The first 200 lines.
Sür Ya Da Öl'de daha önce…
Ne demek bu?
Kara Leke bu.
Korsan kodu. Biri ölmemi istiyor.
- Dün gece bir ceset vardı. - Olay kontrol altında.
Görüntü silindi, olay yeri temiz.
Hayır. Bir cesedi saklamanı istiyorum. Güvende tut.
Zor gün müydü?
Evet.
Başka yalan yok.
Öldürmek de yok.
Verilen işi tamamlayana kadar ajanım değilsin.
Donovan'ın pasaportu özel bir havaalanında kaydedilmiş.
Uçuşu Kuzey İspanya'ya, orada güvenli evi var.
Veronica Gillingsby mi? O kim?
Sensin.
Tanrım, İngiliz pasaportu.
Kim o?
Benim için dünyadaki en önemli kişi.
En iyi arkadaşım.
Sorunu yok edin.
Pardon. Affedersiniz. Yol verin.
- Tanrım. - Tanrım, çok pardon.
Hayır, benim hatam. Tamamen yanlış yere bakıyordum.
- Barselona binişleri… - Benim trenim.
Çok özür dilerim ama D platformuna gitmeliyim.
Tamam ama D şu tarafta.
Olamaz.
Bir kestirme biliyorum. Benimle gel.
- Üstünü başını batırdım. - Evet.
- Çok üzgünüm. - Boş ver. Sana gelmedi ya?
- Yok. - Güzel elbise.
Buraya plansız mı geldin?
Planım yok, tren abonmanım ve büyük hayallerim var.
Sonra gerçek dünyaya dönmem gerekecek.
Gerçek dünya ne?
- Hukuk. Avukatım. - Hadi canım. Ben de avukatım.
- Alanın ne? - Şirket hukuku.
Ama kamu avukatı olarak harika bir iş buldum.
Dünyayı kurtarmaya başlamadan önce
bir maceraya çıktım, sonra hiçbir şeye fırsatım olmayacak.
Harika Avrupa maceranda listende neler var?
Bütün klasikler.
Ve gün batımı.
Gün batımı mı?
Rehberde bir köy hakkında yazı okudum.
Güneş tam dağların arasından batıyormuş.
Kır yanıyormuş gibi aydınlanıyormuş.
Bazen çenem düşüyor. Affedersin.
Hayır, lütfen durma.
- Sağ ol… - Bu…
- Hayır. Önce sen. - Pardon, önce sen.
Teşekkür ederim.
Bugünümün en güzel bölümüydü.
Hatta haftamın.
Bekle!
Bu trene binmesen ne olur? Sonrakine binsen, olmaz mı?
Çok güzel, akıllı, dünyayı kurtaracak
eğlenceli bir avukat olarak
bana listendekileri anlatsan?
Ben de dünyanın en sıkıcı işinde az kazanan bir avukat olarak
seni etkilemeye çalışsam?
Ne dersin?
WATERLOO ULUSLARARASI İSTASYONU
SÜR YA DA ÖL
Ne düşünüyorsun?
Şeyi düşünüyordum…
Kullanat telefonumuz var.
İstersen çocukları aramayı dene.
Hayır, daha hazır değilim.
Konuşmak ister misin?
Evet.
Ama seninle değil.
Deb, lütfen. Yol boyunca 11 saat sessizce duramayız.
Ben durabilirim.
Peki. Bir şey önerebilir miyim?
Billy Donovan'ı bulup cevap alana kadar
yine arkadaş olalım.
Böyle soğuk soğuk bakmaya
geri başlayabilirsin sonra.
Pardon.
En iyi dostunun katil olduğunu öğrenince doğru tepki nedir?
Katil değilim, suikastçıyım.
Kötü insanları öldürüyorum.
Berbat, korkunç insanları.
Para için.
Bedava yapsaydım seri katil olurdum.
Ayrıca uzun süre yapamayabilirim.
Emekli etmeye çalışıyorlar.
Emekli mi etmeye çalışıyorlar?
Bana BBYGK dediler.
- Ne? - Belli Bir Yaşa Gelmiş Kadın.
Demiş olamazlar.
Elli yaşına geldim diye tuhaflaştığımı söylediler.
- Elli değilsin. - Ben de öyle dedim.
Hem 50 olsam bile işimde hâlâ çok iyiyim.
Sorun ne?
Arkadaki araç.
Tünelden beri peşimizde.
Belki ana yollardan uzak farklı bir yoldan gidebiliriz.
- İlk sağdan dön. - Tamam.
Tamam, Billy Donovan'ın güvenli evi şurada bir yerde.
Bu yolda kalırsak…
Siktir.
Evet.
Burada kriko yok.
- Emin misin? - Eminim.
- Bayan Williams'ın koyduğunu gördün mü? - Hayır ama hep koyar.
Benzinlikte lastiği delip krikoyu almış olmalılar.
Kim? Arnavutlar mı?
Bilmiyorum.
Jantla sürüp en yakın kasabaya gideceğim.
Lastik mi patladı?
- Bizi takip eden araç mı? - Evet.
Lastiğiniz inikti, gördüm.
Size yetişmeye çalışıyordum ama çok hızlı gidiyordunuz.
Havasız sürmek çok tehlikeli.
Judith!
- Kim yolladı? - Judith.
Seni kim gönderdi?
- Kes şunu! - Ne?
- Ya sadece iyi bir yabancıysa? - Hayır, bizi izliyordu.
- Lastik için uyaracaktı! - Ama İngilizce konuştu!
Çünkü İngiliz arabası sürüyoruz!
Silahı var Debbie! Bıçağı var!
Adam yontucu!
Bu kötü hayvan figürlerini yapıyor.
Bu küçük tuhaf hayvanları.
Ayrıca dondurması eriyor.
Kim insan öldürmeye giderken dondurma alır?
Ha siktir.
Merhaba, ben Sam.
Biriyle daha ilgilenmen gerek.
- Nihayet Billy Donovan'ı indirdin mi? - Daha değil.
Alman bir adam.
Bir sivil.
Sivil mi?
Ne? Hâlâ hayatta.
Hayatta olması daha kötü.
Neredesin?
Calais dışında bir yerde.
Araca takip cihazı takıp yolun dışına çekeceğim.
- Sonra… - Siktir.
Hay sikeyim!
Sam?
Süt var mı?
Dur, boş ver. Buldum.
Hey.
Evet, bu harika.
Ama kusura bakma, o gömlek çok pahalı.
Evet.
Şunu alayım.
Cam kapıya çarpmıştım.
Çok aptalım.
Kahve yaptım. İster misin?
Evet.
Kardeşin var mı?
Yoksa sen…
Pardon. Normalde böyle şeyler yapmam.
Yine böyle bir şey yapmak istersen bana haber ver.
Numaramı verebilirim.
Evet. Yani ben yazarım.
0-7-7-0-0-9-0-0-4-0-3.
Harika. Kaydettim.
Tamam ama şimdi beni çaldır da numaranı kaydedeyim.
Evet, tabii.
Tamamdır.
Hoşça kal Sam.
ULAŞIM YASASI GEÇTİ
Şaşırtıcı bir şekilde
Milletvekili David Claybourne bugün oylamada yoktu.
- Ulaşım Yasası'nı savundu. - Ceset.
- Hem de şiddetle. - Siktir!
Bacaklarına yüklen, beline değil.
- Dizlerini kır. - Kırıyorum!
- Onu sallamalıyız. - Elimden kayıyor.
Tamam. Evet. Oldu.
Ne yapıyorsunuz?
Çok pardon beyefendi ama bizi öldüreceğinizi sandık.
İriyim diye, değil mi?
Çok ürkütücü duruyorum.
Yok, hayır. Bizim hatamız. Ayrıca fiziğiniz çok düzgün.
Aracını çalacağız.
Ama yiyeceklerini ve bunları yanına koyuyorum.
O bir koyun.
- Koyun mu? - Koyun.
Tabii. Çok tatlı.
Hoşça kal.
Ben Sam.
Bu o değil. David Claybourne ne cehennemde?
Bende değil.
Nasıl yani? O nerede?
Bilmem. Ben almadım.
Sen aldın, otel odasındaydı.
Hayır, değildi. Herkes burada.
Tanrım.
Yönetici, bir milletvekilini kaybettiğimizi duyarsa boku yeriz.
"Boku yeriz" derken "ölürüz" anlamında.
Evet, anladım. Teşekkürler.
Hey!
No comments yet. Be the first to leave one.