The first 200 lines.
Kelsey?
Kapıyı aç.
Git başımdan.
Elbisenin satış değerini düşüreceksin.
Hadi, Kelsey. Yapma.
Aman... Hadi.
Kelsey.
Tamam.
Bu da ne...
Yanlış olanı seçmek istemiyorum.
Dondurma bu, Kels. Erkek değil.
Selam, kızlar.
-Tanrım, koşabilir miyiz? -Çok geç.
-Selam, Maida. -Selam.
Tatlım, çok mu uyudun?
Hem de çok.
Canım, buna ihtiyacın olmalı.
Şeyi duyduğuma üzüldüm...
-Buna ne diyorlar? -Her zaman dedikleri şeyi.
Düğünde terk edilmek.
Her şey düzelecek. Tatile çıkacaksın.
Görev gezisine gideceksin.
Nerede, ne zaman ve nasıl olacağını asla bilemezsin.
Anlıyor musun?
Kardeşinden kaç yaş büyüksün?
27 yaşındayım.
Tamam, dua etmeye devam et. Dua etmeye devam et.
Liz, bu akşam kilisede görev ışığında olacaksın, değil mi?
-Evet. Hatırlattığın için sağ ol. -Rica ederim.
Kelsey, sen de gelip eşyalarını toplayabilirsin.
Tamam. Tamam.
Bunu yapmayacağım.
Ya oradaysa? Şu an onu göremem. Bunu yapmayacağım.
Geç kalmayın. Tamam.
KAÇAMAK YAPMAK MI İSTİYORSUN?
Kelsey, ne yapıyorsun? Gitmeliyiz.
Tatil arıyorum.
-Dur, buraya gitmek istiyorum. -Evet, ben de.
Ama kimde o kadar para var?
Düğün hediyelerini satabilirsin.
Ya da Habitat for Humanity ile gidebilirsin.
-Yani, nasıl ve ne zaman olacağını hiç... -Kes şunu!
Mükemmel bir eş olmak için dairemi, işimi, her şeyi bıraktım.
Peki elime ne geçti?
Acıma ve kötü tavsiyeler.
O, sihirli kelimeleri kullandığı için rahat dolaşıyor, "Tanrı söyledi."
Ona birkaç sihirli kelimem var.
Eşofman altına ne oldu?
Pastanı geri istiyor musun, istemiyor musun?
Hadi gidelim!
Merhaba.
-O nasıl? -İyi.
Mina.
-Selam. -Üzgünüm, soru almıyorum.
Ne yapıyorsun?
Anahtar. Bunu arabaya koyup orada bekleyeceğim.
-Kelsey. -Yapamam, Liz.
Her şey çok fazla...
Pasta.
-Selam. -Sadece... Benim...
Geç kaldım.
-Gelmeyeceğini sanıyordum. -Maida.
Asya'nın kalbinde Tanrı'ya hizmet ederken bizi desteklediğiniz için sağ olun.
Tayvan'dan merhaba.
Amerika'ya geldiğimiz için çok mutluyuz.
İsa sizi seviyor.
Bitirmeden önce sorunuz var mı?
Benim var.
Hayal kırıklığıyla uğraşan...
...ve Tanrı'yı dinlemesi gereken gençler için...
...bir tavsiyeniz var mı?
Amin.
Kastettiğiniz buysa, bir formül yok.
Tanrı'nın isteğini nasıl bilecekler?
Ben göreve çağrıldığımı hissettim.
Benim de planlarım yolunda gitmedi.
O yüzden hevesle Tayvan'da öğretmenlik işi aldım.
Bizim işimize yaradı.
Bence Tanrı her şeyi kullanıyor.
Nasıl sevdiğiniz, nasıl incindiğiniz...
...hatalarınız, kaprisleriniz.
Sıkışıp kaldıysanız gözünüzü karartın.
Hangi filmi izleyeceğiz?
Disney.
Mulan?
Uygun.
Bana iş teklif etti.
-Kim? -Tayvan'dan gelen adam.
Güzel. Ne işi?
Öğretmenlik. Tayvan'da.
Ne?
Müdürü tanıyor.
Her zaman öğretmene ihtiyaçları var.
-Ama Tayvan mı? -Gözümü karartıyorum.
Tamam mı? Burada benim için bir şey yok.
Ben, annem.
Biri annemin masraflarını ödemeli. Sen hâlâ üniversitedesin.
Sadece bir dönemliğine.
Sadece bir dönem mi?
Lütfen, Liz.
Buna dayanamıyorum.
Dedikodular, sorular.
"Kaç yaşındasın?" "Onu neden uzaklaştırdın?"
"Braden, Tanrı'yı duydu. Sen duymadın."
-Başarmaya ihtiyacım var, Liz. -Bu senin hayatın.
İstediğini yap.
Annem, yaşlı kadın çayını nerede saklıyor?
Bu bir iş. Eve para göndereceğim.
Ziyaret ettiğimde annem beni hatırlamıyor.
Doktorlar durumu stabil dediler.
Bir dönem gitmenin ne zararı var?
Bu Braden.
-Neden seni arıyor? -Bilmiyorum.
-Ne yapacağım? Açayım mı? -Hayır. Bilmiyorum.
Sadece...
Ne istiyorsun?
Bana bunları neden anlatıyorsun?
Aramız iyi mi? Hayır, sanmıyorum, Braden.
Bence iyi değiliz. Bunu kendine sorsana.
Neden elin değmişken...
...o saçma "Tanrı söyledi" bahanelerine inanmayan...
...yeni bir kilise bulmuyorsun?
İşlerin karıştığını biliyorum ama duygular değişir ve Ashlyn'e âşığım.
Lütfen anlamaya çalış.
Bizi bir daha asla arama.
Ne?
Ne?
Ashlyn'e âşıkmış.
Ashlyn, üniversiteden oda arkadaşın mı?
O zamandan beri çok yol aldılar.
Hey. Hey, bana bak. Bana bak.
Askısız elbise giyen bir mankafa için...
...seninle işleri bozan bir adam...
...seni hak etmiyor, tamam mı?
-Cidden mi? -Özür dilerim.
Tamam, okul gezisine...
...gitmeliyiz.
Gidelim.
Bu kötü bir fikir mi?
Kötü bir fikir.
İyileşme sürecinin bir parçası.
O, Ashlyn'in arabası mı?
Gitmelisin.
Tayvan'a mı?
-Sana uyar mı? -Hayır.
Beni arayacaksın, değil mi?
-Bırak beni! -Hayır.
-Benden nefret ediyor musun? -Evet!
Ben ağlamaya başlamadan git.
Tayvan Adventist Akademisi?
Teşekkürler.
TAYVAN ADVENTİST AKADEMİSİ
Merhaba?
Affedersiniz.
Şeye bakmıştım...
Bay Li Ming'e.
İngilizcem iyi değil.
Evet.
Müdür Li Ming?
Li Ming mi?
Teşekkürler.
Bayan Kelsey.
Sizin tavsiye çok, çok iyi.
İngilizce konuştuğum için mi?
Rahat seyahat ettiniz?
Ben... Uzun. Üç uçak, 22 saat.
Yani...
Tam zamanında.
Ne için...
Sınıfa iyi İngilizce öğretmek için.
Bu ağ nedir?
Bu mu? Bu...
-Bir İncil hikâyesi. Beş somun, iki balık. -Evet.
-Balık ağları. -Tamam.
Şaka. Güvenlik. Gidelim.
Burası öğretmenler odası.
Sizin masanız. Gelin.
-Hazırız. Sizin için hazırız. -Anladım. Sınıfım?
Evet. Bu öğretim programı.
Bu çok fazla.
Sizin için kolay.
Evet.
Çoğunlukla sekizinci sınıf.
Aynı sınıf. İlk ders.
Ve her pazartesi, cuma günleri şapel.
-Şapel. -Şapel.
Şapel. Herkes şapele gitmek zorunda.
Harika.
Sorunuz varsa Horace'e sorabilirsiniz.
Horace rehber öğretmen.
Tamam. Pekâlâ.
-Tamam mı? -Tamam.
Ders için bunu kullanıyoruz.
Tamam.
Derse gitme vakti. Beni takip edin.
Lütfen. Lütfen.
Kelsey!
Bu senin sınıfın.
-Lütfen. -Tamam, tamam.
Merhaba. Benim adım Kelsey. İngilizce bileniniz var mı?
No comments yet. Be the first to leave one.