The first 200 lines.
Şömine...
Şöminenin yanında kaliteli bir bira, en çok özleyeceğim şey bu.
- Orada içmene izin verilmiyor mu? - Hayır, sindirim sorunlarına yol açıyor.
Ağır reflü yapıyor.
- Ayık olmanı istiyorlar yani. - Aynen!
Odun ateşi başında bira keyfi. Özleyeceğin başka bir şey var mı?
Bilmiyorum. Belki kardeşim Elsa'yı özlerim.
Boğuk sesli, çizim yapmayı seven bir sarışın.
- Çaktın mı? - Sesim boğuk falan değil.
- Döndüğümde başkentte sanatçı olmuş olacak. - He, he.
Başarılı olacak, aksanını da kaybedecek.
Bu arada, annemle babamın odasını kullanacağım.
Kaptan Franck Martens... Buna alışamayacağım!
O kadar da büyük bir yolculuk değil.
Galaktik ölçeğe göre, yatak odasından banyoya gidiyorum.
Dünya bensiz güneşin etrafında birkaç tur atacak...
...ben de seninle birlikte atmak için geri geleceğim.
Evet...
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
UZAY GÖREVİ SIRASINDA KAYBOLAN FRANCK MARTENS ANISINA
İyi mi?
Al bakalım.
Bu elinle.
Harika.
Kendin yemek ister misin?
Elsa?
Elsa?
Bay Perrin'in durumu nasıl?
- Normal. - Nasıl yani?
Yavaş yavaş elden ayaktan düşüyor.
Bu yüzden pek hareket edemiyor...
...gömleğini iliklemekte, saçını taramakta...
...yemek yemekte zorlanıyor.
Genel olarak, günlük rutin şeylerde yani.
Yani durumu kötüye gidiyor ama stabil.
- Stabil mi yoksa kötüye mi gidiyor? - Kötüye gidişi stabil.
Güzel. Pekâlâ...
Bu hafta bol güneşli geçecek.
- “Kötüye gidişi stabil” mi? - Evet, öyle.
- Bak. - Müdür talimatları açıklar.
Pekâlâ, bu düz bir çizgi.
Görüyor musun? Yatay, stabil.
- Bu da düz bir çizgi... - Demek istediğini anladım.
- Sessiz olalım, lütfen! Teşekkür ederim. - Affedersiniz.
Yani, evet, aksi takdirde klima kendi kendine çalışır.
Bak...
Bay Perrin, diğerleriyle birlikte burada.
Ve gördüğün gibi, kayıp gidiyor.
Güzel! Herkese teşekkürler. İyi günler dilerim. Kolay gelsin.
Sağ olun.
Ben geldim!
Peki...
Terliklerimi yine kim aldı?
- Canım şeker çekti de. - Belli, belli.
Ama pişman oldum.
Az bir şey kalmıştı. Daha erken gelmeliydin.
Bildiğin gibi, çalışma saatlerini ben ayarlamıyorum.
“Ben ayarlamıyorum.”
- Babam nerede? - Nerede olabilir sence?
- Canın mı sıkkın? - Hayır.
- Sıkkın gibi sanki. - Hayır, her zamanki hâlim işte.
Bir şey unutmadın mı?
Al...
Sağ ol.
- Sonraya saklayacağım. - Daima ânın tadını çıkar.
- İyi misin? - İyiyim.
Ya sen?
- Var mı yeni bir haber? - Yok.
- Sende peki? - Bende de yok.
- Yiyebilir miyim? - Tıraş köpüğü seviyorsan...
Heykel için belediye başkanıyla görüştüm.
Durumu anlayışla karşıladı.
Durumu anlayışla karşıladı, ama heykeli boyamayı bırakmanı beklediğini de iletti.
- Ben bu hâlini tercih ederim. - Bunu çok iyi anladığını söyledi!
Her şeyden anlayan arkadaşına söyle, o durduğunda ben de duracağım.
Orada dur bakalım!
O benim arkadaşım falan değil.
Buraya biraz hava girsin, annemin bundan hoşlanacağından emin değilim.
- Burada ne hakkında konuşuyordunuz? - Pek konuşmadık.
Oturup gökyüzünü seyrettik.
Ve...
Bir şeyler hayal ettik.
Sadece bizim için gelecek olan büyük bir uzay gemisini...
Ve...
Oraya, çayıra iniyordu.
Annem ve babamla vedalaşıyorduk ve onlar ağlıyordu.
Sonra da çok uzaklarda bir sürü maceraya atılıyorduk.
Peki ben ne yapıyordum? Mal gibi tek başıma mı kalıyordum?
- Hayır. Sen doğmamıştın bile. - Bak sen şu işe!
Birbirimize söz vermiştik.
Bu kadar çabuk mu?
Aynen... Bebeği annesine geri götürmeliyim.
Kahrolası sokak lambası! Eskiden yıldızları daha iyi görürdük.
- Kırayım mı onu? - Kır!
- Vincent! - Ne?
Arabam da orada.
- Tamam, tamam... - Tamam!
Hadi be!
Elsa?
Siktir!
Hapı yuttum! Artık hiçbir şey göremiyorum.
Şimdi bak.
Çok güzelsin.
- Şu güzelliğe bak! - Tamamen sıradanım.
Bugün yemekte dana yahni var.
- Çok güzel daha yahni yaparım. - Öyle mi?
İçine muskat eklemek büyük bir hata!
Bak kim seni ziyarete gelmiş, yakışıklı görünüyor.
Bir tutam tarçın eklemek nasıl olur?
- Merhaba. - Merhaba.
Marie, yürüyüşe çıkalım.
- Guy, kocan. - Gel hadi.
Dalgalar...
...tuz, deniz serpintisi...
...martılar.
Kımıldama, lütfen.
Temiz hava.
Yüzünü okşayan rüzgâr.
Burada temiz hava sıkıntısı yok.
Cidden çok gıcıksın! Bekle.
Dinle! Şuna bak. Harbiden...
Bir şey göstereceğim.
Manzaraya bak! Cidden, inanılmaz değil mi?
Bu Laurent, salağa yatıyor.
Evimin manzarası bu.
İyi be, tamam.
En iyi arkadaşım gidiyor. Sevinçten havalara uçmayacağım.
Sen de gel benimle çalış.
İşten sonra plaja gider ve deniz mahsüllerinden yerdik.
Kabuklu deniz ürünleri, yengeçler...
- Midye & patates? - O da evet!
Mayonez, deniz salyangozu, ne istersen!
- Ama ben burada iyiyim. - “Ben burada iyiyim!”
- Yanıyorsun! - Marie-Rose.
Bırak beni!
Teşekkürler.
Rica ederim, Bay Lebon. İyi günler.
Sokayım...
Bayan?
- Neden kıpkırmızısın? - Kusura bakmayın, ben...
Damarlarını görebiliyorum.
Damarlarımı görebiliyorsun demek...
Elsa!
Fran... Franck?
Sesini duymak beni çok güzel.
Neredesin?
Sürüklenip durduk.
Ve şimdi, her şey kapkara.
Her şey boş.
Diğerleri...
- ...mürettebattan kimse kalmadı. - Benimle nasıl konuşabiliyorsun?
Sessiz ol... Buradalar.
Havada süzülüyorlar.
Gözleri üzerimde.
- Her yerdeler. - “Onlar” dediğin kim?
Düşünürler. Her zaman düşünürler!
Franck!
- Kafamın içindeler. Öleceğim. - Franck.
- Burada öleceğim. - Sakin ol. Toparlan biraz.
Açıkla bana.
Bir yol olduğunu söylüyorlar.
Beni geri getirebileceklerini...
...bunun sana bağlı olduğunu, kendine güvenmen gerektiğini söylediler.
- Hiç mantıklı değil. - Ne yapmam gerekiyor peki?
Bana...
...bir tohumdan bahsettiler.
- Ne tohumu? - Etrafına bir bak.
Birbirimizle konuşmamız, birbirimizi dinlememiz için bir tohum.
Anlamıyorum.
Elsa?
- Beni duyabiliyor musun? Elsa? - Frank?
Frank!
Eee? Ne işe yarıyormuş?
Tohumu kulağıma koydum.
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
- Seni çok özledim. - Ben de seni, minik kurbağam.
Heykelinin dikildiğini biliyor musun?
- Heykelim mi dikildi? - Evet.
Kavşağın tam ortasında.
Bırak beni.
Bırak beni dedim!
Anladın mı?
Franck.
- N'oluyor lan? - Franck, devre dışı bırakıldı.
Onu uyutuyoruz. Böylece, daha az oksijen harcıyor.
- Onunla mısınız? - Çevresindeyiz.
Kafamdan çıkın lütfen.
Bizim sana, senin de bize ihtiyacın var.
- N'olur. - Her şey bittiğinde çıkacağım.
- Onu geri getirecek misiniz? - Evet.
Ama önce bizi buraya getirmelisin.
Dr. Silva kim?
Neden Dr. Silva'yı görmek istiyorsun?
Benden hiçbir şey saklayamazsın.
- Elsa? - Bizden kimseye bahsetme.
İyi misin? Ne yapıyorsun?
Bizden kimseye bahsetme.
- Anladın mı? - İyi misin?
Beni yalnız bırak. Rahatça kusmak istiyorum.
Öğk, iğrençsin.
No comments yet. Be the first to leave one.