The first 200 lines.
Bir saniye, gönderiyorum.
Herkes burada mı?
Kapı açık kalsın.
Pekâlâ beyler
ve hanımefendi.
Adım Bob Glasser.
Verimi artırmak için merkezden, Akron'dan gönderildim.
Bunu yapmanın en iyi yolunun
çalışanların eğlencelilik oranını artırmak olduğuna karar verdik.
O yüzden size fıkra anlatacağım.
Bu arada, bu ofisin sınırları içinde anlatılan fıkralar
OSHA yönetmeliklerine uygun olmalı
ve fıkrayı dinleyenlerde, cinsel ya da başka açıdan
rahatsızlık yaratmamalı.
Bir rahip, bir bakan ve gey bir haham geneleve gider.
O ne?
G-Para. Burada çalışıyor.
-G-Para mı? -Lakabı bu.
-Burada çalışıyor demek. -Evet.
Bu kabul edilemez.
İnsan bu adama bakınca
sekiz farklı kıyafet yönetmeliğini ihlal ettiğini anlayabiliyor.
Evet ama G-Para'nın durumu özel.
Özel mi? O anlamda mı?
Sayesinde vergi indirimi falan mı alıyoruz?
Hayır, öyle özel değil.
Son üç yıldır şirketin en çok satış yapan elemanı.
-En çok satışı o mu yapıyor? -Günaydın G-Para.
-G-Para! -Günaydın G!
-Üç yıldır demek. -Üç yıldır.
-O tavus kuşu. -Evet.
Tamam. Onunla ofisimde görüşmek istiyorum.
-Tamam. -Geri kalanınız toz olsun.
Fıkrayı sonra anlatırım.
-Tamam. -Burası benim ofisim mi?
Genel satışta birinci.
Yan satışlarda birinci. Evet...
Etkileyici.
-Teşekkürler efendim. -Ama senin nasıl
diğer bütün satış elemanlarından
şey oranında fazla satış yaptığını anlamıyorum...
Yüzde 364!
Gerçeği söyleyeyim mi?
İşimi seviyorum.
Çok iyi.
-Sormam lazım Bob. -Neyi?
Yoksa o... İnanamıyorum ama...
Kusura bakma ama resmen aklım gitti...
O Blues Traveler mızıkası mı?
-Çok dikkatlisin. -Vay anasını!
-Şaka mı yapıyorsun? -Hayır, yapmıyorum!
-Ne? Sen... -Evet!
Hadi canım. Traveler hayranı mısın?
-Evet, Traveler hayranıyım. -Bak şimdi.
Traveler şehre geldi. Sahne arkasına geçtim.
Mızıkayı imzaladı, sonra mızıka kemerini takmama izin verdi.
Benimki o kadar müthiş değil ama 2014'te...
Popper, Red Rocks.
-Biraz yüksek. Bilirsin işte. -Evet.
Bilirsin, Traveler'da yapılanlar...
-Traveler'da olanlar... -...orada kalır.
Seyircilerin arasındayım,
-burnuyla mızıka solosu çalıyor. -Hadi canım!
-Burun solosu. -İnanılmaz.
-Evet! On dört dakika. -Ne?
-Evet. -Bir ara birlikte müzik yapalım.
Tanrım. Şu an bile yaparım.
-Çalıyor musun? -Evet. Kulağın var mı?
Çünkü bende müzik var.
Her gittiğim yere mızıka götürmediğimi mi sandın?
-Dalga mı geçiyorsun? -Aynen.
Ne? Olamaz!
ELLIE MAO HER YERDE
Ne istiyorsunuz?
Pardon?
Evet, sodalı şarap alabilir miyim?
Aslında hayır. Limonlu martini olsun.
Yazar menajeri olarak söyleyeyim,
çocuk hikâyelerinin sonunda herkesin ölmesi şart değil.
Bence bu hayatın bir parçası.
Ne kadar erken öğrenirlerse o kadar iyi.
-Tamam. -Evet.
Buraya gel.
Hayır.
Sen. Onlar. İkisi birden.
Hayatta olmaz! Sen gel.
Hemen döneceğim. Affedersiniz.
Ne oluyor Sara?
-Şu adama bak. -...renkleri belirtiyor.
Mekânsal ilişkinin münferit karışıklığı
işlediği evrenin içinde belirgin bir bitişiklik sunuyor.
İnsanı sanattan nefret ettiriyor.
Sahi mi? O zaman beni niye getirdin?
Aşk romanları yazıyorsun ve biriyle yatman gerek de ondan.
Bir daire küçük,
alttakiyse büyük. Neden?
Erkekler dışında bir şey konuşabilir miyiz?
Yazar menajerisin. Bechdel testini biliyorsundur.
Tamam. Teslim tarihini konuşalım mı?
Hayır! Onun dışında her şey olur. Keşke aptal avansı geri verebilsem.
Bir defa o avans için ben pazarlık yaptım.
Yani aptal değil, müthiş.
Hele de artık kimsenin okumadığı düşünülürse!
Kahretsin Sara.
İlham bulasın diye seni acınası kız mağarandan çıkardım.
Sana ufak bir soru: En son ne zaman seks yaptın?
-Bilmiyorum. -Yanlış cevap.
Cevap "367 gün önce."
Seks hayatımı uygulamayla falan mı takip ediyorsun?
Uygulama değil, mesaj.
Aslında çok iyi bir uygulama fikri.
Hayır. Bekârlığın tadını çıkarıyorum.
Kendime vakit ayırıyorum.
Bu mastürbasyon yapmak demek değil mi?
Ne? Tabii ki değil.
O zaman ben yanlış kullanıyormuşum.
Sara, dinle, üç ay içinde Axi'ye kitap teslim etmen gerekiyor.
Üç ay, tamam mı?
O manikürsüz parmakları hemen çalıştır.
Yoksa sözleşme bozulur ve kariyerin biter.
Otuzuna merdiven dayadın.
Seni dehâ olarak pazarlamak için son şansım bu.
-Otuz bir yaşındayım. -Alçalt sesini!
Artık bu dünya çocukların. Geçen yılki en büyük işim
yedi yaşındaki bir YouTube yıldızının anılarıydı.
Direkt ölsen yeridir. Cidden.
Çok özür dilerim.
Tanrım, aklıma komik bir şey geldi.
İnandığım şey şu.
Özçekim, dini bir coşkuyla yapılan
doyumsuz bir şeye dönüştü.
Havalı değil. Özçekim değil.
Bu diğer odadaki adam.
Adının Jeff olduğunu varsayıyorum.
Ne yapıyor?
Ya şimdi?
Şimdi. Ya şu anda yaşasaydık?
Zamanı durdurabilsek
ve şu an kendimiz olabilsek. Hemen şu an...
-Çok garip biri. -Biz, biziz.
Sen, sensin. O, o.
Budistlerinki gibi bir mutlulukla anda kalabilsek...
Hadi. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum.
Gözüne sokma da.
-Ben... Kim bu adam? -Hadi.
Benden önce ben olsam ama senden sonra olsa?
Bence dünya çok daha iyi bir yer olurdu.
Açıkçası bu tablonun konusu da bu.
Benim tablom.
Aynen ama.
Sigara içmiyordun, biliyorum ama artık içiyorsun.
Austin Powers'la baca temizleyici karışımı gibi görünüyor.
Hadi gidelim.
Tamam.
BU İYİ SANAT
Selam G, ne haber?
-Yaşıyorum. -Aynen.
G, şuna baksana.
Güzel.
DİKKAT, KIRILABİLİR
PLAJDA ÇOK GÜZEL BİR GÜN!
KELLY REDDET - KABUL ET
Selam!
Sara, hafta sonuna birkaç sayfa bekliyorum.
Nerede bu? Tamam mı?
-Duyuyor musun? -Evet, biliyorum.
Ben de çalışıyordum zaten.
Numaradan mı yazıyorsun?
Hayır.
Sahi mi? Demin ne yazdın?
Ne mi yazdım?
Bakalım. "Stefan elini Zelna'nın boynuna koydu."
Zelna mı? Pardon, Zelna mı dedin?
Evet. Zelna Pinks-tin-ton-ton...
-Baş kahramanımın adı. -Cidden Sara,
bu rahatına düşkün, narsist dönemin...
İğrenç!
...fazla uzadı.
Simon'dan ayrılman bana para kaybettiriyor.
Simon ruhunu satıp kafayı emekliliğe, hisse senetlerine taktı.
-Yani hayır. -Amma pislik bir herif!
Büyümüş ve sorumluluk almış.
Dünyadaki her kadının istediği şeyi yapmış!
Onu unutman gerek. Yarın Ben diye biriyle randevun var.
Gerçek bir sanatçı. Para kazanan türden.
Size şu sevdiğin,
bütün yemeklerin tadının aynı olduğu yerden yer ayırttım.
Hayır, gitmeyeceğim.
Ne dedin?
Hayır, gitmeyeceğim.
Bal gibi de gideceksin. Neden biliyor musun?
Çünkü gitmezsen seni ifşa ederim.
Herkes nasıl yaşadığını görür. Bunu ister misin?
İnsanlar stüdyo dairenin sefaletini görsün mü?
Sağa sola fırlatılmış eşofmanları?
Bir köşeye atılmış küflü, pahalı yemek kaplarını?
O acınası hayal panonu?
Anneni evine getiririm. Yemin ederim.
Durumu görmesini ister misin?
İyi, tamam. Kim ki bu adam?
No comments yet. Be the first to leave one.