The first 200 lines.
alkanistan_
Keyifli Seyirler Dilerim...
Evet.
Merhaba. Ben Judy.
- Roman. - Rocky'yle çalışıyordum.
Pardon.
Hayalet görmüş gibiyim. Özür dilerim. Özür dilerim.
Buradan çıkmam lazım.
Roman. Eric.
Hiç tanışmadık ama sizi tanıyor gibiyim.
Kaybınız için çok üzgünüm.
Ben... Eğer... buradayım.
Aman Tanrım. Yüzün...
Pek... Aslında, pek öyle görünmüyor.
İşinizi yapmaya çalışıyor gibi değilsiniz. Hayır, sanki...
İşinizin tam tersini yapıyor gibisiniz.
Çünkü iptal etmek gayet kolay olmalı...
- ölmüş kardeşimin hesabını. - Bunu istiyor musun?
- Bilmiyorum. - Anne, bilmiyorum.
Telefondayım. Hayır, beni beklemeye almayın!
- Bunları istiyor musun? - Anne, lütfen.
Bana sakin ol falan deme!
Bir saattir telefondayım...
- Alo? Siktir! - Roman,
bunları saklamamı mı istiyorsun yoksa atayım mı?
- Bunu şimdi yapmak zorunda mıyız? - Yeterince yerimiz yok,
ama her şeyi saklamak istiyorsan...
Bunu yarına bıraksak olmaz mı, lütfen? Neden?
Çünkü yarın dönüyorum.
İyi de ben burada olacağım, o yüzden bırak gitsin.
Tüm bu daireyi sen mi toplayacaksın?
- Evet. Evet. - Hah, güleyim bari.
Kendim yaparım... Ne?
Burada kalman doğru değil. Sana iyi geleceğini sanmıyorum.
- Oh, hadi ama. Bilemezsin... - Sana neyin iyi geleceğini...
...bana neyin iyi geleceğini bilemezsin, anne.
- Bana neyin iyi geldiğini hiç bilmedin. Tamam mı? - Pekâlâ.
- Şaka mı yapıyorsun? - O zaman boş ver.
- Sana yardım etmeyeceğim. - İyi.
- Bütün bunları kendin yaparsın. - Ben de onu diyorum.
- Ben de... Git. - Otele döneceğim.
- Beni arama. - İyi. Canın cehenneme!
Mola!
Roman.
Yardıma ihtiyacın var.
Yardıma ihtiyacın var.
Evet, bu doğru.
Herkese merhaba.
Saat yedi oldu, o yüzden başlayalım derim.
Bugün burada yeni yüzler görüyorum,
o yüzden şöyle bir daire yapsak eğlenceli olur diye düşündüm.
Adınızı söyleyin,
isminizin baş harfiyle başlayan bir sebze...
...ve ikizinizle ilgili özlemediğiniz bir şeyi söyleyin.
Charlotte. Havuç (Carrot).
Claire'in erkek arkadaşımı çalmasını özlemiyorum.
Yok, şaka yapıyorum.
Şaka yapıyorum. Daire yapmayacağız.
Ama Claire gerçekten erkek arkadaşımı çalmıştı.
Bizi ayırt edemiyordu. Ama yine de sayılır, değil mi?
Gülüşünü özlüyorum.
Hep birlikte gülerdik.
Şu Abbott ve Costello rutinini yapmaktan bahsederdik.
Ama ben çok utangaçtım.
Ben de kendi kendime stand-up deneyeceğim dedim.
Evet ve şimdi şakalarımı sizin üzerinizde deneyeceğim,
o yüzden bana katlanın.
Tamam, hazır mısınız? Pekâlâ.
İkizi olanlar el kaldırsın.
Tamam.
İyi bir kitle.
Biliyorsunuz, pek çok insan hep sorar,
"Hanginiz daha büyük?"
Artık o öldüğüne göre, benim.
Bir ikiz olarak, sanki içinize işliyor...
...diğer yarınızla aranızdaki fark.
Claire dışa dönük olandı, Claire güzel olandı,
Klamidyası olan Claire'di.
Çok üzülmüştüm...
...bensiz klamidya kaptığında.
Sözde her şeyi birlikte yapacaktık.
Ah, bence onu yeme. Tadı bildiğin taşak gibi.
Mm, ben taşak severim.
Ah.
Mm.
Aman Tanrım, bu çok kötüymüş.
Sen, şey misin...
Ben... ne miyim?
Ah, sadece... Taşak severim dedin de, o yüzden...
Rocky, kardeşim, eş cinseldi.
Senin ikizin miydi?
Şey... Hayır.
Anladım.
Garip, değil mi?
Şey, epigenetik.
- Şey... - DNA'nızın üzerine miras aldığınız şeylerdir.
Tek yumurta ikizleri arasındaki tutarsızlıkları
açıklayabilirler.
Hım.
Hey, senin araba tutar mı?
- Bazen. Neden? - Ah.
Çocukken Rocky hep ön koltuğa oturmak zorundaydı,
ben de...
Bilmiyorum, sadece düşündüm...
...belki de bu, hani, eş cinsel geniyle bağlantılıdır.
Eğer öyle bir gen varsa tabii.
Öyle bir gen olduğu için değil.
Şey, sadece bir fikirdi. Bilim adamı değilim.
Aslında, eş cinsel geni diye bir şey var.
Biz turuncuyu mavi, maviyi de turuncu görürüz.
Bu yüzden moda endüstrisinde
- bu kadar çok eş cinsel var. - Ah. Gördün mü?
Al işte.
Pardon, şaka yaptığımı biliyorsun, değil mi?
Bu... bu doğru değil.
Evet. Yok, biliyordum.
Tamam.
Ben D... Şey, ben Dennis.
Roman.
- İkizinin adı neydi? - Aç mısın?
- Pardon, ne? - Pardon. Sadece soracaktım...
...sandviç sever misin diye. Boş ver.
Biraz istemediğine emin misin?
Mm, iyiyim ben.
- Çoktan yediğimi unuttum. - Mm.
Kafein içmiyorum çünkü bana bir şeyler yapıyor.
Sonra Brad beni çaya alıştırdı. Bitki çayına.
Brad, New York'tayken âşık olduğum bir adamdı.
Sonra bir gün, tarayıcı geçmişinde bir sürü keçi sikiş videosu
- buldum. - Oha.
İtiraf etmesini sağlamaya çalıştım ama ben tartışmadan kaçınırım,
o yüzden akşam yemeklerinde ana yemeğe keçi peyniri söylerdim,
hatta bir keresinde boynumu emerken onun gibi meledim...
Nasıl tepki verecek diye. Yani, bildiğimi bildiğini biliyorum.
Belki de bu yüzden benden ayrıldı.
O mu senden ayrıldı?
Mm. Asıl o bulunmaz hint kumaşıydı.
Rocky'nin erkek arkadaşları hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
Bu tür konuları pek konuşmazdık.
Ne tür konuları konuşurdunuz?
Çoraplar.
- Çoraplar mı? - Bütün çoraplarımda delik açılır.
Bence ayak tırnaklarımı kesmeyi unuttuğum için oluyor.
Rocky ise Walmart'tan alışveriş yaptığım için olduğunu düşünüyor.
Son konuşmamız buydu.
Üzüldüm.
Senin suçun değil.
Peki, kardeşinle birlikte mi yaşıyordun?
Şey, hayır. Yani, üniversitede.
Mm. Rocky üniversiteye gitti. Ben Moscow'da kaldım.
Moscow, Idaho mu?
Başka bir tane mi biliyorsun?
Başka bir Moscow mu?
Annemin bodrum katından çıkmam lazım.
Benden kira almaya başladı.
Hmm. Peki durumu nasıl karşılıyor?
Nakit.
Nasıl hissediyor?
Tam bir kaçık.
Rocky onun favorisiydi, o yüzden...
Mm. Ben kimsenin favorisi değilim.
İkiz olmak hayatımı sikti diyebilirim.
Çocukken başka kimseye ihtiyaç duymadım, biliyorsun, ama şimdi...
...çatalla bile arkadaş olamıyorum sanki.
Haftada bir iki kez yetmiyor.
Sürekli birileriyle olmak istiyorum. Ben... Fazla yapışkanım.
Yalnız bir şeyler yapmaktan nefret ediyorum.
Yemek pişirmek, postaları açmak,
- çamaşır katlamak. - Evet.
İki kişiyle çok daha hızlı oluyor.
Değil mi? Yani dürüst olmak gerekirse,
şu lastikli çarşafı kim icat ettiyse...
...kırbaçlanmalı. Hem de eğlenceli olmayanından.
Beni anlıyorsun.
Rocky!
Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Nasılsın? Saçını mı kestirdin?
Ah. Şey, evet.
Ne tesadüf.
Geçen gün tam da seni düşünüyordum.
Japoncada bir kelime olduğunu anlatan bir makale okuyordum...
...evlerinde ölen insanlar için...
- Mm. - ...ve cesetlerinin bulunması
uzun zaman alıyormuş... Hatta yıllar sürüyormuş.
Çoğunlukla yaşlı adamlarmış.
Orada büyük bir sorunmuş bu.
Ah, bu korkunç.
Değil mi?
Neyse, bunu zaten bildiğini düşündüm...
...çünkü sen Tokyo'da yaşamıştın, değil mi?
Doğru. Evet.
Evet, kelime neydi tekrar?
Ah, şey...
"Ahtoatushi."
Kulağa doğru gelmiyor.
Alo?
Selam. Benim, Roman.
Benimle markete gelmek ister misin?
Hey, limonların olgun olduğunu nasıl anlarsın?
Şey, sarıdır. Olgunlaşmamış limon yeşil olur.
Peki neden bu kadar çok olmamış olanı tezgâha koymuşlar?
No comments yet. Be the first to leave one.