The first 200 lines.
Peki ben kim miyim?
İşte bu açıklamayacağım tek sır.
Beni sevdiğinizi biliyorsunuz.
Öptüm, Dedikoducu Kız
Bazılarımızın aksine, seks, yalan ve skandallar asla tatile çıkmaz.
Bunun yerine Long Island Otoyolu'nu yolunu seçip,
doğuya yönelerek Hamptons'a giderler.
Bazıları yazın en yoğun dönem olduğunu söyler.
Park Avenue'yu düşünün, fakat tenis kıyafetleri ve Bain de Soleil ile.
Oyuncular değişse de, oyun aynı kalır.
Bütün gün bunu bekledim.
Serena'nın yerine bakmaktan rahatsız olmadığına emin misin?
- Biraz soğuk duruyordu. - O iyidir.
Ona bir şey söylemedin herhâlde?
Tek bildiği henüz kimseyle tanıştırmaya
hazır olmadığım biriyle beraber olduğum.
Ya da hiç tanıştırmayacağım biri.
Bak, zaten ayrılığı atlatmak için vakte ihtiyacı vardı.
Yerime bakmak onun da işine yarıyor.
Birileri bizi yakalamadan bana gidelim.
Evine mi?
Bunu yapamayız sanıyordum.
Misafir evine gidebiliriz.
Kızlar, sonunda geometriyi hayatımın
bir alanında kullanabilmekten nasıl mutluluk duyduğumu anlayamazsınız.
Evet.
Görüldü. Blair Waldorf Charles de Gaulle'da, evinin yolunda.
Kraliçe B, İşçi Bayramından önce iki babasını ne için bırakıp gider?
Eminiz Chuck Bass bilmek istiyordur.
Bay Chuck, halletmeniz gereken bir işiniz var mı?
Halletmem gereken tek işim sensin.
Ve sen.
Ve sen.
Ve görüldü. Serena van der Woodsen, Coopers kumsalında ve yine yalnız.
Duyduğumuza göre Nate Archibald ile işler kızışıyormuş
ve duman olan yerde, ateş genellikle eksik olmaz.
Ama durum buysa,
neden Nate radarımızdan çıkmışken Serena'yı hep yalnız görüyoruz?
Acaba Yalnız Çocuk'un çok da yalnız olmadığını bilse o ne yapardı
Durumlar değişir, insanlar değişir.
Bütün yaz Harris'in asistanıydım. Nasıl oldu da tanışamadık?
Yazın, 92. Cadde'deki sempozyumuna katılmıştım.
Bu imkansız. Orada olsaydın tanışmış olurduk.
...ve hakkı önlerine koymalıyız. Şiddeti ve
uzlaşmayı düşündün.
Peki ya şimdi? Ne zaman istersen tanışalım.
- Onda benim gözüm vardı. - Galiba fark etmemiş, efendim.
En sevdiğin bölümden okudum. Yoksa fark etmedin mi?
O bölümü o kadar çok duydum ki, bazen kendim yazdım sanıyorum.
Yazmak demişken, şu hikayen ne alemde?
Hani, stajının teslim etmeni gerektirdiği hikaye.
- Evet, eli kulağında. - Ölüm de öyle. Biraz detay ver.
Son bir kontrol yapıyorum, neredeyse bitti gibi.
Paris Review'dan Noah Shapiro merakla bekliyor.
Onu aramanız harika bir jestti. Teşekkür ederim.
Bunun The New Yorker'dakinden bile iyi bir eser olacağını söyledim ona.
Yüzümü kara çıkarma.
Sabah masanızda olur, efendim.
Neden eve dönüp, şimdiden bitirmiyorsun?
Nerede saklanıyordun? Burada buluşuruz demiştin.
Ne biliyor musun? Ne yazık ki gitmem gerek.
Yarın için haberleşsek?
- Telafi ederim, söz veriyorum. - Peki.
Bak sen, Yalnız Çocuk'a.
Belki de Serena'yla çıkıp, öylece terk etmek pek kötü bir fikir değildi.
Görünüşe göre yeni bir rumuza ihtiyacın var. Playboy nasıl?
Bakın, millet, endişeleniyorum.
Eleanor haftaya geri dönüyor ve hâlâ gerideyiz.
Bu hafta sonu o partiye gitmem gerek. Buralarda olmayacağım, siz de öyle.
Bu yüzden bugün iki katı iş bitirin, yoksa pişman olursunuz.
Küçük J için de, bu yaz hep iş, sıfır eğlence olarak geçmiş gibi görünüyor.
Bitirmiş olamazsın. Buna imkan yok.
Buradan çıktığında başka bir şey yapmıyor musun, Jenny?
Aslında, size üzerinde çalıştığım bir şeyi göstermeyi umuyordum.
Burası okul değil. Projeni değerlendirmiyorum burada.
Ben de zamanında stajyerdim. Zamanla alışılıyor.
- O da ne? - Beyaz Parti için yaptığım bir elbise.
Vitamin Water partisine mi? Seni kim çağırdı ki?
Dantel. Beyaz bile değil, kemik rengi.
Bu sana çok büyük gelir, nasıl ölçü alacağını bilmiyor musun? Bu devasa!
Aslında bu benim için değil, sizin içindi.
Partiye ben gitmediğim için...
Yani bir stajyerin uyduruk cüppesini giyip, fotoğrafım çekildiğinde,
senin eserinin W'de gösterilmesine imkan vereceğimi mi sandın?
Eğer bana özel dikilen bir şey giyersem,
- bu önemli bir şey olmalı. - İşte istediğin şey, Laurel.
İndirimli ürünlerin defosunu başarıyla tamir ettiğin için, bunları da eşle.
Onu da kenara koy. Yumurta kabuğu migrenimi azdırıyor.
Üzgünüm.
Yemek ısmarlasak iyi olacak.
- Hint? - Hava onun için çok sıcak.
Popsicles'a ne dersin? Hem, annem nerede?
Alex ile Güney Pasifik'e bilet almışlardı.
Ne, daha çok mu ödev verdiler?
- Öykün bitti mi? - Neredeyse.
Güzel. Okuduğumda Serena'yla neden
ayrıldığınızı çözebilmeyi umuyorum.
Tabii.
Tabii, ben de öyle.
Jen, ben bir çıkıp bize yemek getireceğim. Geç olmadan dönerim.
Seni bu yaz ilk defa aynaya bakarken görüyorum.
Bunu yaparsan taş kesileceğini sanmıştım.
Bu riski almaya kalktıysan bir şeyler canını sıkıyor olmalı.
Kardeşim, Lily Pond'a gitmek için çıkıyorum. Üçüzlerin Rio'ya
dönüşüyle Güney Amerika turuma devam ederim diye düşündüm.
- Arjantin olabilir sanırım. - Peki çiçekler ne için?
Herhâlde çok yakın bir arkadaşımın Jitney ile buraya gelmek üzere
olduğunu konuştuğum bir görüşmeye kulak misafiri olmamışsındır?
- Jitney de nedir? - Hayır diyorsan, buna memnun oldum.
Çünkü Blair ona yaptığını asla affetmeyecek.
- Kim bu nasihatte bulundu, Nate mi? - Nate hiçbir şey söylemedi.
Bence sahte bir ilişki içerisinde olan birinden tavsiye almak akıllıca değil.
Bana deli diyebilirsin.
Düşüncelerinle yalnız başına geçireceğin bir gecenin tadını çıkar.
İntihar görevinde bol şans!
Görüldü. Chuck Bass, Jitney'yi bekliyor.
Bir elinde bir düzine gül, diğerinde kalbiyle dururken.
Ne derler bilirsiniz; eve geldiğinizde birini görmek güzel bir şeydir,
fakat eve onunla gitmek çok daha iyidir.
Karma tam bir sürtük değil mi?
Çünkü Blair Waldorf'un olduğunu biliyoruz.
Bütün yaz hiçbir şey yapmadın mı?
Lütfen bana hiç durmadan The Closer seyredip
- Nick & Toni'den yemek yediğini söyleme. - Hayır. Della Femina.
Peki ya sen ve Nate ile ilgili duyduğum o dedikodular?
Tamamen asılsız. Sadece millet peşimden koşmasın
ve Nate de istediğini yapabilsin diyeydi. İşe yaradı.
Bütün yaz eğlenecek kimse bulamadığını mı söylüyorsun yani?
Aslında, yakışıklı bir cankurtaran bana çıkma teklifi etti, ama reddettim.
Ne? Sen deli misin?
Yakışıklı bir cankurtaran Selpak gibidir. Kullan, at.
Daha iyisini bulamazdın!
Hazır olduğumu sanmıyorum. Dan'i hâlâ özlüyorum bazen.
Bazenden fazla. Hep.
Dan Humphrey ile çıkmaktan ezik bir şey varsa
Dan Humphrey'nin yasını tutmaktır.
Hâlâ put gibi oturuyor olmanın tek nedeni de
bir yaz aşkı edinmemiş olman.
Evet, üçüzler de gitti. Ama bana birkaç Portekiz
tekerlemesi öğretmeden değil tabii. Görüşürüz.
James hayatımda tanıştığım en klas adam, anlarsın ya?
Cin martini içiyor, altı farklı dil biliyor
ve bana üstünde B yazan tokasıyla bu inci Bulgari kolyeyi hediye etti.
Onu baban hediye etti sanıyordum. James de kim?
Aman Tanrım, B. Harika birine benziyor!
Son konuştuğumuzda, onunla daha tanışmamıştın bile.
Biliyorum. O kadar çekici ki
ayağımı yerden kesti. Ayrıca, harika hikayeler anlatıyor.
- Yalan söylüyorsun. - Hayır, söylemiyorum.
- Ağzın başka, gözün başka söylüyor. - Robotların da kıskanabildiğini
bilmiyordum. Senin yazılımını mı güncellediler?
Hadi ama. İkimiz de bu çocuğun, benim seni kırdığım gibi,
beni kırmak için satın aldığın biri olduğunu biliyoruz.
Sen beni kırmadın ki.
Tamam, kabul ediyorum, seni Toskana'da beklediğim ilk günler
oldukça gurur kırıcıydı. Gelmeyeceğini anlayınca, önüme baktım.
Şansıma, oraya giderken bir yol arkadaşı edindim.
Babamın eski çalışanı, Sıkıcı Ben'i mi? Bu arada, senin için onu kovdurdum.
Ona büyük bir borcum var. Beni James ile o tanıştırdı.
- Hayatımın erkeği o olabilir. - Kanıtla.
Bir şey kanıtlamak zorunda değilim.
James ile tanışmak istersen, akşam yemeğe davet ederim.
Eminim sen de onu benim kadar seveceksin.
Yani hiç de sevmeyeceğimi söylemeye çalışıyorsan, bence de haklısın.
Yedide görüşürüz.
Şimdi, şu cankurtaranı bulsak nasıl olur?
Ama önce Nate'e uğramalıyız.
Onda, bana ait bir şeyler var.
Vermont nasıldı?
Harika. Vanessa ve ailesi dün akşamki konsere geldi.
Burada olduğunu bilmiyordum. Dan nasıl dediğimde, hiç cevap vermedi.
Onun bu yaz Serena'yı unutmasına yardımcı olabileceğini sanmıştım.
Dan'in yardıma ihtiyacı yok sanırım, bence Vanessa bunu fark etti.
Yine bir sürü kızla mı çıkıyor?
Yani, her gece başka bir kıza "çıkmak" diyorsan.
Onun için endişeleniyorum, baba.
- Oralarda mı? - Uyuyor.
- Dün geç döndü. - Uyandığında beni arat.
Elbisenin nasıl olduğunu anlatmadın bana.
Evet, elbise yok. Laurel onu partiye giymek istemedi.
- Neden sen giymiyorsun? - Tasarımlarımı
insanlara göstermemi teşvik etmen ne kadar güzel olsa da,
Beyaz Parti çok seçkin bir davet. Stajyerler gidemiyor.
Geçen yıl Jack Johnson'ı bile kabul etmemişler.
- Çok şık bir parti gibi duruyor. - Baba!
Ve van der Woodsen'ların gideceği türden.
- Bunu Eric'e sordun mu? - Onunla son konuşmamızı
düşünürsem bu biraz tuhaf olabilir.
Söylememem gereken bazı şeyler söyledim.
Belki de seninle gelmeliydim.
Eleanor bütün bu zaman boyunca Paris'teydi
ve Laurel her konuda endişeleniyor.
Ya hepsi boşa ise?
Eğer değiştirmek için vakit varsa boşa değildir.
Belki de Eric ile başlayıp sonrasını kendin getirmelisin.
Teşekkürler, baba. Pazar görüşür müyüz?
- Görüşürüz. - Peki. Hoşça kal.
- Bugün değil, ufaklık. - Sorun değil, Joe, o benimle.
Sizi çalışırken böldüğüm için özür dilerim.
Eğer zamanında gelseydin böyle olmazdı.
No comments yet. Be the first to leave one.