Metro

Metro

Download Turkish Subtitle

Release info

Metro 1997 WEBRip iTunes
Metro 1997 WEB-DL iTunes
A Commentary by ChristopherCavco
Turkish

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
webrip
BRip
Published on: 2021-07-24
Downloads: 27
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Hadi, Sevecen Kız!

-114'ten Roper'a. -Bastır Sevecen Kız, göster ona.

-Ben Roper. -Kod 2.

Grand ve dördüncü caddenin köşesi.

Hadi Sevecen Kız. Varış zamanı 5 dakika. Yoldayım.

Hadi, Sevecen bebeğim. Ona izin verme.

Hadi, kızım. Hadi, Sevecen Kız.

Sevecen Kız, seni tembel fahişe. Seni tembel koca popolu fahişe.

Sevecen fahişe yüzünden koca yarışı kaybettim.

Sırf sevecen olduğu için. Bir dahaki sefere

bu kadar sevecen olmayacaksın.

Binanın önünü boşaltın.

Temiz. Yerinizi alın.

Ben bunu aldım.

İç alan 97.

Hayır, bağlantılar kesik. Telefonu kesmiş olmalı.

Evet, işte şimdi geldi. Anladım.

-Komuta merkezi nerede? -İşte orada.

İki kişinin köşeye gitmesini istiyorum.

-Neler oluyor? -Şüpheli banka açıldıktan

kısa süre sonra gelmiş. Başarısız bir soygun.

Veznedar gizli alarma basmış. 17 rehinesi var. Birini vurmuş.

Bir bekçi. Ama hala yaşıyor. Şimdiye kadar istediği--

-Araba. -Ve havaalanında bekleyen bir uçak.

-Bunlar yerine getirilmezse-- -Bütün rehineleri beş dakika...

-...içinde öldürecek. -Doğru.

-Şüphelinin adı ne? -Earl.

Böyle bir ismi ancak komedi filmlerinde duyacağımı sanırdım.

Sonunda gelebilmene sevindim. Yüzbaşı Solis de gelmek üzere.

Earl hakkında bilgi var mı?

-Adam bir dahi değil. -Bunun için üniversite bitirmezler.

-Özel tim girmek istiyor. -Neden, bu hafta kimseyi...

öldürememişler mi? Adamımız uyuşturucu etkisinde olabilir.

459'dan sabıkası var. Bulundurmaktan da yakalanmış.

Hiç önemli bir suçtan içeri girmemiş.

-Bu adamın derdi ne böyle? -Sadece heyecana kapılmış.

-Telefonu yerinden söktü. -Yüz yüze konuşmam gerek.

-Hayır. Hiç sanmıyorum. -Sam, adamın elinde bir

yığın rehine var. Üstelik biri yaralı ve durumunu bilmiyoruz.

Bu kaçık telefonu sökmüş, silahı birinin kafasına

dayadığını söylüyorlar. Tim içeri girerse en az bir, muhtemelen

iki kişiyi kaybederiz. Girmeme izin vermelisin...

içerde her şeyin yolunda olduğundan emin olmalıyız.

-Bilemiyorum. -Adamın suç kayıtlarına bak.

Hiç böyle bir şey yapmamış. Daha önce kimseyi öldürmemiş.

İzin verecek misin yoksa burada yaralının kan kaybından

ölmesini mi bekleyeceğiz?

Bana bir düzine şekerli çörek, lütfen.

Bir insan bunu neden yapar ki?

Bir çatı ve bir tüfek her zaman işimi görür.

Komuta merkezi, pencerede yetişkin beyaz erkek görüyorum.

Silahını Asyalı bir kadının başına doğrultmuş.

Şüpheli siyah bir gömlek ve tişört giyiyor.

Birini öldüreceğim. Lanet olası arabayı vermezlerse

birini öldüreceğim.

-Sen de kimsin dostum? -Nasılsın, Earl?

-Scott Roper, görüşmeye geldim. -Kalkın. Kalkın, dedim.

Eller yukarı. Geri çekil. Olduğun yerde kal aşağılık herif!

Eller yukarı. Geri çekil.

-Olduğun yerde kal dostum. -Tamam Earl, duruyorum.

-Arkanı dön. -Üstümde silahım yok.

Ben görüşmeciyim. Silahım yok, gördün mü?

-Ellerini yukarı kaldır. -Sadece yokluyorum.

Senin yerine ben yokluyorum.

Elindeki ne dostum? Kese kağıdında ne var?

Sadece şekerli çörek, Earl. Bir süredir buradasınız

belki içinizde acıkan olmuştur diye size şekerli çörek getirdim.

Kese kağıdını bırak.

Tamam, sorun değil. Çörekleri yere bırakıyorum.

Sadece çörek, tamam mı? Earl, sakin ol.

Bana doğru gönder. Eller yukarı! Hepinizi görmek istiyorum.

Bana gönder, dostum. Bana gönder.

Al şunu. Al, dedim. Ağzını aç. Bana içini göster. Aç dedim.

-Çörekmiş dostum. -Ben de öyle dedim.

-Sana şekerli çörek demiştim. -Bu saçmalık dostum.

Onlara zehir koydunuz. O toz pisliklerden koydunuz...

-...beni haklamaya çalışıyorsunuz. -Sana oyun oynamıyorum.

-Sadece çörek. -Ye hadi. Birini ye.

Lütfen yeyin, çörekler için endişeniz olmasın.

-Çöreği ye. -Bak, yiyorlar. Gördün mü?

-Lanet olası arabam nerede? -Sana arabanı getireceğim

ama önce konuşmamız gerek. Bu işi doğru yapmamız gerek.

Önce o silahı çekmeni istiyorum. Adınız ne bayan?

Önce silahı Debbie'nin başından çek, tamam mı?

5 dakika içinde istediğim araba gelmezse, Debbie'nin...

-...beynini yerden kazırsınız. -Bu yapabileceğin en kötü şey.

Bu gerçekten yapacağın en yanlış hamle olur. Tamam mı?

Şimdi bir şeyi açıklığa kavuşturalım.

Birini öldürürsen, sana yardım edemem.

Anladın mı, sana yardım edemem. O zaman oyunun kuralları değişir.

Birini öldürürsen özel tim de seni öldürür.

Bunun için eğitim alırlar. Bunu yapmak için bekliyorlar.

Bir şeye bakmanı istiyorum. Buraya gel. Pencereden dışarı bak.

Sokağın karşısına. O pencerede bir nişancı var.

Şu anda tüfeğinin dürbününden tam sana bakıyor.

Yanındaki pencere? Orada da bir nişancı var.

Binanın her yerinde. Çatıda da bekliyorlar.

Ve emir aldılar. Eğer birini öldürürsen

bir kişiyi bile, seni öldürecekler. Ve umurlarında bile değilsin.

Seni öldürür sonra yemeğe çıkarlar, tamam mı?

Kahretsin!

-Şansım nedir dostum? -Şansın var.

Geçen ay Daly'de biri banka soymaya kalkmıştı.

Otobana kadar gitmeyi başardı. Polisler bir araba verdi...

-...otobana çıktı ve onları atlattı. -Sahi mi?

Ama o hiç kimseyi öldürmemişti.

-Nasılsın? -O adama ne yapıyorsun?

Harold'ı çıkarmak zorundayım, çok fazla kan kaybediyor.

Görüşmeci olarak bir yeminim var. Bir rehine olayına katılırsam

ve yaralı olanlar varsa yeminim gereği yaralı kişiyi güvenli

bir yere götürmek zorundayım. Şimdi istersen beni vurabilirsin

ama bir sonraki görüşmeci de aynısını söyleyecektir, tamam mı?

Sadece arabamı istiyorum.

Her şey yoluna girecek, herkes buradan dışarı çıkacak.

Arabamı vermezseniz bunu yaparım!

Arabanı getireceğim. Silahı Debbie'nin başından çek.

Bir kaza olsun istemeyiz. Her şey yoluna girecek.

Bana arabamı getir dostum!

Kapa çeneni!

-Ateş etmeyin. -Çabuk olun.

Bir kişi çıktı. Geriye 17 kaldı.

Tamam Harold, işte kurtuldun.

Bana silahını ver.

-Ne? -Bana silahını ver.

Tanrım, üç yıldır kimseye ateş etmemiştim.

-Neden şimdi ateş edeceksin? -Çünkü adam birini öldürecek.

Dışarda neler oluyor öyle!

Tamam, Earl. Ayarladım. Arabanı getirecekler.

Harold hastaneye gitti. Her şey yolunda.

Şimdi, herkesi çıkaracağız. Ama önce, bir iyilik yap

bir rehine daha ver. Debbie'yi ver.

-O lanet yaşlı moruğu aldın. -O sayılmaz, dostum.

Kan kaybediyordu ve ölecekti. Seni kurtarmaya çalışıyordum.

Onu götürmekle sana iyilik yaptım. Şimdi bir rehine ver.

-Debbie'yi ver. -Arabamı istiyorum.

Arabanı alacaksın ama bana birini ver.

Hadi, Debbie'yi ver.

Şunu al dostum. Onları al.

-Tamam, benimle gelin. -Gidin!

-Lütfen, beni öldürme. -İlerleme kaydediyoruz.

Herkesi buradan çıkaracağız. Herkes sakin olsun.

-Sana arabanı getireceğim. -Arabamı getir.

Arabanı getireceğim.

-Bir şey daha. -Ne?

Üstü kapalı mı olsun açık mı?

-Kahretsin. Üstü kapalı olsun. -Kapalı.

-Manuel ya da otomatik? -Otomatik!

Sakin olun!

-Sakın kımıldamaya kalkma. -Ateş etme, teslim oluyorum.

Herkes yere yatsın.

Kimse kımıldamasın. Yere yatın.

Ateş etme, dostum.

Yüzbaşı Solis, dedektif Roper'la konuşabilir miyiz?

Şimdiye kadar 9 kez görüşmelerde başarılı olunmuştu.

-Bu olayda farklı olan neydi? -Lütfen, bayanlar ve baylar.

Dedektif şu anda sorularınıza cevap verecek durumda değil.

Olay sırasında kimsenin ölmemiş olması bizim için sevindirici.

-Bize bir şeyler söylemelisin. -Dedektif iki saat sonra

merkezimizdeki polis brifing salonunda sorularınıza

cevap vermek için hazır bulunacak.

Şimdi, lütfen izin verin.

İşte birinci sayfa resmin hazır.

Bana işkence etmek için buraya kadar gelmen gerekmez.

-Sana aşık olduğumu biliyorsun. -Başlama.

Bana başlama deme, lütfen. Bak Ronnie, şu birlikte...

olduğun beyzbol oyuncusu var ya, hiç sağlam ayakkabı değil.

Sahi mi? Öyleyse bir düşünelim. Yılda iki milyon kazanıyor...

-...çok iyi biri ve bana da tapıyor. -Sana ben de tapıyorum.

-Scott, sen bahisçine taparsın. -Hayır, unut onu.

-Söylesene, o adamın adı ne? -Greg.

-Bak, Greg'in bacaklarının sakatlandığını duydum.

Biliyor musun, on yıla kalmaz tekerlekli sandalyesini

sürmeye başlarsın. Bu şehirde çok yokuş var.

Ne düşündüğümü biliyor musun? Beni yeniden istiyorsun...

-...çünkü elde edemiyorsun. -Ne düşündüğün önemli değil.

Önemli olan benim birlikte olmamız gerektiğini düş--

Beni dinler misin? Bu hafta birlikte çıkabilir miyiz?

İmkansız. Hazır çıkmaktan bahsetmişken. Troy ne olacak?

Onu çıkarmaya bir ay önce mi söz vermiştin?

Veronica, çok zor bir ay geçirdim, biliyorsun...

onunla ilgilenmem gerektiği biliyorum.

Seni özlüyor. Geleceğini söylediğimde gözleri parlıyor.

-Ama sen gelmiyorsun. -Ne diye bütün suç benim oluyor?

Cumartesi. Cumartesi birlikte oluruz. Ben sen ve Troy.

Parka gideriz, harika bir gün geçiririz. Büyük mutlu bir aile.

Sen ve Troy. Biz ikimiz yeterince birlikte oluyoruz.

Troy'un hayatında bir erkeğe ihtiyacı var.

Üstelik, Cumartesi Greg'le buluşacağım.

Ne demek Cumartesi Greg'le buluşacağım? Sen Greg'le

gideceksin ve ben de Troy'la bir parka mı takılacağım?

-Bu biraz saçma. -Saçma mı?

Evet, tam bir saçmalık. Ve bu Troy'un kafasını karıştırır.

Sence de öyle olmaz mı? Seni gazeteye bırakayım

bunu yolda konuşuruz. Seni götürebilir miyim?

-O benim arabam. -Artık değil.

Artık Silver Hills finans şirketine ait.

-İyi iş çıkardın, Scott. -Sağol.

-Bu gece ne yapıyoruz? -Kenarda iki yer.

-Kahramanımsın. -Yemekler senden.

Nasıl istersen. Solis'le görüşmem gerek.

More Turkish subtitles for Metro

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left