The first 200 lines.
- Sabah mı oldu? - Hayır, uykuna dön.
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
Siktiğimin yavşağı.
Plakanı aldım, sokuk!
50, BT8, gözüm düzgün görmüyor ki dostum.
BT, ne demiştim?
Plakayı bir dahaki sefere alırız.
Efendim?
Tamam, hemen geliyorum.
Mikey.
Bayan Colefield'ın dediğine göre...
- "İddiasına" göre... - Daisy.
Ne? Onun sözüne karşılık benimki.
Müsaade et de konuşsun. Cümle bile kuramadı.
Açıkçası, bir okul ortamında, profesyonel bir eğitimci olarak...
...“umursamaz” kelimesini kullanan bir kadına güvenmememiz gerektiğini düşünüyorum.
Daisy'nin kendisini ittiğini iddia ediyor.
- Acıtmadı. - Acıtıp acıtmadığını sen söyleyemezsin.
- İtmek, derken? - Fiziksel olarak, sınıfın önünde iki elle.
- Bu doğru mu? - Değil.
İnsani hakkım olarak tuvalete gitmeye çalıştım...
...ve o da iğrenç vücudunu kullanarak yolumu kapattı.
Sınıftaki herkese sorun. Bailey'e sorun.
Hepsi de size üç kez nazikçe çekilmesini rica ettiğimi söyleyecektir.
Gidemeyeceğimi söyledi.
Ne yani?
Bu koltuğa işememi mi söylüyorsunuz?
- Tamam. - Temizleyecek misiniz?
Ayrıca, onu itmedim.
İtmek, “Kaltak, kımılda” demektir.
- Hey. - Hey.
Tek yaptığım şuydu...
“İğrenç vücudunu çeker misin lütfen?”
Sikerim böyle işi.
Maria, çok özür dilerim.
Uzaklaştırıldı mı yoksa...
Bir öğretmene fiziksel saldırıda bulunmak...
...okuldan atılma sebebidir.
- Ona baksam iyi olacak. - Hayır, ben bakarım. Sen kal.
Üzgünüm, Dan.
İşinizin başınızdan aşkın olduğunu biliyorum.
Dinle, yapabileceğimiz bir şey var mı?
Kamu hizmeti veya özür mektubu gibi?
Sana böbreğimin birini vereyim mi?
Sadece St. Mary'nin okul ücreti...
Belki bu şartlar altında Bayan Colefield'la konuşmaya çalışabilirim...
...ve eğer kabul ederse, ki edeceğinden emin değilim...
...Daisy'nin okuldan atılmasını iki haftalık bir uzaklaştırmaya çevirebiliriz.
- Çok teşekkür ederim. - Daha onunla konuşmadım.
Daisy'nin zaten çok şansı oldu.
Bu sonuncusu.
Önerdiğim terapiste ulaştınız mı?
Ne yapacağımı hiç bilmiyorum.
- Yoldan çekilsene. - Dalga mı geçiyorsun?
Onu askeri okullardan birine mi göndersek?
Birinin onun suratına bağırması düşüncesinden nefret ediyorum.
Maria, rehber öğretmeni görürse uzaklaştırmayla yırtabileceğini söyledi.
Tamam, o zaman bunu yapmalıyız.
Nasıl yapacağız?
- Ne yapıyorsun? - Hey.
Baksana.
Baksana, sana diyorum?
Bu saçmalığı ne zaman bitirmeyi planlıyorsunuz?
Saat 6'ya kadar devam edeceğiz.
- Kendi düşüncelerimizi duyamıyoruz. - Benim kararım değil.
Biraz daha sessiz olabilir misiniz?
Sanmıyorum.
Harika. Eee, şimdi ne yapacağız?
Sen ne sikime gülüyorsun, gerzek?
Sokayım.
- Geç kaldın. - Ve şimdi...
Bayan Mueller'ın okul sonrası drama kulübü.
Bu çocukların hiçbirinde yetenek yok.
Sinirlendiğimde ayaklarımı yere vurup dans ederim.
Kızdığım zaman üç kez derin nefes alırım ve anneme “Kızgınım” derim.
Kızgın olduğumda futbol oynarım, çünkü futbol keyiflidir.
Bunu tek ben izliyorsam, başka bir şeye geçebilir miyim?
- Ben izliyorum. - Ben de izliyorum.
İyi...
Bu polisiye diziler çok üzücü.
Bugün Jewel'da Bayan Pruitt'le karşılaştım.
“Audrey” şarkılarına bakmanı önerdi.
Bu sene müzikal seçmelerine katılmayacağım.
- Neden katılmayacaksın? - Çünkü çok boktan.
- Hey. - Hey.
- Belki fikrini değiştirirsin. - Değiştirmeyeceğim.
Otostopçuları alma, gerzek.
Tüh, yarın avukatla yapacağım görüşme vardiyamın ortasına denk geliyor.
- Başka bir tarihe erteleyebiliriz. - Hayır, hayır, daha fazla erteleme olmaz.
- Bize biraz daha zaman kazandırabilir. - Ne için zaman kazandıracak?
Davayı sürdürmek isteyip istemediğimizi düşünmek için.
Neden...
Vay be.
- Eğer bunu yapmak istemiyorsan... - Ne?
Kararlı değilsen, şimdi söyle.
Arayacağım.
Dan.
Bırak da arabalar geçsin.
Baksana Mikey, bir şey...
Hemen geliyorum.
- Efendim, Jim. - Selam, tatlım.
Evet, evet, biraz gürültülü, kusura bakma.
Pekâlâ, yeni gelişmeler var, bu yüzden teşekkür ederiz.
Ne dedin anlamadım?
- Aaron. - Ne?
- Baksana, Aaron. - Beni duyabiliyor musun?
- Öylece çekip gidemezsin. - İzle de gör nasıl gidiyorum, zilli seni.
- ...ifade... - N'apıyorsun lan!
Önüne baksana.
Basabilir misin...
- Alo? - Orada mısın?
Geri zekâlı, yoldan çekil!
Beynin yeterince hızlı çalışmıyor mu?
- Sana ne söylediğimi anlamıyor musun? - Böyle devam et, götveren.
- İstediğini aldın. - Ne yapıyorsun lan?
- Dışarı çıkmak ister misin? - Sikeyim...
- Bunu ben alayım. - Ne yapıyorsun lan?
Kapa çeneni, sus, sadece sus.
Tamam, bunu siliyorum.
Gördün mü lan?
Bunu gördün mü? Çektin mi?
Bu senin son günündü, amına koyduğum.
Başka bir boktan iş bulma konusunda sana bol şans.
Dostum.
Baksana, baksana bi'.
Selam.
Bir konuda yardımın lazım.
Sokayım.
Hadi.
Bu da ne böyle?
Kurtuluşun.
Şaka yapıyorum. Bir oyunun provasını yapıyoruz.
- Millet, bu... - Dan.
Dan, yeni Aaron.
Herkesin yeri doldurulabilir.
İşte yerin, tatlım. Gel bakalım.
- Hayır, ben... - Hadi ama.
Ben aktör değilim.
Okuman var mı?
Seçmelere katıldı mı?
- İzleyebileceğimiz bir monoloğun var mı? - Klasik bir şey?
- Benim... - Ne? Nerede olman gerekiyor?
Otur ve bir saat rol yap...
- ...sonra... - Aynen.
...hayatına geri dönebilirsin.
Vurun onları! Ezin onları!
Ayrılın, aptallar. Kılıçlarınızı çekin.
Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz.
Barış mı? Bu kelimeden nefret ediyorum.
O kısım kesildi Lucian, biliyorsun.
Cehennemden nefret ettiğim gibi, tüm Montague'lerden de öyle nefret ediyorum.
Ve Capulet içeri girer.
Bu senin repliğin.
Senin.
- Bu gürültü... - Daha yüksek sesle.
Unutma, evin ta arkasına kadar.
Bu gürültü de neyin nesi?
Uzun kılıcımı verin, hadi!
Pekâlâ.
Ciddi misiniz?
En zor kısmı ilk satırı söylemektir.
Ondan sonrası tereyağından kıl çeker gibi gelir.
- Telefon yasak. Hayret bir şey! - Telefonlar sessize alınsın lütfen.
- Selam tatlım. - Selam, tatlım.
- Nasıl geçti? - Fena değildi. Şimdi bitti.
İfade tarihi belirlendi, gelecek ayın 12'si.
Orada mısın? - Evet.
Harika bir haber bu.
- Neredesin sen? - Şantiyede işim bitmek üzere.
Var mısın yok musun?
Mikey mi o?
Eve dönerken şampanya alacağım.
Ve ikinci perdenin sonu.
Tanrım, nasıl hâlâ bu kadar çok şey kaldı?
Pekala, yarın üçüncü perde. Herkes zamanında gelsin lütfen.
Aramıza hoş geldiniz, bayım.
- Bugün iyi iş çıkardın, Daniel. - Ben, devam...
Provalar için akşamları ve hafta sonları çalışıyoruz...
...çünkü herkesin gerçek işleri var.
Umarım sana bunun para getirmediğini söylemişlerdir.
- Şey, ben... - Aslında, bu bir kayıpla sonuçlanır.
Ailen var mı? Yoksa daha iyi.
- Sadece bu gecelik yardım ediyorum. - Üç yıl önce ben de böyle demiştim.
Işıklı panoyla ilgilenen var mı?
Sormak zorundaydım.
- Tanıştığımıza sevindim Dave. - Başkalarının eşyaları.
Sadece plastik bir kılıç. Neyim ben...
Eee, ne olmuş yani? Bunun plastik olmasıyla bir ilgisi yok.
Başkalarının eşyalarına dokunmamalısın.
Aksesuarlarla oynamamalısın.
Tamam, tamam.
Uzun kılıcımı verin, hadi!
Uzun kılıcımı verin, hadi!
Hadi, hadi!
Ha-ha.
- Biraz daha ister misin? - Hayır, çok iğrenç.
Nasıl yendiğini bile bilmiyorum.
Jim...asıl ifadeden önce...
...sorabilecekleri soruların üzerinden geçmek için...
...birkaç hazırlık toplantısı yapmak gerektiğini söyledi.
No comments yet. Be the first to leave one.