The first 200 lines.
Yirmi beş yaşında mısın?
Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü
Sakal beni lider gibi gösteriyor.
Sakal seni Charles Manson'a benzetmiş.
Şimdi dinle, sığınağa gitmeliyiz,
içeri girmeliyiz ve Alex'i öldürmeliyiz.
PARADISE'TA DAHA ÖNCE
Bana 25.000 kişilik bir yer altı
şehri tasarlamanı
istesem ne derdin?
Bu kadar büyük bir alanı kazmana izin verecek bir para yok.
Evimin mahremiyetini çiğnedin… Dengesizleştin.
Yardım edeyim.
Benimle daha fazla oyalanma Gabriela.
- Tamam, yapacak bir şey yok… - Çıkabilirsiniz Dr. Torabi.
Jane ne olacak?
En iyi gününde bile bir stajyerden ancak bir tık yukarıda.
Kız, silahlı Holly Hobbie.
Kızla ne yapacağımı çözmeye çalışıyorum.
- Çok şey biliyor. - Ben hallederim.
Kızına bakmak isteyebilirsin.
Ne yaptın lan sen?
Presley iyi.
Beynini dağıtacaktı.
Ama ölürsen işime yaramazsın.
- Sinatra devre dışı. - Şimdilik.
Ancak yerine geçecek biri olacak.
Yeter!
ÖLDÜRÜLDÜ
Kurduğum bu dünyayı beğenmiyorsan düzelt.
Kulağa çok abartılı geldiğini biliyorum.
ANTARKTİKA DEVİ UYUYOR
- Böyle bir şey olursa… - Bu olacak.
Ne yapacağız?
Kazabildiğin en büyük çukuru kaz ve içine gir.
- Sıradaki konuşmaya mı? - Hayır, ben tamamım.
Hey.
Hey.
Affedersiniz.
Hey.
Selam. Biraz daha fikir danışmayı umuyordum.
Bir içkiye ihtiyacım var.
Ben de içerim.
Sen şu bulut depolamacı hatundun, değil mi?
Fotoğraflı katılımcı listesi verdiler.
Sen ilk sayfadaydın. Cidden önemlisin.
Ne içiyoruz?
En pahalı neyin var?
Elli yıllık single malt, shot’ı 85 dolar.
Şişeden kaç shot çıkar?
On altı civarı efendim.
Şişeyi alalım.
Matematiğim doğruysa 1.360 dolar.
Matematiğim doğru.
Bu miktarın senin için bir anlamı yok, değil mi?
Dünyayı kurtarmak için lafı olmaz.
Bunun için onlarca yıl geç kaldın hanımefendi.
Demin şaka yapmıyordum.
Yapılacak tek şey bir çukur kazıp içine girmek.
Evet, çukur kazmak yapılacaklar listeme eklendi.
Ama bu felaket daha yaşanmadan durdurmayı tercih ederim.
Vay anasını, çok iyi.
Afiyet olsun.
Venüs Sendromu'nu hiç duymamışsındır.
- Hayır, duymadım. - Öyleyse sana tasvir edeyim.
Yakın bir gelecekte kaldera patlar.
Bu bir süper volkan.
Küresel tsunami, kül bulutlar, kıyamet.
Çoğu insan ölür. Ama hepsi değil.
Birkaç yıl sonra işler düzelir gibi görünür.
Sıcaklık dengelenir.
Hayatta kalanlar, "Başardık. Çok şanslıyız" diye düşünür.
Acele etmeyin aptallar.
Bu daha ilk perdeydi.
Soğuma durur,
hapsolmuş sera gazları kontrolü ele geçirir.
Sıcaklık artmaya başlar,
önce yavaşça sonra tamamen.
Hava yoğunlaşır, okyanuslar buharlaşır
ve kısa sürede basınç ayakta kalan her şeyi ezer.
Venüs'te de böyle olmuştu.
O gün hayatta kalanlar, keşke ilk gün ölmüş olsaydık, der.
Epeyce büyük sorunlara çözümler üretiyorum.
Ailemin nesiller boyu bir delikte yaşamasını istemiyorum.
Gereğini yapmak için gerekçem ve kaynaklarım var.
Bu milyarderler inanılmaz.
Paranın size süper güçler verdiğini sanıyorsunuz.
Trafiği sevmedin mi helikopter alırsınız.
Yabancıları sevmedin mi ada alırsınız.
Bunu düzeltebilecek tek bir şey var.
O da sizin bile alamayacağınız tek şey.
Neymiş o?
Zaman.
"CENETTE BAŞKA BİR GÜN"
Bayan Redmond?
Beni duyabiliyor musunuz Bayan Redmond?
Sam!
Ne surat asıyorsun? Kazandık!
DOKUZ YIL ÖNCE
ABD başkanı olacağım. İnanabiliyor musun?
Birazdan salonda "Uptown Funk" çalacak.
Ortalık kopacak.
Colorado Projesi şimdiye kadar ilerlemiş olmalıydı.
- Bu beni endişelendiriyor. - Dostum. Sakin ol.
Ben genç bir başkanım. Konuşma şeklim böyle.
Sam, artık bürokratik her engeli kaldırabilirim, tamam mı?
Sığınak yetişecek.
En kötüsü olsa bile ki şahsen buna inanmıyorum,
hayatının işi tamamlanmış olacak.
Mazel tov'u al.
Mesele asla sadece sığınak değildi.
Cal, işte buradasın.
Müstakbel Sayın Başkan, sizi arıyorduk.
- Bana söyle demiştiniz… - "Uptown Funk" mı?
- İki şarkı sonra. - Marsha, sensiz ne yapardım?
Asla bilemeyeceksiniz efendim çünkü benden kurtulamazsınız.
Bir şekilde başkan seçtirdiğimiz oğlum
aptalın teki.
Düşündüğün kadar da değil.
Evet, biliyorum. Bunu ona söyleme.
Yan projenle ilgili sorunların varmış.
Desteğini çekiyormuş.
Ürün sahibi. Satmıyor.
Teklifin iyi miydi?
Bu teknolojinin önemli olduğunu düşünüyorsun.
Onsuz sığınağın işe yaramaz mı?
Dünyanın kaderi buna bağlı diyebiliriz.
Bilim zırvalarını anlıyormuş gibi bile yapmayacağım
ama içgüdülerine güveniyorum.
Bu şeye ihtiyacın var ve bunu sana satmıyor.
Muhtemelen seni farklı biriyle tanıştırmanın zamanı geldi.
Ne zamandır baygınım?
Yaklaşık bir ay Bayan Redmond.
Ne oldu?
POLİS
BİR BAŞKANIN SÖZÜ İSTİKRAR, GÜVENLİK, GÜÇ
Hey!
Hey!
Bekle!
ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
Presley, arkadaşlarım kayboluyor.
Yeri bilinmeyen gizli bir hapishaneye götürüldüler.
Babanı yüceltmek adına her şeye X çiziyoruz.
Daha büyük bir şey yapmalıyız. Sevgiler, Jeremy.
Orada ne olduğunu öğrenmeliyiz.
Geride kim kaldı öğrenmeliyiz.
O çocuklara bir şey olmasına izin vereceğime ölürüm daha iyi.
- Xavier? Kimse yok mu? - Evet.
Hey. İyi misin?
Yaşıyor.
- Kim yaşıyor? - Sinatra.
Haberi yeni aldım.
Onu vurdum. Tanrım, silahlı değildi.
İçeri koştum, seni silahınla görünce ateş ettim.
- Tanrım, onu öldürebilirdim. - Hey. Senin suçun değil.
Jane, bana bak. İyi iş çıkardın.
Silahsız bir sivile ateş ettim. Eğitimimi tamamen görmezden geldim.
Dinle. Presley'ye ulaştın. Onu korudun. Bana ulaştın.
İyi iş çıkardın.
Orayı nasıl bildin?
Bilmiyorum.
Sanırım telsizden duydum
ve Xavier'ın desteğe ihtiyacı olabileceğini düşündüm.
Ben de… Bilmiyorum,
- oraya gidip onu vurdum. - Tamam, sadece…
- Tanrım. - Dinle, tamam mı?
Hepsi benim üstüme kalacak.
Başkan, kütüphaneci, Sinatra, hepsi.
Böyle olacak, garanti ederim.
Sen de buna izin vereceksin. Sinatra'yı sen vurmadın.
- Ben vurdum. - Ne?
Hayır, yok öyle şey!
Dinle. Kötü adam olmama izin vereceksin.
Diğer herkes temiz kalacak.
Duydun mu?
Karımı getirene kadar karşı koymayacaksın.
Anlaşıldı mı?
Evet.
Saçını fark ettim.
Sağ ol. Değişikliğe ihtiyacım vardı.
Kahve mi içiyorsun sen? Ne zamandır?
İçmiyorum. Benim için değil.
Rütbe kaybetmek fena.
Sizi korumak için her şeyi göğüslerim sanmıştım.
Üstüme daha da yük bindireceklerini bilmiyordum.
- Güzel olmuş. - Üzgünüm.
Başa çıkabilirim. Bize baktığın için minnettarız.
Minnettarlığınızı gösterebilirsiniz.
Beladan uzak durarak. Özellikle de sen.
Yine mi başlıyoruz…
Güzel saçlı Jeremy, tehlikeli bir zamanda tam Les Mis modunda.
En azından bir şey yapıyor.
Buradaki yetişkinler dışarıda olanları normalmiş gibi görüyor.
- Presley. - Jeremy'nin babası öldü.
Bizim babamız gitti.
Bunların hiçbiri normal değil.
Presley, bak.
Baban geri gelecek. Tamam mı?
O yüzden uslu durun, o gelene kadar sorun çıkarmayın.
Anladınız mı?
No comments yet. Be the first to leave one.