Clair Obscur (Tereddut)

Clair Obscur (Tereddut) (Tereddüt)

Download Turkish Subtitle

Release info

-ITA-
A Commentary by -ITA-
Netflix Version

Tags

other
Published on: 2021-01-14
Downloads: 42
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 167 lines.

- Günaydın doktor hanım. -Günaydın.

-Günaydın. -Günaydın.

Taşımışım buraya kadar.

Erken demansa girdim. Nörolojiye mi uğrasam ben?

Ben de geçenlerde kettle'ın içinde makarna yaptım. Çok iyi oluyor.

Çok iyi oluyor, gerçekten.

Pardon.

Hocam, bu erkek olmak istiyor. Böyle, saçlarını falan kestiriyor.

Biz tamam diyoruz, 18 yaşına gelince...

Ben tamam demiyorum! Sen diyorsun tamam diye.

18 yaşına gelince ameliyatını olsun, ondan sonra ne istiyorsa yapsın...

Ele güne rezil ettiniz beni. Ne ameliyatı?

Sürekli mutsuz, görmüyor musun? Bizim de canımıza tak etti artık.

- Peki. -Belki sizden bir çare olur.

Peki, tamam.

Siz dışarıda bekleyin. Ben bir Esma'yla baş başa konuşacağım.

Çok özledim.

Ben de özledim.

Sıcacıktır şimdi orası, değil mi?

-Evet. -Sıcacıksındır sen.

Hadi gel, rahatla biraz.

Ne yapacaksın?

Sarılacak mısın bana?

Okşayacak mısın beni?

Saçından ayağına her tarafına dokunuyorum şimdi.

Gel...

Benim kucağıma gel. Seni yatırayım, gel.

Hadi. Hadi gel.

Kalk.

Kalk.

Hey, bekleyin!

-Nasılsın anne? -İyi ki geldin kızım.

Kaşıntılarım arttı. Bir bakıver. Bir bakıver.

Sonra da iğnemi yaparsın.

Bak.

-Kızarmış, değil mi? -Evet.

Ay...

Sağ ol kızım.

Doktor hanım, Yusuf hayvanları öldürüyor.

Bir gün Yusuf okuldan çıkınca, ben de arkasından onu takip ettim.

Okulun yanında küçük bir ağıl var.

Yusuf ağıla girdi, ben de arkasından girdim.

Küçük bir kuzu Yusuf'un kucağında, ağzı burnu kan içinde.

Fakat Yusuf'ta hiçbir üzüntü belirtisi görmedik.

Ben dayanamayıp biraz azarladım.

Sonra tabii biraz üzüldü, değil mi Yusuf?

Yusuf?

Ne yaptın kuzuya?

Niye yaptın?

Sinir oluyorum.

Peki.

Sana aldım.

Sen boyuna bakma, tamam mı?

Omzu oturduysa, beli oturduysa, onu kestiririz.

-Tamam? - Tamam.

Güzel oldu.

-İyi akşamlar anne. -İyi akşamlar kızım.

- Nasılsın anne? -Eh işte.

-Nasıl oldun? -Belim kötü.

Hoca efendiyle konuştun mu?

Anne, Allah aşkına etme şunun lafını ya. Hoca efendi, hoca efendi.

Yok hoca efendi!

Versene.

Allah'ım ne olur, Allah'ım ne olur...

Allah'ım ne olur, yalvarıyorum, ne olur...

Korkma.

Korkma benden, ne olur.

Of!

[kısa kısa tuvaletini yapmaya devam eder]

Oğlum. Duman.

Gel oğlum.

Gel aşkım, gel.

Gel bir tanem.

Nasılsın oğlum?

Gel bir tanem.

Anne çok yoruldu. Anne çok yoruldu.

Yemeğini yedin mi sen?

Yedin mi sen yemeğini?

Ne zaman geldin?

Çok olmadı.

Niye ses etmedin?

Rahatsız etmeyeyim dedim.

-Gel. -Ay, Cem!

Dur, bak fena yaparım!

Ne yaparsın?

-Elimde kalırsın! -Ne yaparsın?

Dur!

Dikkat.

-Çorabımı da çıkar. -Hımm...

Ihh...

Annem dolma gönderdi.

Tamam, koy oraya. Bekleme, gelirken getiririm ben.

-Yufka istiyor. -İyi.

Gelirken ekmek getiririm ben.

Çok güzel koktu.

Nasıl beceriyorsun şu kokuyu çıkarmayı?

40 kere deniyorum ben, olmuyor böyle.

Şöyle...

Meşrebimde var diyelim.

Açım ben. Doyur beni hadi.

-Sen de şarap aç istersen. -Tamam.

Ya, şey... Rakı mı açsam?

Pomerol.

Tamam.

Akşam ne yapıyoruz yarın?

Ofisteyiz.

Ofise gelirsin. Sonra oradan hareket ederiz.

-Kimler geliyor? -Çocuklar var tam takım.

-Merhaba! -Merhaba!

Sonra konuşuruz. Bir de ikisi yan yana gelince de

-daha büyük anlam ifade ediyor. - Evet, çok etkili oluyor.

İki eşit vadi birbirine bakan...

-Selamlar! -Merhaba, ne haber?

İyilik, sizden ne haber?

Cem, ne diyorsun bu slayta?

-Evet, projemizin ruhu bu. -Değil mi? Yaşasın ya!

Doğru, biraz daha uzatalım bunun önünü.

Şunların arasını biraz açalım.

-Ne haber? -Aa! Selam, nasılsın?

-Selam. İyi, senden? -Teşekkürler.

Buradaki yolun genişliğini biraz daha artıralım...

Nezahat'in şu çulsuz, sünepe oğlu var ya.

-Tilki Hüseyin mi? -He.

Her gün kadının kapısında, para para diye.

-Para para. Benden de aldı para. -Ne? Unut sen o parayı.

Biliyorum.

Karısı da dört aylık hamileymiş.

Duymadın mı?

Ben ne bileyim anne? Hüseyin'in çocuklarını mı sayıyorum?

Ayranı yok içmeye... Ya Rabbim, sen bilirsin!

Hadi kızım, git börek getir.

Çayları da dök.

"Börek getir, çayları da dök!" Zıkkım iç!

Yufkacıdan aldığı lor peyniri de böyle çıktı işte.

Anne, sen niye Elmas'ı yolluyorsun lor almaya?

Bana söyle, ben alayım lorunu.

-Nasıl öğrenecek? -Yahu öğrenir, daha küçük.

Söyle, bana söyle. Yumurtanı da alayım lorunu da alayım. Her şeyini ben alayım.

Yollama kızı, yollama!

Ver.

-Annemin. -Tamam.

Elmas! İşin bitmedi mi daha?

Az kaldı anne.

Hadi gel kızım! Bekletme kocanı!

Hallederim ben hemen.

Sabah yaparsın. Hadi kızım, gel.

Hadi gel, iğne de yapacaksın.

...vicdansız, iftiracı biri olamaz.

Onu kaybetmemek için yaptığımı anlamıyor ki.

Çocukları da alacakmış. Ha, o kolaydı çünkü. Sıkar biraz.

Ay, çok korkuyorum. Bu kötülüğü yapan daha neler yapmaz.

Ay! Elin soğuk.

Allah'ım, ne olur gelmesin. Allah'ım, ne olur gelmesin...

Allah'ım, ne olur gelmesin...

-Ne haber? - Cem nerede?

İçki alıyor orada.

-Naz, ne haber? -İyilik.

-Sevgilin nerede? -Hangi sevgilim?

Bitmez o. Bitmez.

Soba geçiyor, kömür at.

Abdest al.

- Hadi! - Tamam, tamam.

Elmas!

Elmas!

Kız, ne yapıyorsun orada? Baksana.

Hey! Elmas.

Elmas!

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left