The first 142 lines.
Sıra bilim haberlerinde. Araştırmacılar bir süre sonra köpekler ve sahiplerinin
birbirlerine benzemeye başladığının doğru olabileceğini söylüyorlar.
Yok artık.
Selam oğlum.
Ben buradayım anne.
Kusura bakma tatlım.
Baban birazdan evde olur, yemek arayacaktır.
Söyle ona umarım bulur.
Ben Marcy'lere gidiyorum.
Ama babamın Bugün Ayakkabıcıya Şişman Bir Kadın Geldi'sinin
son bölümünü kaçıracaksın.
Sonunun nasıl bittiğini biliyorum.
Ne satış yapabiliyor ne de yaşamayı beceriyor.
Peg.
Bud.
Buradayım baba.
Affedersin oğlum.
Bil bakalım bugün ayakkabıcıda ne oldu.
Şişman bir kadın mı geldi?
Devasa.
Vay be, çok heyecanlı.
Dünkü hikayeden çok daha iyi,
Ayakkabıcının Önünden Şişman Bir Kadın Geçti.
Kusura bakma Peg. Saygısızlık ettim.
Bugün sen işte ne yaptın?
Anlıyorum.
Neyse işte, şişman kadının biri geldi, kadın o kadar şişmandı ki
etrafında uydu gibi dönen üç küçük kadın daha vardı.
Onun 45 numara Jurassic ayaklarına ayakkabıyı sokmaya çalışırken...
...yakın zamanda kocasının onu terk ettiğini söyledi.
Şimdi işler değişti işte.
Affedersin oğlum, bugün senin işin nasıl geçti acaba?
Çok ilginçmiş.
Bu şişman kadın kocasının onu terk ettiğini anlatırken
çantasına uzandı,
pastırmalı sandviçi kenara çekti...
...ve çantasından iki tane 500 dolarlık saha kenarı bilet çıkardı.
Bu akşamki All Star yardım maçına.
Zengin çocukları basketbol kampına gönderdikleri mi?
Banliyöye Uzanan Eller Derneği mi? Sana bilet mi verdi?
Sattı oğlum, tanesi bir dolara, o kadar param da yoktu gerçi,
Peg sağ olsun...
...ama AVM'deki fıskiyeden ödünç aldım ve de...
...nane şekerli bağış kutusundan.
Jerry Lewis'in bu İşçi Bayramı'nda Rip Taylor'a parası yetmez artık.
Sıra kiminle gideceğime karar vermekte.
-Ben... -Hayır!
Seni oğlum gibi sevmediğimden değil Buck.
-Bud! -Neyse ne.
Ama evlat, senin bana bir faydan olmaz.
Bunlar çok önemli koltuklar. Etkili biriyle konuşmam gerek.
Çıplaklar barının kapıcısı bu akşam ne yapıyor acaba?
Sonbahar geldi. Belki banyo yapıyordur.
Ara onu Bud, hızlı aramada kayıtlı, büyükannenin altında.
Peggy.
Dünyanın en romantik kocası benimki mi yoksa?
Bil bakalım beni bu akşam nereye götürüyor.
Mutfak masasına mı?
Daha iyisi.
Beni "The Captain ve Tennille Fişsiz" akustik konserine götürüyor.
Tanrım, şimdiye kadar onları fişe takan olmamış mı?
-Büyük nostalji konserleri. -Açılışı kim yapacak bilin bakalım.
The Carpenter mı?
Gazetede görmüşsündür.
Evet, nostalji konserleri harika oluyor.
Eskiden beri sevdiğin kadına dair
hatıraların canlanıyor,
bir de yeni tanıdığın kadınla geçirdiğin şahane günler.
Bu akşam gidecek daha iyi bir düşünemiyorum.
Lütfen götür beni Al. Lütfen! Lütfen!
-Ne bileti onlar? -Basketbol.
Çok sıkıcı.
Tabii ki, bu hafta Oprah'taki
"Babam Popomu Gördü" bölümü kadar heyecanlı değildir ama...
...insana yaşam enerjisi veriyor.
Ben de o enerjiden istiyorum Al. Ne vermem lazım?
-Neyin var? -Marcy'nin Discover kredi kartı.
Visa'sının limitini bitirdim.
Eğer birkaç saat içinde kol kola "Muskrat Love"ı söylüyor olmazsak...
...sağlık sigortası limitini bitireceksin asıl.
-Gelemem Al. -Seni davet etmedim zaten.
Al, biz niye hiç konsere gitmiyoruz?
Aynı kişileri sevmiyoruz çünkü.
Mesela, sen seni seviyorsun.
Ama Peg, sana söz veriyorum,
Captain ve Tennille'i yaşam destek ünitesine bağladıkları gün
onların fişinin çekilmesini en ön sırada izleyeceğiz.
Seks için onlara ihtiyacımız olmasaydı onlardan güzel gübre olurdu.
İstersen benimkini şimdi de gübre olarak kullanabilirsin.
Al, bu basketbol maçına gitmek neden bu kadar önemli ki?
Zaten sürekli televizyondan izliyorsun.
Çünkü Peg onları canlı izlemek gibisi yoktur.
Bu All Star maçı yılda bir oluyor zaten.
Olay basketbolun ötesinde, limuzinler geliyor...
-Parlak ışıklar. -Ünlüler.
Ünlüler mi? Ünlüler de mi gelecek?
Hayır, Peg. Üzümler demek istedim.
Üzüm NBA'in resmi meyvesidir.
Al, ben bu maça gitmek istiyorum.
Hayır Peg, gidemezsin. Kapıcı Achmed gidecek.
Baba, Achmed gelemiyormuş.
Çıplaklar barında Silikon Çılgınlığı Gecesi varmış.
-Bu akşam mı? Kahretsin! -Bu akşam mı? Kahretsin!
Karar verilmiştir o zaman. Ben gidiyorum.
Olmaz Peg. Kurallara aykırı. Kadınların gelmesi yasak.
Ben geç gelirim. Bu akşamki All Star maçına gidiyorum.
Dur bir saniye.
-Bileti nereden buldun? -Bilete ihtiyacım yok ki.
Gencim, bekarım ve güzelim.
Kel. Ne zaman vazgeçeceksin bundan?
Her yıl bir basketbolcuyla evlenmeye çalışıyorsun
ve her yıl daha da yaşlanıyorsun.
Ve her yıl başka kızlar 18'ine basıyor.
Çok yakında sarkan etlerini zor toparlayacaksın
ve Dyan Cannon gibi yaşlanmış bir hâlde tek başına kalacaksın.
Çok komik, sivilce suratlı.
Bu arada, Kartal İzciler aradı, sana bekaret başarı madalyası takacaklarmış.
Bu gece eve dönmezsem görevimi tamamlamışım demektir
ve bundan sonra bana Bayan Vlade Divac diyebilirsiniz.
Al, sence bu akşam maça giderken ne giymeliyim?
Peg, istersen bornozunu ya da mutfak önlüğünü giy...
...nasılsa evde kalıyorsun, kararım kesindir!
Çok eğlenceli değil mi?
Bak Al, kasıkları açılan Patrick Ewing oyuncağı aldım.
Güzelmiş Peg. En azından benimle uğraşmazsın.
Bak, bu senin maça ilk gelişin,
o yüzde sana basketbolun kurallarını anlatayım.
Birinci kural; konuşmak yok.
Birinci kuralı çiğnersen ki çiğneyeceksin...
...ikinci kural devreye girer o da,
ben yanımızdan geçen güzel kızlara bakarsam ki bakacağım...
...bana "Onlar benden güzel mi?" diyemezsin.
Biliyorsun, cevap her zaman "Evet, o kız daha güzel." olacak.
Hatta bazen "Evet, o adam daha güzel."
Kusura bakma tatlım.
Patrick'le oynuyordum. Bir şey mi demiştin?
Tek kelime etmedim.
Herkes ayağa kalksın lütfen.
Bu akşam milli marşımızı Bayan Tina Turner söyleyecek.
Söyle, görebiliyor musun
Görecek daha çok şey var.
Şafağın ilk ışıklarında
No comments yet. Be the first to leave one.