The first 200 lines.
Delhi, 1999.
Hindistan bir yıl önce nükleer test yaparak
nükleer güç kulübüne katılmıştı.
Dünya yeni milenyuma giriyordu.
Bense bir haber kanalında muhabirliğe başlamıştım.
Delhi'ye gönderilmiştim.
Delhi, doğduğum ve büyüdüğüm
ama hâlâ anlayamadığım şehir.
Mumbai'de her şey paraysa,
Delhi'de her şey güçtür.
Bağlantılar, nüfuz, irtibatlar.
Bunlar olmadan hiçbir iş yürümez.
Her kavgada birinin "Ben kimim biliyor musun?" demesi
normal karşılanıyor.
Delhi'de herkes önemli. Kimse önemsiz değil.
Bunlar bilgece sözler mi, olayı basitleştirmek mi?
Emin değilim.
Ben de Delhi'yi kendi çapımda anlamaya çalıştım.
Delhi'nin diğer metropoller gibi olup olmadığını merak ediyordum.
Ama daha çok şey öğrendikçe daha az şey anlar oldum.
Sonunda çabalamaktan vazgeçtim.
Delhi su soğutucularla yaza hazırlanıyordu.
TV setleriyle de Kriket Dünya Kupası'na.
Ama sonra gözler kriketten ve sıcaktan başka bir olaya
çevrildi.
Pakistan ordusu ve militanları Kargil dağlarını ele geçirmişti.
Hint hükümeti orayı geri almak için
büyük bir askeri operasyon başlattı.
Kargil Savaşı başlamıştı.
-Hintliler vatanseverliklerini saklamazdı. -Zafer Hindistan'ın!
Geçmişte ülkeyi kriket birleştirmişti,
şimdiyse savaş birleştiriyordu.
Kargil'e gittim.
Ben Kargil'de haber yaparken başka bir olay yaşandı.
Delhi'de siyasetin ve gücün çehresini değiştirecek bir olay.
1999 YAZI, DELHİ
Alo?
Kimsiniz?
Bir saniye.
Sabrina.
Dileep arıyor.
Acilmiş.
Tamam anne.
-Alo? -Sabrina, ben Dileep.
Dileep, saat iki.
Sabrina, Jessica yaralandı. Çabuk gel.
Nasıl yani? Ona bir şey mi oldu?
Kendisini yaraladı.
Her zamanki gibi.
Onu doktora götür. Düzelir. Şu an gelemem.
-Hem hepiniz yanındasınız, değil mi? -Sabrina, kurşun yarası var.
Nasıl yani?
Vuruldu.
Ne?
Sabrina, Dileep geldi.
Nerede?
O nerede Dileep?
Dileep, nerede?
-O nasıl? -İyileşecek.
-O nasıl? Ne oldu? -Sakin ol.
-Bu nasıl oldu? -Sakinleş.
-Nasıl vurulur? -Paniğe kapılma.
-Sakin. -Orada mıydınız?
-Niye engel olmadınız? -Orada değildik.
-Olmadınız mı? -Sakin ol.
-Çok hızlı olup bitti. -Kavga mı çıktı? Ne oldu?
-Dinle. -Biri silahla nasıl içeri girer?
-Vikram Jai Singh oradaydı. -O nerede?
Onun... Onun düştüğünü gördüm...
Ben...
Hiçbir şey yapamadım.
O herif,
o deli piç kurusu birden içeri girip...
Birden...
Devam et.
Vikram?
Vikram.
-Geldiler... -Bana bak.
Ne oldu?
Silahını çekip onu vurdu.
-Kim? Ne? -Onu vurdu.
Ona kim ateş etti?
-Vikram, ne oldu? -İçki istediler.
-Nasıl oldu? -İçkimiz kalmamıştı.
-Onu kim vurdu? Bana bak. -Silah çekti.
-Bana bak Vikram. -Birden onu vurdu.
Vikram!
Nasıl oldu?
Onu kim vurdu?
Hanımlar, beyler, gecenin son parçası geliyor.
Hanımlar, beyler, bar da kapanıyor. Hazır olun...
-Hadi! -Hadi!
-Demek geldin. -Evet.
Hanımlar, beyler, umarım çok eğleniyorsunuzdur.
Şimdi "Lust for Life" geliyor.
Jess, hadi ama. Çabuk ol.
-Jess, kahve içmeye geliyorsun, değil mi? -On dakikaya.
-Sen? -Hayır, yarın okul var.
-Hadi. -Ayrıca çok yorgunum.
Artık çok geç.
Evet.
-Kızınız iyi. -Tabii öyle.
Barınız çok güzel.
-Şehrin en iyisi canım. -Biliyorum.
Peter.
Bu eşim Peter.
-Selam Peter. -Peter, bu Bruno,
YPO Grubu'nun YK başkanı.
Teşekkürler. Şerefe.
-Eğleniyor musunuz? -Evet.
Şerefe.
-Geleceğini biliyordum. -Öyle mi?
-Delice. -Bu adamı tanıyor musun?
Gelecek yıl rap camiasını yakacak.
-Vikram, bunlar Elgin ve Rina. -Selam.
Delhi'de rap dinleyeceksen adamların bunlar.
-Bunu unutmayacağım. -Affedersiniz.
-Jess... Jessica. -Ne?
-O adamlar kim? -Hiçbir fikrim yok.
Evet. Bir saniye.
Cin falan değilim ben.
Albert, portakal suyu ver.
Jessica, demek sonunda benimle evlenmeye karar verdin.
Kes sesini.
-Kaç kuponun var? -İki. Niye?
-Bar kapanıyor. İçki alamayabilirsin. -İçki bitti mi?
-Afiyet olsun. -Sana aşığım Jess.
Kes sesini.
Sana hâlâ aşığım.
-Sakın içki bitti deme. -Bitti.
-Hayır. -Evet.
-Hayır. -Evet.
Yapma Jess. Hadi ama, lütfen?
Lütfen? Hep sonuncuyu bana saklarsın.
Hadi ama.
Lütfen? Ne olursun?
Biliyordum. Seni seviyorum.
-Deli. -Herkes seni seviyor.
Şimdi ne olacak?
Tabii ki temizlik.
-İçki istiyoruz. -Kusura bakmayın, bar kapandı.
Eminim biraz içki kalmıştır.
Kusura bakmayın, içki bitti.
Gerçekten öyle efendim. Hadi, çok işimiz var.
Başka herkese içki verdiniz.
BAR KAPALI
Baksana Dileep.
Dikkat et ahbap.
Ne yapıyorsun?
Biz içki alamadık, sizse iki tane aldınız.
Kusura bakmayın.
Neyse, devam edin.
Mallika, restoranın
ve partilerin çok güzel.
Canım, bu hiçbir şey.
Bekle ve gör. Büyüyüp güzelleşecek. Şerefe.
Tanrım, dışarısı çok çılgın.
Evet, aynı senin gibi.
Açlıktan ölüyorum. Lütfen yiyecek bir şey ver.
Tezgahın arkasında.
Ne?
Bak, bir şeyler bulursun.
Fıstık mı?
-Üç kuruş para alıyorum. -Lütfen.
Baksana, bize de birkaç kadeh içki ver.
-İçki bitti dedim ya. -Yapma ahbap.
-Bunu al ve bize içki ver. -Lütfen, şaka mı bu?
İçkimiz bitti.
-Gerçekten efendim. -Yeter.
Bana "efendim" deme. İçki istiyoruz.
Size...
...içki bitti, dedi.
Seninkini versene.
Bin dolar bile versen
sana içkimden bir yudum dahi vermem.
İstediğin parayı verip senden bir yudum alsam?
Yeter beyefendi.
Lütfen.
-Hiç içkimiz kalmadı. -Beni dinle.
-Bunu al ve bize içki ver. -Hadi, yap şunu.
Sorun ne?
-Sorun yok. Sadece içki istiyoruz. -İçki bitti dedik.
Kaç kere söyleyeceğiz? Anlamıyor musunuz?
Anlamıyorum.
Kes şunu.
Kes dedim.
Bu ne be?
Anlamıyor musun?
Çık git buradan.
Ne dedin sen?
Çık git, dedim.
Ne?
Git dedim.
Cadaloz.
Peki şimdi?
-Şimdi? -İçki bitti dedik.
Hadi ama, bırak işte.
-Şimdi? -Bırak ahbap.
Silahı indir.
Şimdi?
No comments yet. Be the first to leave one.