The first 200 lines.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Sevdiniz mi kızlar?
Sevdiniz mi?
Bu akşam yeni şeyler yapmak istiyorum.
Arkada beş dakikada bir "am" diye bağıran bir sap var.
Sahneye çık ve hallet.
Yapman gerekeni yap.
O kız yine burada.
Jack Barry karşınızdaydı.
-Keyifler nasıl? İyi misiniz? -Evet!
Sıradakine hazır mısınız?
-Evet! -Evet! Harika.
Yakın bir arkadaşımdır.
Son zamanlarda kanepemde kalıcı bir aksesuar oldu
ama kira falan ödemiyor. O yüzden desteğinize ihtiyacı var.
Alkışlarınızla,
Mae Martin!
Sağ ol dostum.
Selam millet.
Ben Mae. Herkes iyi bir çocukluk geçirdi mi?
Kanadalıyım.
Yakın zamanda Céline Dion'la birlikte
kanoyla geldik.
Kontrol ondaydı.
Şu an yalnızım. Yalnız olan var mı? Alkışlayın.
Evet. Sorun değil.
Ben iyiyim. Okuyamadığım şeyleri okuyorum.
Eski sevgilimin Facebook sayfasını.
Tek okuduğum bu.
Son zamanlarda tuhaf hissediyorum. Bilmiyorum ama şöyle tarif edebilirim,
sanki içimde kuşlar uçuşuyor.
Endişeli olduğumda oluşan sinek kuşları gibi değil, pelikan gibi.
Sanki göğsümde yağla kaplı pelikanlar var.
Petrol sızıntısı sonrası çekilen fotoğrafları gördünüz mü, bilmiyorum.
Sahilde petrol kaplı bir sürü kuş var ve kanatlarını kaldıramıyorlar.
Göğsümdeler.
Gülen tek kişiye teşekkürler.
Arkadaşın mesaj atmayı bırakmazsa telefonunu tuvalete atacağım.
-Pardon. -Kime atıyorsun?
Mesaj atmıyorum, Candy Crush oynuyorum.
Hayır, sorun değil. Hiç sorun değil.
Saygılı kalmam çok önemli.
Seni annem mi tuttu?
Am!
-Gördün mü? Çok komik! -Öyle.
Tanrım, buna bayıldım!
Aslında her şey
bakış açısıyla alakalı.
Bilirsin. Mesela,
şuna bakınca bir bira bardağı görüyorum ama sen...
...fındık görebilirsin.
Bunu bilemeyiz bile.
Sana jambonla ilgili hikâyemi anlatmış mıydım?
-Hayır. -Buna bayılacaksın.
Lafını unutma. Vestiyerden saklama kabımı alayım.
Tamam.
George. Neden bizi buraya sürükledin?
Komediden nefret ediyorum. Çok utanç verici.
Kız bana çok kaba davrandı.
Binky, gösteri boyunca telefona baktın.
Biliyorum. Çok kötüyüm!
Binks. Jared'a ne söyledin?
Ondan hoşlandığını söyledim.
-Tanrım! Bunu neden yaptın? -Çünkü Andrew'dan beri
kimseyle birlikte olmadın. Beş sene oldu. Vajinan kapanacak.
Bu büyüklükte. İçinde lahana salatası var.
Hayır mı?
Gidelim. Araba dışarıda.
Sanırım ben yürüyerek gideceğim.
Evet. Tuvalete de gideceğim, siz gidin.
-Evet. Hoşça kal. -Tamam.
Güle güle.
Hayır.
Duble cin tonik lütfen.
Dostum. Çok zorluydu.
-O kız gülüyordu. -Ne?
-Hayır, hadi ama. -Neden olmasın?
Onu gördün mü? Prenses gibi.
Bence çubuğa yapıştırılan mısır taneleri gibiyim.
O, tehlikeli bir Mary Poppins gibi.
Bense Bart Simpson'ım.
Çok komik.
-Ne, gidip konuşayım mı? -Evet.
Üç kere geldi. Sadece senin esprilerine gülüyor.
Esprilerin de berbat.
-Sağ ol. -Daha kötü ne olabilir?
Aşağılanma, yalnızlık, depresyon, pişmanlık.
-Selam. -Selam.
-Selam. -Selam.
-Üzgünüm, meşgulmüşsün. -Evet.
Arkadaşım için özür dilemek istedim.
-Özür dilerim. -Hayır, sorun değil. Nasıl... Kimsin?
-Ben George. -Selam.
-Evet. -Selam.
Selam.
-Oyunun kurallarını anladın mı? -Evet.
Gayet açık. Pekâlâ. Kaç yaşındasın?
-Yirmi dokuz. -Bekâretini ne zaman kaybettin?
-Dün. -Dün mü?
-En sevdiğin film hangisi? -Çıtır Kızlar.
- Çıtır Kızlar mı? Bu doğru değil. -Hayır.
Tamam, sıra bende.
-Ne zamandır İngiltere'desin? -İki yıldır.
-En sevdiğin The Beatles üyesi kim? -Brian.
Çıkıyor muyuz?
Bilmiyorum. Öyle mi?
-Bilmiyorum. Sana soruyorum. -Bilmiyorum.
Bunu ister misin? Neden tartışıyoruz?
Neyse.
Eve gidiyorum. Planın ne?
-Biraz daha kalacağım. -Çekyatı hazırlayayım mı yoksa...
Bilmiyorum dostum.
Anahtarın yanında mı?
Sürükleyici bir sohbetin ortasındayım. Sonra mesaj atarım.
Tabii. Altı ay sonra görüşürüz.
İyi randevular.
Vay be.
-Randevu dedi. -Evet.
Çıkıyoruz demek ki.
Hiç bir kızla çıkmamıştım.
Evet. Hayır. Kesinlikle.
-Evet. Tamam. -Evet, hayır.
Hiç bir kızla öpüştün mü?
Evet. Yani, evet. Mormon değilim.
-Tamam. -Evet.
Yazık oldu, ben sadece Mormonlarla çıkarım.
Pekâlâ...
-Film sever misin? -Beni öpmek ister misin?
Evet.
-Evet. -Evet mi?
Çok iyi olur.
-Şimdi mi? -Evet.
Pekâlâ...
-Vay canına! -Tanrım! Phil!
Biraz ses çıkararak yürüsene.
Affedersin Mae. Bu, ev arkadaşım. İnternette buldum.
-Selam. -Selam.
Mae, ayakkabılarımı düzenlememe yardım edecekti.
İyi misin?
-Depresyondayım. -Üzgünüm.
Tamam. Sağ ol Phil.
-Mae, ayakkabılarım yukarıda. -Tamam.
Evet, odam burası.
-Öyle mi? -Evet.
Tanrım! Hayır!
Ne? Hayır!
Hayır!
Müziği kapatır mısın? Elime dokunmayı da kes.
George.
Georgina. Affedersin.
Uyanır mısın lütfen?
-Bekle, ne oluyor? Niye oradasın? -Uyuyamadım. Çok heyecanlıyım.
Dışarı, yürüyüşe çıktım. İki kahve,
bir piyango bileti ve bir karışık kuru yemiş aldım.
Ve sen uyurken
çok güzel bir portreni çizdim.
Taşınma hediyesi.
Bugün ne yapmak istersin? IKEA'ya gidelim mi?
Bugün büyük gün.
Üstüme uzanıp Kanada'ya dair bir şeyler söyle.
1 Temmuz 1867'de,
New Brunswick, Nova Scotia ve Kanada eyaletleri
Kanada Konfederasyonu'nu ilan ettiler. John A. MacDonald ilk başbakanları oldu.
Vay canına.
-Tanrım. Bu bir şaheser. -Biliyorum.
Siktir. Kusura bakma, sana hediye almadım.
Pardon ama hediye istemiyorum ki.
Her gün Prenses Diana'yla sevişebilmek hayatımın en büyük hediyesi.
Tamam.
-Bugünü çok güzel kılacağım. -Öyle mi?
Evet. Gerçekten.
Ama bu... Bu benim için yeni.
Yeni olan ne?
Tüm bunlar. Birinin kutsal yerime girmesi.
-Çiçeğime, kutsal yerim derim. -Bu çok garip.
Amına ben de öyle diyorum.
George, bu gece birkaç arkadaşını davet edelim mi?
Yemek yiyelim, onlarla tanışayım. Mesela bu kim?
Hayır. Üzgünüm, olmaz.
Hayır, akşama iş toplantım var.
Tüm İngilizce bölümü.
-Cumartesi günü mü? -Evet.
Siktir! Ailem. Ailemle görüşmeliyim.
-Konuşmak ister misin? Güzel. -Evet.
-Merhaba anne. -Mae.
-Selam Linda. - Georgina!
Bana bakma!
Üç bin yaşındayım.
-Hayır. -İkiniz her zamanki gibi
genç ve güzelsiniz. Birlikte hayat nasıl gidiyor?
-Harika! -Alışmaya çalışıyoruz.
Georgina, bana bakma.
Söylediğimde ciddiyim.
Merhaba canım kızım!
Merhaba George.
Ne güzel!
-Merhaba baba. Nasılsın? -Tabii ki annene deli gibi âşığım.
Lütfen kes şunu. Ben itici ve yaşlı bir cadıyım.
Georgina, ne zaman görüşeceğiz?
Henüz görüşmememiz çok kötü.
No comments yet. Be the first to leave one.