Judy

Judy

Download Turkish Subtitle

Release info

Judy 2019 BDRip x264-DRONES
A Commentary by sub.Trader

Tags

bdrip
bdr
x264
BDR
Published on: 2020-06-02
Downloads: 11
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Bu duvarın ardında ne görüyorsun?

Gözünde canlandır.

Hayal gücün var. Haydi.

Ben, Orta Batı’da küçük bir kasaba görüyorum.

Birkaç kilise.

Çiftçilerin kafaları birlikte çekebileceği 3-5 mekân.

Belki karıları bayramlarda saçlarını yaptırabilsin diye bir kuaför salonu.

Ben bu yerlere gidiyorum.

Kazancımızı bu insanlardan çıkarıyoruz maaşını onlar gönderiyor.

Filmleri ben yapıyorum Judy ama bu insanlara hayal kurdurmak senin işin.

Ekonomi berbat durumda, yine de paralarını sana yatırıyorlar.

Bir şey daha diyeyim.

İnan ki bu kasabaların her birinde...

senden daha güzel bir kız var.

Belki burunları daha kibar.

Dişleri daha güzel.

Ya da daha uzun ve inceler.

Yine de sende o kızların hiçbirinde olmayan bir şey var.

Nedir, biliyor musun?

Hayır, efendim.

Sende bir ses var.

Belki de seni Oz’a götürecek...

o güzel kızlardan hiçbirinin gidemeyeceği yere.

Yine de mutsuzmuşsun diye duydum.

Hayır, efendim, mutsuz değilim.

Sadece, kendime biraz daha zaman ayırabilsem keşke.

Zaman mı? Ne için?

Bilemiyorum.

Belki diğer kızlar gibi sinemaya gidebilmek için.

İşin aslı, o kızlar büyüyünce kasiyer olacak...

ya da bir çiftçi karısı, ilkokul öğretmeni.

Derilerinin ev işi yapmaktan zımparaya döndüğünü görecekler.

Bunu mu istiyorsun, Judy?

Sadece ev hanımı olmak mı?

Ya da bir anne?

Öyle bir hayatta, sesini bir kenara bırakman gerekir.

Unut gitsin.

Ama burada, bizimle, ailenle...

o ses seni 20 yaşına gelmeden milyoner edecek.

O vasat çocukların her biri, kendilerince seviliyor.

Zaman zaman buna içinin gidebileceğini görebiliyorum.

Onların o küçük hayatlarına.

Pek tehlike yok.

Pek heyecan da yok.

Onlar ait oldukları yerdeler.

Belki kendini onlardan biri gibi hissediyorsun.

Ama aslında değilsin. Sen bambaşka bir dünyanın insanısın.

Sadece benziyorsunuz, o kadar.

Ama gerçekten onlara katılmak istiyorsan da bu,

senin bileceğin iş.

El sıkışırız, şu kapıdan çıkıp gidersin.

Sana garanti veririm ki dışarıda,

Amerika’nın geri kalanı...

seni yutup, sonra da sonsuza dek unutmak için hazırda bekliyor.

Pasifik’e düşen bir yağmur damlası gibi.

Kimin umurunda? Kimse farkına bile varmaz.

Tabii ki stüdyoda kalmak istiyorum, LB.

Yerimde hangi kız olsa, Dorothy olabilmek için cinayet işler.

Çok özür dilerim...

Kimseye tek kelime etmedim zaten.

Sen benim gözdemsin, Judy.

Başka kim geldi?

-Bu sabah Shirley Temple vardı. -Herkes Shirley’ye bayılıyor.

Bakalım Judy nasıl çıkacak?

-Joey, yine mi uzadın? -Galiba.

En azından bir seferde uzayıp bitirsen olmaz mı?

Bir hafta sonunda aradan çıksa.

Her uzamanda yeni pantolon almak gerekiyor.

Babam, aldığım vitaminlerin uzattığını söylüyor.

Artık almayız o zaman.

Şaka yapıyorum, canım.

Annesini arabaya taşıyabilecek kadar...

uzun bir oğlumun olması muhteşem bir şey olacak.

-Lorna, tatlım, bakayım sana. -Önce ne yapıyoruz?

Her zamankini. Olur mu?

-Olur. -Harika görünüyorsun, tatlım.

Herkese merhaba!

Kalabalık aklını yitirecek.

150 Dolar.

Normalden daha az biliyorum ama...

Hayır, hayır, minnettarım.

-Pekâlâ. -Gerçekten.

-Hazır mısın? -Tabii.

-Beni takip et. -Yürü.

Pekâlâ, dostlar...

New York’ta yaptığımız gibi yapacağız, tamam mı?

-Umarım hazırsınızdır... -Tamam, gidelim haydi.

-Bu gece nasılsın, Altadena? -Hollywood’un gerçek efsanelerinden...

Bayan Judy Garland.

Bu gece sizin için çok özel bir sürprizim var.

Çocuklarımı da yanımda getirdim.

Ne yolculuk ama.

Çok geç oldu, özür dilerim.

Nasılsın, Georgie?

İyiyim, teşekkürler, Bayan Garland. Ya siz?

Yuvarlanıp gidiyoruz.

Şehir dışındayken bize mesaj geldi mi?

-Sanmıyorum. -Peki.

O zaman anahtarımı alabilir miyim, lütfen?

Bay Horowitz’e bir şey sormam gerek. Bir dakika.

Oda servisini çağırabilir miyiz, anne? Akşam yemek yemedim.

Olur, tatlım. Canın ne çekiyorsa.

-Bayan Garland. -Lütfen. Adım Judy.

-Konuşabilir miyiz? -Acil mi?

Ayakta duracak halimiz kalmadı.

Lorna tatlım, ne istiyorsan Peter’e söyle de getirsin.

Hamburger ve patates kızartması, lütfen.

Ben de bir kâse çorba alsam çok makbule geçer.

Bir de içki. Buzlu votka.

Hatta... Çorba kalsın.

Kaşık tutmaya bile mecalim yok.

Çok özür dilerim ama süitiniz tahliye edildi.

Nasıl tahliye edildi?

Cezası bitmiş miydi ki?

Adres bıraktı mı peki?

Korkarım borcunuz epey birikmiş.

Hayır, hayır, hiç sanmıyorum.

-Odanız tahliye edildi. -Etmeyin o zaman. Geri verin.

-Orada uyumamız gerekiyor. -Her şey yolunda mı?

Hayır, tatlım. Bu insanlar bize feci ihanet etti.

Bizi bir mendil gibi fırlatıp attılar.

Eşyalarınız depomuzda.

Bu şehirde nerede istesem kalırdım ama bu oteli seçtim.

Artık seçmiyorum.

En kötü düşmanımın bile burada kalmasına razı olmayacağım.

Gidelim haydi.

Rezalet.

Gel tatlım.

Lütfen şu an uyuma.

Hayır, hayır, hayır. Bunlar ötekiler.

Nereye gidiyoruz?

Roosevelt’e.

Orada geçen yıl kalmamış mıydık?

Tabii ama bizi severler.

Anne...

Brentwood’a doğru gidebilir miyiz, lütfen?

Joe, zile basar mısın, canım?

Kalmak mı istiyorsun yani?

Hayır. Onlar da yalnızca bu geceliğine kalıyor.

-Yarın okul var. -Biliyorum.

Takside uyudular. Bir şey olmaz.

Bu gece taksiye, otele vereceğimden çok daha fazlasını vermişimdir.

-Yarın gece ne olacak, peki? -Ne olmuş yarın geceye?

Yapma. Lafı çevirme.

Laf sokan sensin, Sid. Ne soracaksan, doğru düzgün sor.

Oldu o zaman. Çocuklarım yarın gece nerede uyuyacak?

Ben nerede istersem orada.

-Merhaba canım. Bir şey mi oldu? -Selam.

Uyuyamıyorum.

Süt ister misin?

-Gel buraya. -Hayır, yatağına git.

Biz getiririz, tamam mı?

Merak etme.

Kupalar nerede?

Yerlerini değiştirdim.

Eskiden bardakların olduğu yere koydum.

Çok saçma.

Film filan yok mu bu aralar?

Güvenilmezmişim.

Sigortalanamazmışım.

Üstelik bunlar, beni sevenlerin yüzüme söylediği laflar.

Yani, çok sağ ol.

Benimle alakası yok.

“Judy, bana bırak,

yeniden zirvede olacaksın.”

-Bak şimdi neredeyim? -“Nerede o, Sid?”

“Hasta mı? Bugün gelecek mi? Yıldızın nerede, Sid?”

“İkinizi de mahkemeye vermek zorunda kalacağımızın...

-farkındasın, değil mi, Sid?” -Başlama.

“Onu neden koruyorsun ki, Sid?”

-“Neler oluyor?” -Kapa çeneni, Sid.

Buraya gecenin köründe pat diye gelip...

Yataklarında olmaları gerektiğini biliyorum, tamam mı?

Bazen işler öyle gitmiyor.

Geç saate kadar dışarı kalıyoruz,

çünkü kimse öğleden sonra sahneye çıkmam için para vermiyor.

Ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmam lazım.

Okula gitmeye ihtiyaçları var, Judy. 10 saat gece uykusuna ihtiyaçları var.

Kes artık. Taksi çağır bana.

Okul dönemi boyunca velayetlerini istiyorum.

Cesedimi çiğnemen lazım.

İnan ki o gün çok yakın.

Sütü ver.

Ver şu sütü!

Sence de bunun biraz geç değil mi?

Neden çıkıp gitmiyorsun?

Bu adrese gidebilir miyiz, lütfen?

Teşekkürler.

Bu ev muhteşem.

Bak şu işe! Geldi gerçekten.

Ne var, erken mi geldim?

-Harika görünüyorsun. -Liza, tatlım, ne güzel olmuşsun.

Geldiğine inanamıyorum. Burada ne işin var?

Seni görmek istedim, tatlım.

-Los Angeles’ta daha kalacak mısın? -Bu aralar hiç bilemiyorum.

-İki gün sonra yeni şovum başlıyor. -Öyle mi?

-Gerçekten mi? -Evet.

Nasıl hissediyorsun, peki?

Bilmem. Sözleri ezberledim, şarkılar da benim ses aralığımda.

Pek düşünmedim sanırım.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left