The first 200 lines.
CASTAWAY DIVA
Al.
Bu ne?
İLAÇ
Lütfen Bo-geol'e iyi bak.
Amanın.
Şimdi şöyle…
Bakın… Ben…
Yarası ağır değil.
Şey…
Sizden saklamaya çalışmıyordu ama…
Saklamaya çalıştığını biliyorum.
Bilmezden gelirim.
Jung Bong-wan'ı iyi tanıyor musun?
Evet. Biraz tanıyorum.
O adam benden
daha mı yakışıklı?
Tanrı aşkına.
Yanınıza bile yaklaşamaz.
Evet. Biliyordum.
Vazgeçmeyecek, değil mi?
Evet.
Onu ihbar edersek kimliklerimiz açığa çıkacak.
Ama böyle korku içinde yaşamak da olmaz.
Ne yapsam bilmiyorum.
Yerimde olsan sen ne yapardın?
Yok artık.
Ben ne anlarım?
Ama Bay Kang,
Ki-ho, yani…
…Bo-geol bir seferinde bana bir şey demişti.
Bu kadar yalan yeter.
Niyetiniz iyiydi, başka çareniz yoktu
ama yalan yalandır.
"Yalan söyledikçe
risk de büyür" demişti.
Sonra da kontrolden çıkarmış.
Sorunuza
iyi bir cevap oldu mu?
Sağ ol.
Bir çözüm varmış meğer.
Çok üzgünüm Bay Kang.
-Baba. -Woo-hak.
Hani çiçek düzenleme kursuna gidiyordun?
Onları alıyor muydun?
Evet. Şey…
Neden yalan söyledin?
Kurs bahanesiyle nereye gidiyordun?
Woo-hak. Konuşmalıyız.
Neden yalan söylüyorsun? Endişeleniyorum.
Woo-hak.
Ben
polise gidip
kimlik çaldığımı itiraf ettim.
Ne?
Karakola gitmek için bu bahaneyi kullanıyordum.
Baba.
Çok geç olmadan itiraf ettim.
Neden?
Neden öyle yaptın?
Hani derler ya,
gizledikçe günahlar ağırlaşırmış.
Taşıyamaz hâle gelmeden
kefaret ödememiz lazım.
Kasap dükkânındaki Bayan Shin var ya…
Evet.
İmzanı istiyor.
Şeker kutusuna mı?
Evet.
Altı yıldır buraya onun için geliyor.
Bana da şunu imzalayıver.
Vay!
Çok güzel çıkmış!
Bir çıktı da ben alabilir miyim?
Tamamdır.
Kocam kurstan gelsin, bir çıktı daha almasını söylerim.
Kusura bakmayın. Kapalıyız…
Hiç değişmemişsin.
Aynı duruyorsun.
Burayı nasıl buldun?
Ne durumda olduğunuzu çok merak ediyordum.
Benim ne durumda olduğumu
sen hiç merak ettin mi?
Çık dışarı.
Maalesef çıkamam.
Sizi bulmak için o kadar uğraştım.
Ki-ho nerede?
Burada değil.
Neredesin?
O zaman beklerim.
Varmak üzereyim. Dört dakika kaldı.
Bo-geol. Uğruna bir saat kuyrukta beklediğin
o mantı çorbası vardı ya?
Orası hâlâ açık mı?
Bay Jung.
Ki-ho gelmeyecek.
Sen de mi buradaydın?
Evet.
İş gezisinde, bugün eve gelmeyecek.
Tamam. Gidip alırım.
Demek haklıydım.
Onlarla yaşıyordun Mok-ha.
Neden yalan söyledin?
Sen çok mutlu görünüyorsun…
…Jae-kyung.
Neden buraya geldin?
Karımı görmeye geldim, başka nedene gerek var mı?
Hemen git buradan.
Yoksa polis çağırırım.
Çağır bakalım.
Geldiklerinde onlara sorarız,
ailemi aramak için buraya gelmem
yasal mıymış, değil miymiş.
Hem gelince polis de bir şey sorar.
Gerçek kimliklerinizi.
Ne istiyorsun?
Eve dön.
Aynı evdeyim.
Chae-ho ve Ki-ho'yu da getir.
O zaman günahlarınızı
görmezden gelirim.
Alo? Polis mi?
Mok-ha.
Burası Hyeseo-ro, Gangjung-gu'daki Kardeşler Kuaför.
Mok-ha, seni…
Yaklaşma!
Peşime takılan sapık
şimdi de iş yerime geldi,
olay çıkarıyor.
Ne yaptığının farkında değilsin.
Aman. Şimdi de tehdit etmeye başladı.
Lütfen acele edin!
Bravo.
Ben de polise gidip
hepinizi şikâyet edeceğim.
Hiç durma.
Hayatım, sen git.
Woo-hak, dışarı çık.
"Hayatım" mı?
Bizi şikâyet etmen bir şeyi değiştirmez
çünkü ben itiraf ettim bile.
Sendin demek.
Karımı baştan çıkarıp
-çocuklarımı elimden alan sen miydin? -Hayır Bay Jung!
Mok-ha!
Seni adi…
Woo-hak, dur. Yapma!
Hayatım!
Yapma!
Sakın yapma!
Sen
Chae-ho'sun herhâlde.
Kes sesini.
Kocaman olmuşsun.
Oğlum benim.
Kes sesini!
Yapma Woo-hak! Bu kadar yeter!
Bırak beni!
Yapma!
Hayır! Bırakın beni!
-Tutmayın! -Woo-hak!
-Bırakın! -Woo-hak!
Yapma!
Woo-hak!
-Woo-hak! -Bırakın!
Hayır!
Woo-hak!
Selam.
Ne oldu?
İyi misin?
Evet.
Woo-hak'ın omzu incindi, hastaneye gitmişti.
Az önce aradı.
İyiymiş.
Herkes iyi.
Artık hepsi bitti.
Mok-ha!
ACİL SERVİS
Gidebilirsiniz.
Teşekkürler.
Ki-ho.
Babanı görünce
geçmişi abinden niye sakladığınızı
sonunda anladım.
Baban
hiçbir şeyi hak etmiyor.
Hatırlanmayı hak etmiyor.
Mutlu olmayı hak etmiyor.
Hiçbir şeyi hak etmiyor.
Sokaktaki yabancıdan bile daha kötü.
O yüzden
baban için
üzüldüğüne değmez.
Zamanını
harcamana da değmez.
Öfkeni bile hak etmiyor.
Onu
sil gitsin.
Abinin hafızasından
babanı nasıl sildiyseniz
No comments yet. Be the first to leave one.