The first 200 lines.
Ben Gibbon,
beş yaşından beri 723 itişme, boğuşma ve kavgaya karıştı.
Yılda yaklaşık 32,86.
Ve her birini kaybetti.
Böylesi bir sicili olduğundan, terapisti aslında kaybetmeye çalıştığını
ve aslında Ben'in amacının kazanmak olmadığını tespit etti.
Bu daha çok beyninde süzülen
ve hiç gitmeyen bir hisle alakalıydı,
hayatını hiçbir şey olmayan bir filmmiş gibi izliyordu.
Görebiliyordu ama hissedemiyordu.
O da bir şey hissedebilmek için şiddete başvuruyordu.
- Tanrım! - Ne olursa.
Gerçeklikten kopan ve kendi filmini zorla izleyen Ben,
en azından bu filmi seyircinin favorisi yapmanın yollarını arıyordu.
Bu, kavga ve kendini rezil etmeyle dolu amaçsız bir arayıştı.
AŞK
Ta ki ne aradığını dahi bilmezken aşkı bulana dek.
Ha siktir.
Ben'in dünyası bir anda hayat doldu
ve hayatına hiç tahmin etmediği kadar bir yakınlık duydu.
Ama sonra, tıpkı hayatına girdiği gibi
aniden gitti.
Ve böylelikle Ben, kendini başladığı yerde buldu.
Sakın kalkma fahişe.
Bir dakika.
Ha siktir beyler.
Kalbim hâlâ atıyor.
Oraya neden gidiyorduk?
Eğlenceli olacak.
Eğlenceli falan olmayacak.
- Döndüğünü duyduğun için değil mi? - Orada olacağını sanmam.
Evinden bahsediyoruz.
Davet bile edilmedik, değil mi?
Edilmedik.
Ben yüksek sosyete etkinliklerinde
terör estirme konusunda ünlü olduğundan Mukul'un endişesi makuldü.
Hatta son zamanlardaki hoş olmayan olaylar dizisinin ardından
alınan yeni uzaklaştırma kararı açık ve netti,
Ben Gibbon pek hoş karşılanmıyordu.
- Annen geliyor. - Benjamin.
- Tanrım. - Selam anne.
- Burada ne arıyorsun? - Beleş içki.
- Sağ ol, harika zamanlama. - Sağ ol.
Benimle gel.
Yasaklı olduğunun farkında mısın?
Köprünün altından çok su aktı.
Exeter Kulübü başkanını yumrukladın.
- Halıya işedin. - Evet, anladık.
Neden onu kontrol altında tutamıyorsun Mukul?
Oğlunuz bir anarşist Bayan Gibbon.
- O bir Demokrat. - O da nedir?
Anne onlar morluk, çıkmazlar.
Siz ot mu içtiniz?
- Hayır. - Evet.
- Evlat. - Baban.
- Batman. - Esas adam.
Ne oldu? Gerçekten güzel.
William'la Beatrice onu burada görürse
işler çığırından çıkar.
Gözlerim beni yanıltıyor olmalı.
Pek iyi görünmüyoruz, değil mi?
Küçük bir sıyrık, erkekleri bilirsin.
Konumuz bu değil.
Oğlun yasaklı.
Gözüm üzerinde, uslu duracak.
Değil mi Benjamin?
Teşekkürler.
Polisi aramam gerekiyor mu?
Zavallı gibi görünmemeye çalışır mısın?
Şehrin en seçkin bekârları bu gece burada,
sense köşede oturuyorsun.
Eğlendir beni, çabala. Kızımın bütün gece ne kadar
zavallı göründüğünü konuşmalarını istemiyorum.
Mary Rathcart, ailesinin yüksek beklentilerini ilk kez
12 yaşındayken boşa çıkardı.
Şehrin en prestijli özel okulundan atıldı.
16 yaşına gelene dek
kasabadaki tüm özel okullardan atılmıştı.
Ama babasının rakibinin kötü şöhretli oğlu Benjamin Gibson'a
âşık olunca fazla ileri gitti.
Haber yayılır yayılmaz skandal oldu
ve Gibbon'la bir daha görüşmekten men edildi.
Ve Mary'ye göre bu bir seçenek değildi.
Ben'le Meksika'ya kaçmak için gizli bir plan yaptı
ama planları başarısız oldu
ve Mary de yeteneklerinin çok daha disiplinli
bir ortamda işleneceği Paris'teki bir yatılı okula gönderildi.
Mary, Ben'e defalarca kez yazdı.
Öncelikle şöyle dedi...
Seni çok özledim.
Sonra da şunu sordu...
Beni unuttun mu?
- Daha sonra... - Siktir git!
Ama her nedense Ben hiç cevap yazmadı.
O da bir daha hiç yazmadı.
Ben'i ve arkasında bıraktığı dünyayı unutmak için elinden geleni yaptı.
Sorbonne'da okumak için Paris'te kaldı
ve yeni bir hayata başlamaya odaklandı
ama kalbi hep
bir türlü kurtulamadığı kronik yalnızlığıyla doluydu.
ÖZGÜRLÜK
Ama baskıcı babası onu hep yakından takip ettirdiği için
hiçbir zaman sandığı kadar yalnız olmadı.
Sonunda zaman, içindeki ateşi söndürdü
ve kafesinin konforunu arayan evcil bir kuş gibi
yorgun ve kırgın bir şekilde evine döndü.
Başladığı yere.
- Kapıya kadar geçirin dedim. - Benjamin de zaten gidiyordu William.
Ne oldu? Bir şey mi söyleyeceksin?
Bir görüneyim dedim.
Neden gözüne et koymuyorsun? Lanet bir suçluya benziyorsun.
Nesiller boyunca Gibbon ve Rathcart aileleri
birbirlerinin ezelî rakipleri oldu.
Buna kan davası diyenler bile olabilir
ve tüm kan davaları gibi
biraz kanla başladı.
1864 yılıydı.
Tarleton Rathcart ve Theodore Gibbon, New York'ta
yeni filizlenen haber endüstrisinin güçlü figürleri, Theodore'un gazetesinde
Tarleton'ın ayakkabılarını kötüleyen bir haber
yayımlanmasının ardından düelloya tutuştu.
Theodore, Tarleton'ın mermisine yenik düşerken son sözleri...
O düzenbaz Ratchart'a cehennemde görüşeceğimizi söyleyin.
GIBBON GAZETESİ
Yıllar geçtikçe iki ailenin de yayın organları
hızla büyüyerek bugün Gibbon İletişim
ve Rathcart Anonim Şirketi olarak bilinen
medya holdinglerine dönüştü
ve düello devam etti.
Bu, tarihin en hırçın medya rekabeti olarak da anılabilir
ama Henry Gibbon ve William Rathcart için
bu hiçbir zaman işle alakalı değildi.
Mesele kişiseldi.
Müsaadenle. Gel evlat.
Sen yetişkin bir adamsın.
Öyle davranmanın vakti geldi.
Defol.
Bu da neydi böyle? William biraz sertti, değil mi?
Mary dönmüş.
Dostum, paltolar.
Pekâlâ.
- Kes şunu! - Güvenlik!
Tanrım!
- Aldın mı? - Yürü!
Yine paltoları çaldı.
Walter, o benim paltom! Durdur onu!
Gibbon!
Mary'nin Paris sürgünü hızlı ve habersiz gerçekleşmişti.
Onu aradı, mesaj attı ama hiç cevap alamadı.
E-posta attı ama cevap alamadı.
Mary'nin yeri ve sessizliği bir gizemdi.
Ta ki Ben, onun Paris'teki maceralarını bir dedikodu gazetesinde görene dek.
Kalbi kırılan Ben, Mary'yle kullanmayı umduğu tek yönlü biletini kullandı
ve kimseye haber vermeden, dönmeye niyeti olmadan Meksika'ya gitti.
Yaşadığını göstermek için başvurduğu tek iletişim teşebbüsü,
ailesine gönderdiği şifreli bir mektuptu.
BEN YOKUM
Yedi ay sonra Mukul'la birlikte döndü.
Gizlilik yemini ettiler
ve nasıl tanıştıklarını hiç söylemediler
ama o günden sonra hiç ayrılmadılar.
Bunu sineye çekemem. Onca yıldan sonra
o çocuğun biraz büyüdüğünü sanırsın.
Henry'nin bu kez bir çek yazması gerekecek.
Hiç bulaşmasak daha iyi aşkım.
- Bunu çok sık mı yapıyor? - Ne zaman yüzünü gösterse.
O bakışı biliyorum Mary.
- Albümü çıkarayım mı? - Lütfen çıkarma.
Ailelerin çoğu çocuklarının hatalarının değil,
başarılarının kaydını tutar.
Annem hep, "Utanç en iyi öğretmendir." derdi.
Abartma, komik işte.
Düşmanımın başına vermesin.
Üçüncü sınıf karnesi, "hayret verici bir erken gelişme."
Çocuk kafadan kontak, aile servetini reddetti.
- Öyle mi? - Buna bayılıyorum.
Felix Graham'i hatırlıyor musun? Birkaç yıl önce onunla görüştü.
"Patolojik inatçılık."
Bir tahtası eksikmiş.
- Bu bir klasik. - Mesaj alındı.
O kavgaların ardında ölüm isteği varmış.
Bir çocuğa koyulan tanıya baksana.
- Ölüm isteği. - Yeter!
Ben Gibbon geçmişte kaldı,
tüm bu üzücü kararlar gibi.
Ve evde olman hiçbir şeyi değiştirmez. Anlaşıldı mı?
Mary eve,
ailesinin çatısının altına dönmenin
ön koşulunun sessiz ve uysal kalmak olduğunu biliyordu.
Sikeyim!
Mary.
Bir şey mi söyleyeceksin?
Hayır.
Genç erkek şebek, sürünün kontrolü için alfa erkekle yüzleşecek.
Genç, bunu sürdürürse
alfa erkek sert bir saldırıyla karşılık vererek...
...genç şebeği tek başına eş aramaya zorlayacak.
Selam yabancılar!
- Şerefe. - Şerefe.
- Lily. - Nihayet.
No comments yet. Be the first to leave one.