The first 200 lines.
Sağ ol, ortak.
"The Walking Dead" önceki bölümlerde...
- Benden ne istiyorsun? - Ameliyat bekleyen bir arkadaşım var
ve onu ön sıralara götürmeni istiyorum.
-Bu adam çok tanıdık geliyor. -Evet, vagonda kıçını tekmelemiştim.
Neden yemek servisi yapıyor?
Kasabanızın adını ve oraya nasıl gidileceğini öğrenmem lazım.
Burası eski zamanlardan kalma bir şehir gibi.
Uyum sağlayamayan insanların dışlandığı yer.
Padişahın sol taşağı aşkına, ne yapıyorsun sen?
Erken uyandım ve uyuyamadım,
bu yüzden de romanını okumaya başladım.
Bekle, neredeyse bitirdim.
İyi de ben daha neredeyse bitirmiş değilim.
Şey, ilk bölümlerdeki bazı sahneler
bilinçli olarak bir bağlama oturtulmamış,
bu konular yazılmış olan ve ileride
yazılacak olan bölümlerde açıklığa kavuşturlacaktır...
Yalnızca beklentilerini geriye dönük olarak
idare etmeye çalışıyorum, hepsi bu.
Bayıldım.
Ve seninle gerçekten gurur duyuyorum.
İşe geç kalacağım.
Biliyor musun, dün bıçaklarımı bileylerken
seni düşünüyordum ve...
Bu durumda telaşlanmalı mıyım?
Ah, hayır. Kesinlikle içimde
cinai eğilimler uyanmıyordu.
Her halukârda bu özel kesici alet,
hayati önemde bir alettir.
Seni daha fazla görmeyi çok istiyorum.
Ve son zamanlarda işlerin bunca zaman alırken,
bunun işleri biraz daha hafifleteceğini düşündüm.
Eğer açık değilse, bu dairemin anahtarı.
Stephanie,
seni seviyorum.
Ben de seni seviyorum.
Peki işler iyi gitti mi?
Açıkça söylemek gerekirse,
onunla 17:30'da dondurma yemek için buluşacağım,
aama sonraki hamlem konusunda hâlâ emin değilim.
Ama bunun olumlu bir
netice olduğunun farkındayım.
Referanslarım o kadar kıstlı ki,
bundan sonrasını düşünemiyorum.
Onu seviyor musun?
Kesinlikle, güçlü bir şekilde.
Ve oa da aynı şekilde sevdiğini söyledi.
Öyleyse rahat ol.
Ciddiyim.
Bir kadın sana seni sevdiğini söylediğinde,
ona inan.
Stephanie. Ben Eugene.
Orada mısın?
Stephanie!
Stephanie!
Stephanie, ben Eugene.
Orada mısın?
Stephanie!
Ben Eugene.
Orada mısın, Stephanie?
Çeviri: Henok: İyi seyirler, sağlıklı günler.
İyi görünüyor. Baskı için kalıba koy.
Bekle.
İyi görünmediğini söylüyor.
Evet, onu ben hallederim.
"Er Davis'in anlatacak bir hikâyesi var.
Durduk yerde Commonwealth'un
dışına sürülmeyi göze alamazdı."
Doğru, almazdı.
Doktorlarından Travma Sonrası Stres Bozukluğu'ndan
muzdarip olduğunu doğrulayan bir ifade aldık.
"Hadi ama.
Askeri hekimlere askeri komutaya
güvendiğimden fazla güvenmiyorum.
Tyler Davis'e bir şey oldu.
Vali Milton'ı suçlamasına sebep olacak bir şey.
Onunla herkesin içinde yüzleşmeye değer bir şey.
Ve açıkça gerçeği gözden kaçırmak için sebepleri var."
Bu da bir yorum.
Diğer yorum ise Tyler Davis'in ruhsal bir kriz geçirmiş olması.
Ve bu iki yorumun sadece birinde
bunu destekleyecek gerçekler var.
"Kendisi gibi binlercesi olduğunu söyledi.
Bu ne demek oluyor?
Maskeli Balo'da..."
"Gerçekten Maskeli Balo'da ne olduğunu anlatan
bilgileri basmalıyız.
Ancak bunun yerine siz Vali Milton'un
basın açıklamasında söylediklerini tekrarlamak istiyorsunuz."
Hayır, Connie.
Vali Milton'un
basın açıklamasını yorumlamanı istiyorum
böylelikle bir dahaki sefere buna gerek kalmaz.
Eğer onunla konuşan kimse olmamışsa,
kimse onu görmemişse, hasta olduğunu nasıl bildirmiş?
Öyle bir şey demedim.
Tek bildiğim, o gelmediği için
burada olmam gerektiği söylendi.
Sakıncası var mı?
Burası özel bir yer.
"Tyler Davis... Avukatı var mı?
Hakkındaki suçlamalar nelerdir?"
Ben C.A.
Sağlık kontrolü yapmamız istendi.
Lütfen kapıyı açar mısın.
Orada yok.
Öyleyse hemen bir açıklama yapmak istiyorum,
olan biten hâlâ aklımda tazeyken
bildiğim son ayrıntıları kayıtlara geçirmek istiyorum.
Tabii ki. Karakola gel.
Evrakları doldurmana yardım edeceğim.
Hangi sıklıkla böyle gezilere çıkarsın?
İstediğim kadar değil.
Kulağa çılgınca gelebilir ama buradayken
şehirde olduğumdan daha iyi olduğumu hissediyorum.
Hiç de çılgınca gelmiyor.
İnsanlarımın çoğu da böyle düşünüyor.
Sen hâlâ senin insanların benim insanlarım olarak mı bakıyorsun.
Buranın nasıl işlediğini görmeni istiyorum,
çünkü bunun bir parçası olmanı istiyorum.
Her şeyi dikkate aldığımızda oldukça iyi iş çıkardım,
ama sözgelimi en tepeden de başlamadım.
Şu anda orada mısın?
Güç bela.
Vali Milton şehri yönetiyor.
Ama nasıl çalıştığını biliyorum.
Çünkü en alttan başladın.
Uzun zaman önce Milton ailesine rüştümü ıspatladım.
Eğer doğru insanlarla birlikteysen Carol,
senin için sınır gökyüzü.
Ve yukarılara doğru tırmanırken öğrendiğimiz şeylerde biri de şu:
herhangi bir organizasyonda iki tür insan vardır.
Bir yanda, paralı askerler var.
Bu insanlar para için işin içndeler ve konumları
hangi psikoljik arazları olursa olsun, üstesinden geliyorlar.
Öte yandan, vatanseverler, gerçek inananlar,
iyilik yapmak isteyenler var.
Gerçekte de öyle olup olmadıkları tartışmaya açık olabilir,
ancak organizasyona
yürekten inandıkları oradalar.
Bu yüzden mi buradayım?
Beni gerçekten inançlı biri yapmak mı istiyorsun?
Dosyanı okudum.
Akıllı olduğun için buradasın.
Sanırım bu pislikle başa çıkabilmeme
yardım edebileceksin.
Bundan ne sonuç çıkaracağın sana kalmış.
Biz neyiz?
Uyuşturucu satıcısı mı, kaçakçı mı?
Biz kaçakçıyız.
Ama düşündüğün gibi değil.
Burası tam olarak Commonwealth'ın bir parçası değil,
ama hem bizm onlara hem de onların bize ihtiyacı var.
Haşhaşları hastanede kullanılmak üzere afyon yapmak için kullanıyoruz.
Eğer zayıf görünürsek orada işler oldukça kasvetli hale gelecek.
Bunun olmamasını sağlarım.
Ama bazen bu, Moto gibi adamlarla uğraşmak anlamına gelir.
Sana ne olacağını söylemiştim.
Ben de senden bunu idare etmeni istedim.
Son partiyi işlemesi için onu ikna ettim.
Eliimden gelenin en iyisi buydu.
Hasatı vermeyeceklerini söylemiştim.
Zam istiyorlar.
Zam olmazsa çürümeye terk edeceklerine yemin ediyorlar.
Peki, neler yapabileceğimize bir bakalım.
Hey.
Tribünle birlikteyiz.
Sen İki Numarasın.
Evet, keşfettiklerimizin yanmasını bekleyin, dedi.
Pekâlâ.
Tamam, aşağı inelim.
Burada hâlâ biraz yer var..
Hazır olduğunda haber ver.
Pekâlâ.
Hadi başlayalım.
Hey.
Seni buralarda görmedim.
Nasıl gidiyor?
Beklenen parametreler dahilinde çalışıyorum.
Evet, hayır, yani bunu görebiliyorum.
Beni içeri alacak mısın?
Lazanya getirdim.
Bu boş bir tabak.
Oh, evet, afedersin.
Lazanya yapmadım.
Yiyecek götürüyorsan insanlar seni hep içeri almak zorunda kalır.
Evet, ne var ne yok?
C.A. aramadan vazgeçince
Stephanie'nin kaybolmasını bizzat kendim
araştırmaya karar verdim.
Gerçek şu ki, saatlerce bir tek
ipucu bile bulamayınca,
çaresizliğimin beni ele geçirmesine izin verdim.
Ta ki şans eseri bir karşılaşma yolumu kesene dek.
Bayım, bayım.
Bayım, sizinle konuşmam lazım.
Lütfen, konuşmam lazım...
1634 Racine.
Konut 1'de bir apartman.
No comments yet. Be the first to leave one.