The first 150 lines.
Yine muhteşem bir yemek, Peg.
Biliyor musun, tatlım, inanılmazsın.
Çocukları ihmal ediyorsun, evle ilgilenmiyorsun
ama yine de yemeği getirmeden hemen önce soğutmayı başarıyorsun.
Bunu nasıl yapıyorsun?
Sanırım, Al, seni çok da umursamamak için kendimi yeteri kadar umursuyorum.
Böyle zamanlar, tam da seni yukarı çıkarıp
çatıdaki o deliği tıkamak istediğim zamanlar.
Şimdi dinle, Peg, benim bir haftalık tatilim bu gece başlıyor.
Yani, daha önce gitmek istediğin herhangi bir yer varsa
çocukları al, bavulları topla ve bir hafta sonra tekrar görüşelim.
Bu sene değil, Al.
Seni ne zaman yalnız bıraksam evi darmadağın ediyorsun.
Bu sene, zamanın olduğunda yapmaya
söz verdiğin tüm o işleri yapacaksın.
Bakalım. "Evliliği mükemmelleştir."
Hayır. Bu daha çok kendin yap tarzı bir iş.
Hadi bakalım. İşte yapabileceğin işler.
"Evi boya, çimleri ek,
camların sızdıran yerlerini kapat, çamaşırları yıka...
...tuvaleti tamir et, yağmur oluklarını temizle."
Eğer zamanın kalırsa "Çocuklarla konuş."
Bud ve Nancy'nin her ikisiyle de mi?
-Onun adı Kelly, Al. -Her neyse.
Dinle Peg, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bu benim boş haftam.
Ama, tatlım, bu ev işlerini sen yapmazsan kim yapacak?
Neden Sid ve Nancy olmasın?
-Adları Bud ve Kelly. -Evet, onlar.
Kapıya bakar mısın, Peg?
"Kapıya bak." İyi geceler, tatlım.
Steve. Tanrım, bugün benim şanslı günüm olmalı.
Neden? Asgari ücrete zam mı geldi?
Dinle, Al. Hatırlarsın geçen hafta,
senin tatil haftanda balığa gitmekten bahsediyorduk?
Bizim için
oltaya atlayan balıklarla dolu bir gölde bir kulübe kiraladım.
Vahşi doğa tam da böyle olmalı.
Her yerde "girmek yasak" işaretleri var.
On dakika ötede bir 7-Eleven var.
-Ne diyorsun? -Ne mi diyorum?
Kendine gel, Peg benim iyi vakit geçirdiğimi duyarsa, o da ister.
-Kulübe ne kadar süreliğine bizim? -Tam beş gün.
-Beş gün mü? Adamım! -Şimdi, dinle, Al.
-Bu kulübe bana $250'a patladı. -Benden özür dileme, Steve.
Eğer beleşe gidiyorsam şikayet etmeye hakkım yok.
"Sevgili Peg,
Bunu okuduğun zaman, bununla ilgili yapabileceğin hiçbir şey olmayacak.
Acil bir balık gezisine çağırıldım.
Bir haftalığına evde olmayacağım.
Çocukları alır ve beni terk edersen seni suçlamam.
Ama eğer yaparsan köpeği de unutma.
Sanırım bu bir elveda. Sevgiler, Al."
"Al."
Merhaba, Steve. Marcy.
Steve, onun geziye gittiğimizi anlamasından korkmuyor musun?
Ne tür bir adam olduğumu düşünüyorsun?
Karısı olmadan bir hafta ortadan kaybolacak bir adam gibi mi görünüyorum?
Peggy nerede? Hadi, Peg!
Gitme vakti!
Marcy, sen misin?
Evet! Hadi, çocukları kaldır! Balığa gidiyoruz!
Sessiz ol. Al'ı uyandıracaksın.
Çok sevdim. Tam bir kır evi.
Hava da muhteşem kokuyor.
Evet, yani, nefes alabiliyorken al.
Al yerleştikten sonra, ayakkabılarını çıkarır.
Evet, Peg, bu saç kurutma aleti senin.
Bu şişe sular da senin Marcy.
Sanırım bu fıtık da benim.
Çok güzel bir kulübeymiş, Steve.
İyi iş, Bay Rhoades.
Çok sevimli değil mi?
Kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş.
Tam bir çöplük.
Kelly, sana oltalarla ilgili bir şey açıklayayım.
Onları yere atarsan kırılırlar. O zaman baba balık tutamaz.
Baba balık tutamazsa anneye sarar.
Baba anneye sararsa burada canlı hiç kimse kalmaz.
Gelmeyi ben istemedim ve doğmayı da ben istemedim.
Peg?
İşte, onun ay başı, Al.
Ne diye onu getirdik, o zaman?
Bir ayı daha ucu ucuna atlattın mı, Kell?
-Anandır. -Babandır.
Şimdi, çocuklar, küfürleri evde bırakalım.
Şimdi, bak Kelly, buraya iyi vakit geçirmeye geldim.
Bunu neden yapmak zorunda olduğunu anlıyorum ama neden şimdi yaptığını değil.
Git buradan.
"Git buradan, baba."
Tabii, tabii, tabii. Odam nerede?
Hepsi bu kadar.
Yani yatak odası olmadığını mı söylüyorsun?
Elbette yok. Burası bir kulübe.
Burası bir hela.
Bu yer Steve ve bana küçük bir servete mâl oldu,
sen de burayı seveceksin.
Hadi, millet. Biraz eğlenelim.
Biliyorum. Hadi alışverişe gidelim.
Buraya gelirken hoş, küçük bir köy bakkalının önünden geçtik,
erkekler gömleklerini çıkarmış, odun kesiyorlardı.
Yani, ne derler bilirsin.
Hiçbir zaman yeteri kadar odunun yoktur.
Ne yapacağımızı biliyorum. Haydi bir doğa yürüyüşüne çıkalım.
Yaprak ve ok başı sarmaşığı toplar
ve vahşi yaşam fotoğrafları çekebiliriz.
Sonra soyunup "Bu Toprak Senin Toğrağın" şarkısını söyleriz.
-Seni bilmem ama ben balığa gidiyorum. -Seninle geliyorum, dostum.
-Erkek erkeğe değil mi, Bay Rhoades? -Lafı ağzımdan aldım.
Kızlar! Nasıl ama?
Hayır.
Bu da ne, Al?
Aybaşları, Steve.
Üçü birden.
Üçü de tek seferde. Ne yaptılar, birbirlerine mi sattılar?
Aslında, bu oldukça sık görülen ilginç bir olay.
Bir kız koleji yurdunda yaptıkları bir araştırmayı okumuştum,
kadınların çoğu aynı anda ay başı olmaya başlıyorlardı.
-Biz ne yapmalıyız şimdi? -Yemek yiyelim!
Peg, anlaşmayı biliyorsun. Biz tuttuk, sen temizleyeceksin.
Temizledim.
Onunla neden hiçbir yere gitmediğimi anlıyor musun?
Şimdi, Al, panik yapmayalım.
Kadınlar böyle zamanlarda
şefkat, sevgi ve anlayış isterler.
İyi günde, kötü günde hep beraber.
Marcy, hadi biraz konuşalım.
Olur.
Hadi 14 ay önce ben o filmi izlemek istediğimde,
sen nasıl yorgundun, bunu konuşalım.
O gri kazağı giydiğin günü konuşalım mı? O kazaktan nefret ediyorum.
Senden nefret ediyorum, Steve.
Seninle ilgili her şeyden.
Aldığın her nefesten, yaptığın her hareketten.
Siz, bayım, leş gibisiniz.
Kendimi çok şişmiş ve çok çirkin hissediyorum.
Bana ne kadar kötü davrandığını görüyorsun değil mi, Peg?
Yani, Marcy iyi durumda.
Bud, git ve kız kardeşine hoş bir şeyler söyle.
-Baba, ondan hoşlanmıyorum bile. -Kim hoşlanıyor? Sadece git.
Kell.
Gıdı sana çok yakışıyor.
Sıra sende, baba.
Yok, oğlum. Ben, Custer gibi keşif erlerini kullandım.
Bunu bize niye yaptıklarını biliyorsun, değil mi, Steve?
Çünkü biz eğlenecektik.
Bu yüzden bu ay başı zımbırtısını uydurdular.
Erkeklerden önce, kadınlar ay başı olmuyormuş.
Tanrım, o zamanlarda yaşamak güzel olurmuş.
Kimin iyi bir kadın olduğunu biliyor musun? Veronica.
Bilirsin, Archie Comics çizgi romanından?
No comments yet. Be the first to leave one.