The first 200 lines.
NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ
Evimdeyim millet.
Salondaki çeşitliliğe bir bakın.
Her renk.
Seattle hakkında en çok bunu seviyorum.
Herkese her renk karışmış.
Güzel şeyler.
Latin kökenliler var.
Bir şekilde yukarı yüzmüşsünüz.
"Devam et!
Tanrı şahidim olsun mijo. Devam et!"
Buraya ilk taşındığımda... Yani burada yaşarken
ilk Kızılderili kumarhaneleri burada açılmaya başladı.
Muckleshoot gibi. Hatırlıyor musunuz? Hâlâ açık mı?
- Evet! - Muckleshoot?
Ama bir Asyalı söyleyince Kızılderiliden çok Asyalı gibi geliyor.
"Muckleshoot. Oynamak ister misin...
Nerede oynuyorsun? Muck... Muckleshoot.
Muckle... Muckleshoot'da 21 oynuyorum."
Kızılderililere ayrılmış bölgeye gidersiniz. Hiç Kızılderili görmedim.
Daha çok... Hiç görmedim. Hep Vietnamlılar ve...
Çinliler var.
Hepsi bu. Kızılderili görmek istiyorum. Bir tane. Bana bir Kızılderili verin.
Pocahontas'ı görmek istiyorum. Sadece bir Pocahontas.
Yalnızca bir Kızılderili bayan verin. Bir Kızılderili bayan.
Yemin ederim onu bulunca her şey bitecek.
Biter. Seksi bir Kızılderili eşim olsun istiyorum, evlenelim
ve on çocuğumuz olsun.
Ne zaman arabaya binsek söyleyebileyim...
One little, two little Three little Indians
Four little, five little Six little Indians
Seven little, eight little...
İzlemeye bayılıyorum... Kadınların gülmesi en sevdiğim.
Çünkü kadınlar güldü mü tam gülüyor.
Umurlarında değil.
Komikse "Aman Tanrım. Değil mi?
10 Kızılderili. Şarkıdaki gibi sayıyor be!
Çok komik!
Çok komik!" diyorlar.
Kadınlar hem güler hem ağlar.
Kadınlar hem güler hem ağlar çünkü duygusal yaratıklar.
Size bir duygu veremezler. "İki tane vermem lazım!
Ciddi misin? Mutlu musun?
Siktir! Siktir!
Ciddiyim dur! Siktir!"
Ve şunu yaparlar. Bu ne?
Çünkü ağlıyorlar ve bu onların gözyaşlarını kurutma şekli.
Gözyaşlarını yellemek. Sadece su!
Suyu yelleyemezsin!
Duştan çıkıp "Tanrım duş bir harikaydı.
Aman Tanrım! Geç kalacağım!" diyemezsin.
Kadınlar hem güler hem işer. Umurlarında değil.
İnsan içinde. İnsan içinde! Arkadaşlarının önünde.
Umurlarında değil. Derler ki,
"Komik değil mi?" "Biliyorum. Biraz işedim.
Yemin ederim." "Biraz mı? Gayet fazla sürtük!"
"Sikimde değil. Komik. Bu komik."
Kadınların gülmesine bayılıyorum.
Durmanı istediklerinde seni tehdit ediyorlar,
durmazsan işeyecekler. Seni tehdit ederler.
"Dur. Ciddiyim dur! Yemin ederim altıma kaçıracağım!
Dur! Aman Tanrım! Dur! Dur dedim! Altıma kaçıracağım.
Bak, bak işte!
Cidden.
Sen delisin."
Bu harika.
Bakın o ağlıyor!
El nerede? Ona bakın! Ve kucağına bakın. Çiş.
Az önce altına kaçırdı. Bunu çektik değil mi?
Hollywood'a hoş geldin kaltak.
Dediğimin aynısını yaptı. Şöyle yaptı, sonra böyle
ve "Aman Tanrım. Dur! Altıma sıçacağım!
Altıma sıçacağım. Sıçmamı istiyor musun? Sıçarım."
Yarı beyaz yarı Filipinliyim. Ben buyum.
Bu da demek oluyor ki babam ordudaydı.
Şaka bile değil.
Gerçek bu.
Birçok asker bu ülke için savaşıyordu.
Babam ise flört ediyordu.
Ben onun Purple Heart madalyasıyım.
Ben küçükken babam bana ırkçılığa kaçan şeyler söylerdi.
Irkçılığa kaçan. Ama şaka yaptığını bilirdim. Babam.
Sofrada otururken "Annenle neden evlendim, biliyor musun?"
"Neden?" dedim.
"Çünkü Çin yemeğine bayılırım."
"O Filipinli baba."
"Her neyse.
Pilav pilavdır."
Ha siktir? "Pilav pilavdır!"
Aşırı ırkçı!
Amerika'ya gelmek için annemin yaptıklarını yok saymıyorum.
Siktir et. Bu onun telaşı. Bu onun telaşıydı.
Tanrı seni kutsasın anne.
Bir askerle takılıp Amerika'da doğum yaptın.
Tanrı seni kutsasın anne. Yapması gerekeni yaptı.
Bir Filipinliyle takılıp Filipinler'de doğurabilirdi.
Filipinler'de bir komedyen ne kadar kazanıyor biliyor musunuz?
Bir tavuk ve parmak arası terlik. Sikerim öyle işi.
Parmak arası terlik sevmem bile.
Annem harbi kadındı.
Annemle babam ben 10-11 yaşındayken boşandı.
Annem bizi tek başına büyütmek zorunda kaldı. Her şeyi tek başına yaptı.
Zor iş. O...
Bazen biraz fazla zor.
Neredeyse yasa dışıydı ama...
Rezildi.
Annem bizi asla doktora götürmedi.
Bizi hâlâ Filipinler'deymiş gibi büyüttü.
Gerçek bir Filipinli kadın gibi her şeyi evde tedavi etmeye çalıştı.
Hastaneye gitmek için ölmeniz gerekirdi.
Vay anasını. Annem her şeyi Vicks VapoRub ile tedavi ederdi.
Vicks Vaporub!
Çocukken dokuz kez ölmüş olmam gerekirdi.
Bu resmen istismar! Bir keresinde zatürre olduğumu sandım.
"Anne sanırım zatürreyim."
"Vücuduna daha fazla Vicks süreyim Joseph.
Her yere sürelim Joseph. Ayak altına sürüp
çorap giydin mi
zatürre ayağından çıkar Joseph."
Vicks'e boğulmuşum.
Polisi aramalıydım.
Bir sefer o kadar hastayım ki... Gerçek olay.
"Anne iyi değilim. Uyuyamıyorum. Uyuyamıyorum anne." dedim.
Annem parmağını Vicks'e batırdı
ve göz kapaklarıma sürdü.
Göz kapaklarıma!
Öyle bir yandı ki. "Anne yanıyor!
Gözlerimi açamıyorum!" dedim.
Annem de "Artık uyuyabilirsin.
İyi geceler Joseph." dedi.
Umurunda değildi.
Acımasız.
Bize hiç vurmadı. Annem bize asla vurmadı. Yalnızca bizi çok korkuturdu.
Küfretmeyi severdi ve şöyle esnerdi.
Bunu yapardı! Bunu Amerika'ya o getirdi!
Bunu yapan herkes bilsin ki bunu annem başlattı.
Hepimize yaptı. Ne kadar utanç verici biliyor musunuz
140 cm boyunda bir kadın tarafından alışveriş merkezinde tehdit edilmek?
"Lanet olası Foot Locker'dan çık. Foot Locker'dan çık!"
"Foot Locker'da değilim bile!"
Ağlar ve anneme derdim ki "Anne çocuğum olunca
senin bana yaptıklarını onlara yapmayacağım."
Annem bana baktı... Yemin ederim... Elini omzuma koydu,
"Joseph bana söz ver, olur mu?
Asla çocuk yapma." dedi.
Hayallerimin içine sıçtı. Size söylüyorum:
Komedyen oldum. Filipinli bir annenin
doğasına aykırı bu.
Filipinli bir anneniz varsa yapmanız gereken kariyer seçimi bu değil.
Filipinli anneler çocuklarının büyüyünce ne olacağını önceden belirler.
Bunu uydurmadığımı biliyorsunuz.
Burada bir sürü Filipin kökenli var... Biliyorum...
Hemşiresiniz.
Bugün bir şovda yaralanmak için güzel bir gün...
Çünkü bir hemşire çıkıp
"Aman Tanrım, başına soğuk kompres yapın.
Ayakları yükseltin! Yükseltin... Ayakları yükseltin." diyecek.
"Yahu 'yükseltmek' ne demek?" "Kaldır! Siktiğimin ayaklarını kaldırın!
Salak mısınız?"
Ve ben... Hemşire olduğunuz için sizle taşak geçmiyorum.
Harika bir iş, harika olanaklar, iyi para.
Sadece diyorum ki, hayaliniz bu değildi.
Bu Filipinli annenizin hayaliydi.
Annem, benim bile hemşire olmamı istedi. Taşak mı geçiyorsun?
Filipinli anneler çocuklarının hayallerinin ortasına sıçar. Yalan değil.
Yalan olmadığını biliyorsunuz. Hayaliniz olamaz.
"Neden bahsediyorsun... Hayal mi?"
Anneme komedyen olmak istediğimi söyledim. "Neden?" diye ağladı.
"Neden komedyen olmak istiyorsun Joseph?
Tüm teyzelerin hemşire, kuzenlerin hemşire.
Bu ailede hiç palyaço görüyor musun?
Ben görmüyorum. Sen görüyor musun?"
Hayalimin ortasına orada sıçtı.
Bana baktı ve şöyle dedi: "Joseph sana komik olduğunu kim söyledi?
Ben söylemedim."
Bu berbat.
Diyorum... Hemşiresin, Tanrı seni kutsasın.
Ama bazı hemşireler var ki
hayallerinin peşinden gitmemiş.
Hastanedeki bazı hemşireler
bir Jabbawockee olmayı diliyor.
Neden bahsettiğimi biliyorsunuz.
"Beni röntgen için takip et." "Seni takip edeyim..."
Vay anasını bu hemşire dans edebiliyor.
"Hep hayalimdi.
Annem bana inanmadı."
Hay sikeyim.
Ya hemşire ya postacı.
Postacı bir başka güçlü seçenek.
Annem ağladı ve önerdi
"Joseph postacı ol.
Dayıların postacı, kuzenlerin postacı."
Üvey babam beyaz. O bile postacı ya!
Yemin ederim. "Fred neden postacı oldun?" diye sordum.
"Annen bana postacı ol dedi.
Hayallerimin içine sıçtı."
Okuldan eve geldim
ve annem, beni postaneye girmeye ikna etmesi için dayımı çağırmıştı.
Tam da bu... Değil mi? Çok sikik değil mi?
Okuldan eve geldim, dayım orada.
No comments yet. Be the first to leave one.