İçeriye gelip temizlik yapmama yardım etsene.
Hadi.
Görüşürüz.
Sikeyim.
GLOBAL ARABA SATIŞI
Selam Wyatt. Kayınbiraderin yanında biriyle buraya geldi.
Tamam, içeriye gönder.
-Epey meşgulsünüz. -Evet.
Babalar günü geliyor sanırım.
Kötü bir zamanda mı geldim?
Evrak işleri. N'aber.
Her şey yolunda mı diye bakmaya geldim.
Sizin için ne yapabilirim?
Geçen gece Oklahoma yolunda bir ecza aracı soyuldu.
Kim yaptıysa ne aradıklarını biliyorlarmış.
Haber muhabiri mi oldun Bodie?
Bir ölü var Wyatt.
Şoför hâlâ yaşıyor. Yoğun bakımda.
Hey, aradığın her şeyi buldun mu dostum?
-Tanıştınız, değil mi? -Evet.
Barbeküde. Larry'ydi, değil mi?
FBI Özel Ajanı Lawrence Twilley.
Sizi bu köye getiren nedir Özel Ajan?
O iki şoför federal çalışanlardı.
Ve o ilaçlar da artık devletin malı.
Bunu duyduğuma üzüldüm.
Bak...
Salı akşamı için görgü tanığın var mı Wyatt?
Pardon Bodie?
Peki ya Dally?
Bak, yapman gereken bir iş olduğunu biliyorum Bodie.
Bu Columbo'yu alıp ofisimden siktir olup gitmeye ne dersin?
Buna zamanım yok.
Umarım yanılıyorumdur.
SICH LASTİKLERİ
Özel Ajan.
HETERO TUZAĞI
Selam.
Baban bana hep ne derdi biliyor musun?
"Götten yerken gülümseyen birine
bulaşmamalısın." derdi.
Bunu hep doğru bulmuşumdur.
Bir sorun var. Bodie dükkâna geldi.
Bodie mi? Ne istiyormuş?
Her zamanki şeyler. Yanında federal ajan vardı.
Federal mi?
Bodie mi? Derdi neymiş?
Huysuz birine benziyordu. Bodie de Bodie'ydi işte.
Araştırıyorlardı.
Sikik federaller.
-O korumalara yazık oldu. -Sorun da bu.
Bir tanesi yaşıyor.
-Ne? -Evet.
-Neredeymiş? -Saint Mary'de yoğun bakımda.
Sikeyim. Buna inanamıyorum.
-Anneni görmeye gittin mi? -Evet.
O ne dedi?
Temizlememizi istiyor.
Ben yaparım.
-Güzel. -Hey.
Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, tamam mı?
Kahramanlık yapma. Sana ihtiyacımız var.
Tamam mı?
Görüşürüz.
-Annene sevgilerimi ilet. -İletirim.
ABD DENİZ PİYADE BİRLİĞİ
Siktir.
N'aber Dally?
-Kardeşin burada mı? -Evet, içeride.
Peki burada ne arıyoruz?
Ida Walker.
Cinayet ve komplodan 25 yılı var.
Neredeyse 30 yıl yakalanmadı.
Ne zaman büyük bir şey olsa onun adı ortaya çıkardı.
Buralarda dişi Jimmy Hoffa gibidir.
İhtiyacı olduğunda tüm değişik ekipleri birleştiren
tek kişi o.
Peki nasıl yakalandı?
Banka soygununda. İşler kontrolden çıktı.
Kocası James Walker çatışmada öldü.
Karısı kaçtı mı?
Kadın işleri uzaktan yürütürdü. Adam sahada olurdu.
Böylece hep görgü tanıkları olurdu.
-Zekice. -Olay yerindeki memurlar
James'in kaçan birini koruduğunu söylediler.
Muhtemelen...
Dallas Walker.
James'in küçük kardeşi ve gerçek bir kovboy.
Eski mahkûm, kasıtsız cinayetten yattı.
Dört kez alkollü araç kullanma, sefil bir tip.
Epey belalı biri.
Şu an nerede?
Son beş yıldır genelde dışarıdaydı.
No comments yet. Be the first to leave one.