The first 200 lines.
NETFLIX SUNAR
NETFLIX ORİJİNAL FİLMİ
Anne.
Aferin.
Anne.
Kay?
Hey!
Merhaba! Merhaba.
SINIRLAMA YARDIMI
Üç öğünlük yemeğimiz kaldı.
Zorlarsak en fazla dört.
Tamam.
Yani anlayacağın erzakımız bitmek üzere.
Tamam.
Bilmediğim bir plan mı var? Bana anlatmak ister misin?
-Hayır, senin planın güzel. -Yani?
Tükenmez kalem yemek.
Bak, burada bir kasaba var.
Bizden sadece 30 ya da 40 kilometre uzakta.
Kırsal bölge, fazla insan olmaz.
Bir araba bulup hem erzak alalım hem de duruma bir bakalım.
-Orada ne olduğunu gördük. -Tamam, gördük ama bu haftalar önceydi.
-Nehre de oldukça yakın... -Bunu konuşmuştuk.
-Ya bir şeyler bulursak? -Ya bulamazsak?
Bence gitmemiz gereken tek yer burası.
Nehir bizi buraya kadar getirdi, akıllı davranırsak oraya varabiliriz
ama bunun için bildiğimizden şaşmamalıyız.
Bildiğimiz mi? Bunu bulmadan önce sen hayatında bir tekneye adım atmamıştın.
Bu tekne ikimizin yaşının toplamından da yaşlı.
Motor bozuldu diyelim, o zaman ne olacak? Rosie’yi düşünmek zorundayız.
Öyle mi? Pardon, unutmuşum, sence ben ne yapıyorum?
Son ve tek seçeneğimiz olmadıkça karaya ayak basamayız,
kusura bakma ama durum bunu gerektiriyor.
Peki bunu kızımız açlıktan ölmeden önce mi, yoksa sonra mı yapacağız?
Aman Tanrım.
Tanrım.
Vay be.
Balık var mı?
Henüz yok.
-Bekle bir dakika. -Çabuk, hızla çek, kancayı yutsun.
-Ne, kancayla mı? -Evet, çabuk ol, kaçmasın!
-Ne? -Bu da ne böyle?
-Bunu nereden buldun? -Şu gördüğün yat enkazından.
Dahası da var. Şuraya baksana.
Burada bize en az üç ay yetecek malzeme var.
-Çok iyi haber, değil mi? -Harika bir haber.
Endişeyi bırak, tek kişilik bir işti, girdim, çıktım, kolay ve güvenliydi.
Haydi ama, şans yüzümüze güldü, endişelenmek yerine bunu kutlamalıyız,
-haksız mıyım? -Tamam.
-Güvenli olduğundan emin misin? -Evet.
Zulanda bir jilet de var mı?
Nedenmiş? Bu bana gayet haşin bir hava veriyor.
-Bence biraz dağınık görünüyor. -Haşin.
Haşin.
O nasıl? Küçük maymun ne yapıyor?
Biraz önce yatağına yatırdım.
İstersen gidip bir merhaba de.
Bu hoşuna gider mi, emin değilim.
Hadi sen de gidip yat.
-Öyle mi? -Evet. Hadi.
Adam.
-Adam sensin. -Kadın.
Aferin sana Rosie.
YIL DÖNÜMÜMÜZ KUTLU OLSUN GERÇEK AŞKIM. HÂLÂ BURADAYIZ. BÜTÜN KALBİMLE.
Evet.
Peki.
Hey.
-Anne. -Canım benim. Tamam, tamam.
Anne.
Anne neredeymiş?
Neredeymiş?
Kay?
Kay? İçeride misin?
Kay! Aç şu kapıyı canım.
Aç şunu!
Siktir Kay, ne...
Ne yaptın?
-Hayır, yapma... -Bir bakayım.
-Hayır. -Üzerine bastır.
-Anne. -Tamam. Geçti.
Siktir.
Gel bir bakayım.
Ha siktir.
Tamam Kay, şimdi... Ne yaptın sen?
-Özür dilerim bir tanem. -Tamam. Sorun değil.
Elini kaldırma, üzerine bastır. Bastırmaya devam et.
Sikeyim.
-İyi misin? -Evet.
İyi misin? Bana bak.
-İyiyim. -Her şey düzelecek.
AVUSTRALYA ACİL SERVİS
ATEŞ, BULANTI, KUSMA, NÖBETLER
Hey.
-Bir şeyler de. Ne düşünüyorsun? -Burada kalamayız.
Ama daha bir saat oldu, semptomların başlaması en az üç saati...
Nasıl olduğunu biliyorum, o kadar zamanımız olmayabilir.
-Bu riski alamayız. -Dün köye gidelim demedin mi?
Bu hâlde dışarı çıkmak mı? Evet, bu bir risk.
Neyle uğraştığımızı bilmeden Rose’yi tehlikeye atamayız.
Bu nehirde yaşayan ve buradan beslenen bir sürü canlı var,
-seni neyin ısırdığını bilemeyiz. -Parmakları vardı Andy.
Başlatma şimdi!
Bak, hastaysan
48 saatin var ve bunu halledebiliriz.
Ama yanılıyorsan ve enfekte değilsen ve bu hızda kan kaybetmeye devam edersen
iki, taş çatlasa üç saatin var.
Bu, almayacağım bir risk.
Bir an önce dediğin yerdeki hastaneye gitmemiz gerek.
Yaranı sararlar, önlem almış oluruz.
Peki ya kaybedersek?
Ya kaybedersek? Kararı ben vereceğim.
Evet.
Hadi yürü.
Bakma.
Hadi bakalım canım benim.
Pekâlâ.
Aferin sana. Gel bakalım buraya.
Bir dakikalığına buraya koyayım seni. İşte oldu.
Hadi ama.
Ah be güzelim.
Evet.
İşte böyle.
-Buraya gel. -Sağ ol tatlım.
Buraya gel. Hemen arabaya binmek gerek, tamam mı?
İmkânsız.
Arabaya bineyim. Sen biraz kurcala.
Peki, hemen dönerim.
Tamam.
Al bakalım tatlım.
Odanda da bundan vardı, hatırladın mı?
Annen burada.
Aferin kızım.
Hadi!
Nasılsın?
Kendim gibiyim.
Güzel.
Neyin var maymun, bir şey mi oldu?
Altı değişecek.
-Ben yaparım. -Hayır, sorun yok.
Daha az huysuzlanır.
-Tabii ki öyle. -Gel bakalım kokulu maymun.
Hadi seni temizleyelim.
İşte oldu.
Hey!
Hey Rosie.
Kay!
Hey Rosie.
Kay, bırak kafanı tutayım.
Peki.
-Kay? Nefes al ver. -Arabayı durdur.
-Bana bak. -Arabayı durdur!
-Sakin olmamız gerekiyor... -İnmeme izin ver!
Tanrı'm! Dur!
Tanrım!
Kay.
Kay.
Beni dinle. Sakin olacak...
Sakın bana dokunma!
Andy, bunu kontrol edemezsin.
Bu siktiğimin şeyini benden söküp atamazsın.
Ne kadar daha bununla yaşayacaksın? Ben sana saldırana kadar mı?
-Ya da Rosie'ye? -Hayır.
-Onu alman lazım. -Ne diyorsun?
-Ne diyorsun sen? Seni terk mi edeyim? -Onu götürmen lazım.
Dur. Sakin ol.
Tamam.
Ben buradayım, tamam mı?
Her şey düzelecek.
Hadi seni kaldıralım.
Hastaneye gitmiyoruz.
Ama çok yakınız.
Bu, seni ve Rosie'yi nehirden uzaklaştırır.
Orada bizim için hiçbir şey yok artık.
Hayır, var. Zaman var. Şunu görüyor musun?
Hepsi senin ve biz de her saniyeyi değerlendireceğiz.
Ama kanaman devam ederse daha hızlı dönüşürsün.
Benim kararımdı, hatırladın mı?
Benim söz hakkım yok mu yani? Bir seçeneğim?
Hayır hayatım. Yok.
Kay.
Bunu yapamam.
Bacağına dikkat et.
Sıçayım!
Kay?
Rosie?
Merhaba, nasıl gidiyor?
Rosie? Rose.
Kay.
Hey.
KURTAR ONU
Aşkım?
Rosie!
Siktir!
Siktir!
Geliyorlar.
Şimdi uslu durman lazım. Burada kal.
Baban için sakin dur.
Baban hemen dönecek. Rosie? Hemen döneceğim.
Hayır. Olamaz.
Geçti.
No comments yet. Be the first to leave one.