The first 200 lines.
-Merhaba. -Merhaba.
Günaydın.
Günaydın.
Teşekkürler!
ISABEL PREYSLER MY CHRISTMAS
Gazetede siz ve ailenizle ilgili haber
gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz Isabel?
Bu benim için her zaman ilginç olmuştur. Hem de çok.
Ailemle ilgili tüm haberler...
Sizi temin ederim ki birçoğu öyle değil... Yalan haber
ya da çarpıtılmış.
Ama evet. Üstelik, bu haberleri çok sık görüyorum.
Ve gazete bayimizdekiler...
bana ailemle ilgili tüm haberleri gönderiyorlar.
Satış elemanı yollar.
Otomatik olarak.
Isabel, kahvaltıda ne yersiniz?
İlk önce yeşil limonlu sıcak su
ve biraz vitamin alıyorum.
Sonra greyfurt suyu, kivi,
yine greyfurt, ama meyvenin kendisi
ve sonra keten tohumu.
Bunlar kuş tohumlarına benziyor, değil mi?
İşte bu kadar. Kahvaltının üstüne çoğu zaman hibiskus çayı içerim.
Hep aynı mı?
Ve kahvaltımı bitirene kadar...
rahatsız edilmekten hoşlanmam.
Yani, kahvaltımı bitirene kadar
güne başlamak istemem.
İnsanların arayıp bana bir şeyler anlatmasıyla güne başlamak istemem.
Kahvaltı sırasında kızlarınızla bile konuşmuyor musunuz?
Evet, çünkü kızlarım çoğu zaman
ben kahvaltı ederken içeri girerler. Saygı nedir bilmezler.
Ve şimdi torunlarım da çok sık geliyorlar.
Mesela, bu sabah torunum Mateo geldi.
Genellikle içeri giren en büyükleri Miguel oluyor.
Ve bana dedi ki, "Lala, ben kapı,
Mikey değil." Kapıyı kardeşi değil, kendisi açtı.
Kapıyı açan kendisiydi. "Evet, seni gördüm."
"Hayır, Lala..."
"Ben." O kadar gururluydu ki.
Torunlarıma çok düşkünüm.
Kabul ediyorum ki...
torunlar çok özel, öyle değil mi?
Bu belgeselle ilgili haberleri gördünüz mü?
Evet. Gördüm çünkü bana söylüyorlar.
Arkadaşlarım bana okuduklarını söylüyorlar.
Hiç bir projeye dahil oldunuz mu...?
Hayır, asla.
Son günlerde gergin miydiniz?
Son günlerde çok gergindim.
"Kendimi neyin içine soktum?" diye düşündüm.
Kameraların önünde yapamadığım şey...
Çocuklarımın sahip olduğu rahatlık bende yok.
Ve onların...
Kendilerini ifade ederken gösterdikleri rahatlık ve...
Bu çok ilginç, çünkü hayatınız boyunca kameraların önündeydiniz.
Evet, ama çoğunlukla fotoğraf çekimi.
Çoğunlukla fotoğraf, tüm hayatım boyunca.
Öyle insanlar vardır ki...
nasıl hissettiklerini çok kolay söyleyebilirler.
Onlar, hemen o anda... Bende o rahatlık yok.
Güçlü görünmeye mi çalışıyorsunuz?
Evet.
Ve güçlü olduğumu düşünüyorum.
Evet, "O kadar da güçlü değilim. Nasıl..." diye düşündüğüm zamanlar oluyor.
Mesela Miguel hastalandığında.
Bu çok ciddiydi.
Birkaç saniye içinde hayatınız tamamen değişiyor.
Gece uyuduğumu
ve sabah uyandığımda "Bunun başıma geldiğine inanamıyorum"
dediğimi hatırlıyorum.
Peki ne yapmanız gerekiyor? Daha güçlü olun. Başka bir seçenek yok.
Zamanınız olduğunda, cam bardakları
görmemiz gerekiyor. Bazıları çatlamıştı.
-Yani... -Evet. Bunları değiştirmemiz lazım.
Elías'a onları getirmesini söyleyeceğim. Onları kontrol edeceğiz ve...
-Evet. -Ve onları değiştireceğiz.
-Bunu yapmamız lazım. -Evet.
Kırık bardak istemiyorum ve bize tüm bir set lazım.
Elías'la konuşacağım. Onları kontrol edip, ihtiyacımız olanları
-sipariş edeceğiz. -Mükemmel.
Ve sonra, La Despensa de Palacio. Siparişi verelim mi...?
Evet, tabii ki.
Evet, bence... Hediyeleri ayın 24'ünden önce alsak iyi olur.
-Tamam. -Her zamanki gibi 44 tane mi alalım...?
Evet. Hatta, ben olsam 48 tane ya da daha fazla sipariş ederdim.
Tamam, onları arayacağım.
Bir de... Ah, bu önemli. Noel için bodrumu toplamaya başlamalıyız,
kutuları... Toparlayalım, çünkü şu an tam bir felaket.
Harika. Çok iyi.
Bunun üzerinden geçebiliriz ve bunu bu günlerde...
-Mükemmel. -...yapacağız. Hepsi bu.
Ben aşağıda olacağım zaten. Beni arayabilirsiniz...
-Mükemmel. -...her konuda.
-Aklına bir şey gelirse... -Tamam.
Bankayı da hallettin mi?
Hepsi bitti ve halledildi.
Mükemmel.
-Çok iyi. -İyi. Teşekkürler.
-Gitmeden önce. -Harika. Teşekkürler.
Gitmeden önce ben... Gitmeden önce ben sana haber veririm.
-Neye ihtiyacınız olursa. -Sana söylerim.
-Teşekkürler! -Teşekkürler!
Her şeyi Alicia ile hallederim.
Tesisatçıdan bankaya kadar. Her şeyi.
Beni dergilerde, televizyonda gören insanlardan mektuplar alıyorum.
Noel'de çok fazla posta alıyoruz ve hepsine de cevap veriyoruz.
Bu evde binlerce şey var.
İhtiyacımız olabilecek bir perde ya da kazan dairesinden...
Bir evde her zaman binlerce şeyin onarılması gerekir.
Günaydın hanımefendi.
Günaydın, Elías.
Sönmüş bir ampulü değiştiriyorum.
Harika, çok iyi.
Çok fazla yardımcım var,
onlar olmadan bu evi idare edemeyeceğimi biliyorum.
Hayatımı çok keyifli hale getiriyorlar.
Onlar kesinlikle benim elim ve ayağım.
Ramona evin aşçısı.
Herkes hakkında her şeyi biliyor.
Hastalanırsanız, size, içinde ne varsa
bir tavuk çorbası yapar, böylece hemencecik iyileşirsiniz.
O, bu evin kalbi.
Benim için bu evde şoför çok önemli.
Rafael ayak işlerimi gayet iyi yapıyor.
Ona güvenim tam.
Elías sonradan öğrendi. Daha sonra geldi.
Mükemmel bir şekilde uyum sağladı
ve evdeki herkes onu çok seviyor.
Onlar da bu ailenin bir parçası.
Bu eve güzel bir hava katıyorlar, biliyor musunuz?
Ziyaretçiler bana her zaman "Buraya gelince mutlu oluyorum" derler.
Bu evde çok iyi hissediyoruz.
Isabel, nasılsın?
-Merhaba, Blas. -Öpeyim.
Bakalım bugün ne yapıyoruz.
-Başlayalım. -Bakalım.
Bu egzersizle başlayalım.
Sabahları Blas'la biraz egzersiz yapıyorum.
Dizlerini biraz bükmeyi, öne bakmayı, belini geriye çekmeyi unutma
ve kollarımızı hızlıca hareket ettiriyoruz.
O kadar da eğlenmiyorum.
Son tekrarlar.
Eğer hoca gelmezse bunu yapmam.
...iki, bir. Tamam, bu kadar.
-Nasıl hissediyorsun? -İyi.
Tatildeyken bana her zaman
"Eliptik bisiklete bin,
"şunu yap" ya da "bunu yap" der. Ben de "Evet, tabii." derim.
Ama yapmam. Sadece o varken yaparım.
"Hanımefendi, hoca geldi." Ve sonra aşağı inerim.
Ama gelmese, yapmam. Yok.
Egzersiz konusunda çok tembelim.
Çok iyi.
Nefes alıyoruz...
İspanya'ya isteksizce geldim çünkü
ailemin hiç sevmediği
Filipinli bir erkek arkadaşım vardı.
Ve neredeyse her hafta öğle yemeği için eve gelen bir rahip vardi
ve annem onu benimle konuşturuyordu.
Dedi ki "Bak Isabel,
"ailen seni Madrid'e göndermeye karar verdi.
"Oraya git ve iki yıl içinde
"hâlâ bu çocuğa aşıksan,
"ve onunla evlenmek istiyorsan, sizi evlendiririm.
"Ama önce iki yıllığına İspanya'ya gideceksin."
Ve İspanya'ya gittim.
-Rafael. -Evet?
-Bugün fotoğrafçı yok mu? -Bugün yok hanımefendi.
Daha önce kontrol ettim ve kimse yoktu.
Tamam. Bu çok iyi. Manyak gibi sürmeye gerek yok.
Nereye gidiyoruz?
Bir araba var.
-Şey... -Fotoğrafçılar var, Rafael.
Evet.
Bakın, fotoğrafçılar.
Acele edelim.
Tamam, hanımefendi.
Mikrofonlarıyla birlikte.
Evet. Mikrofonlarıyla oradalar.
Bizi takip mi ediyorlar?
Hayır, etmiyorlar hanımefendi.
Herkesi takip ettikleri için evde işler karışıyor.
Herkes onların dikkatini çeker.
-Evet. -Gazeteciler.
Ama bu arabayı bilmiyorlar. Bilmiyorlar ki...
Bu camlar filmli mi?
-Evet hanımefendi, öyleler. -Mükemmel.
Nereye gidiyoruz hanımefendi?
Massi'ye.
-Massi'ye, mükemmel. -Evet.
La Castellana'dan mi geçeceğiz?
Evet, hanımefendi.
-Eskiden orada yaşardım. -Öyle mi?
Amcam ve yengemle, evet.
La Castellana'da mı?
Madrid'e vardığımda, evet.
Bunu bilmiyordum.
Tam buralarda.
No comments yet. Be the first to leave one.